|
12 Ocak 1986 Pazar MEVLÂNA’yım ben! 1 Kumdan yola çıkacağız, dağların yücesinden bakacağız, her dileyene dilediği kadar suyunu dökeceğiz. Cümlenize selam olsun. Aydın gelen yolum ile kendini bulanlara, dilenen her kapıda selam verilsin. 2 “Ay doğdu, yıldızlardan yolunu sorana güldü; dert olanı sildi, YUNUS gönlünü her sofraya verdi.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: 3 “Dört kapıya baktı isen, kendini bilirsin; her ocakta çubuğunu yaktı isen, gerçeği bulursun. DOST; doğduğun gün yanındadır, doyduğun an yönündedir.” dedi, YUNUS’um ayağına giydiği yemenide yolun tozu kalmadığını söyledi, selamladı. 4 “Gölgeden geldim yayan, Güneş’te buldum ayan; derman dilese kulu, derim ‘Gönlümde olanı sayan.’ Demde güzel söylenir, darda her söz peylenir. Gel DOST’a gidelim, gel gerçeğe güdelim; aldık sevdik, kaygumuzu satalım!” dedi, KAYGUSUZ söze dumansız katıldı: 5 “Her kuşun, sesi de, süsü de ayrıdır. ‘Verdiği gayret, yeterli mi?’ denirse; ‘Bilgisi kadar.’ diyelim, dayandığı destekte güvendiğine havale edelim! Yastık başa, rastık kaşa, barındığın yuvanda duvarın taştan taşa. Azdan çekinme, çoktan kaçınma! Olduğu gibi güzel, bildiğin her olay bilmediğini örter.” dedi, KAYGUSUZ hekim ile söyleşti. (h.i ile mi?) EYVALLAH. 6 “YESEVİ’yi bekledik, yakaya GÜL’ü sakladık. Geldi aldı, sevgi ile bağladı. 7 Yaralı kuşa kement atılmaz, dalda ise el ile tutulmaz, ayağıma gelen sürüden dumana yer verilmez.” dedi, YESEVİ Doğu’dan Batı’ya aşık olan ile söyleşti. 8 “RABİA yemeniyi başa
bağladı, ‘RABB’im!’ dedi güzelden güzele ağladı, YESEVİ’ye
sordu; ‘Düğüm üstüne düğüm atılır mı? Pişen aşa soğuk
su katılır mı?’ Elbet yeri geldiğinde elde fener
görecek, yeterli gelen her konuda atılan düğüme RABİA
gülecek. Fistana yama diye vurduğumuz; güzelin örüldüğündendir,
-(‘Düğüm
üstüne düğüm.’; pekiştirmek mi oluyor?)- halinden aldığını gönülden
verdiğini görüldüğündendir. 10 “Somunu yarıya böldüm, birini benim
bildim, öbürünü kuşlar ile kedilere verdim.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: 11 “Kuşlar lokmamı yedi, havada
döndü-döndü; kediler lokmamı yedi, döndü yürüdü, biriken suda gölgesini korudu. 12 Ay’dan gelen ışığa
baktım, sonra da ocağımı yaktım. Ağacıma bol suyu döktüm, meyvesi
dolsun, her gelen alsın diye. Çoluk çocuk bağrıştı, seyre gelen
alıştı. 13 GÜZEL’in var ettiği, gerçekten
zor ettiği, yoldan yolcuya dar ettiği her günde; bilelim ki, RABB’im
her yönde. Zan, O’nu bilmeye yeterli değildir! DOST dersen; kendinde olan
gerçeğe yönelmiş olursun, ne gelirse gelsin O’nun ile bilirsin.” MEVLANA’yım! 14 El ile verdiğin, selden geleni
gördüğün, kayıtsız şartsız ördüğün; BÜTÜN’ün
bağladığıdır, gönlünde olanın senden beklediğidir. 15 ‘Bir mendilim var ise, somunuma yeterlidir.’ diyenin, suyunu alması için destiye ihtiyacı vardır. Destin elinde, DOST’un dilinde, postun halinde. YAR yoluna girdiysen, her GÜL’üne güldüysen; ‘Gel güzel gel.’ dediğimiz, var ettiğini bildiğimiz, asla gölgede değildir. 16 “ ‘YA ALLAH!’ dedik, HACI BEKTAŞ ile söze geldik.” dedi, PİR SULTAN ABDAL DOST KAPISI’nda durdu, arka arkaya üç defa vurdu: 17 “O’ndan geldik, O’nun ile bulduk, O’nun ile varacağız, her gelene bildiğini soracağız; ‘Sen, senin ile barışık mısın? Sen, cümle ile karışık mısın?’ Diyeceksin ki; ‘Ben bendeki gerçeği buldum, ben cümle ile BİR’liği kurdum, gönül bahçemde Sevgiliyi gördüm.’ ‘ALLAH, EYVALLAH.’ diyelim, gönüllerde güzelleri selamlayalım.” dediler, HACI BEKTAŞ ile PİR SULTAN ABDAL selamladılar. 18 “Vardığın merkezde, gördüğün herkezde. Saydığına uyacak mısın, yoksa buz üstünde kayacak mısın?” dedi, MERKEZ’im sözü aldı: 19 “Suyu çekilmiş kuyudan aldığın sese uyma, ‘Olur. Olmaz.’ diyeni duyma, GÜZEL’den güzeli ara da doyma!” dedi, MERKEZ’im selamladı. 20 “Pembe rengin, dostlukta selamı gelir; yeşilde, bilenler selamet bulur; her rengin gerçeğinde, koruyan kalır; yapına girdi ise muhabbet, kapın cümleye açılır.” dedi, MERYEM sözü aldı: 21 “Eylenme çıktı isen yola, MERYEM ile girdi isen kola! Varlığın, bildiğine selamıdır; yamaya yer açan, doğruyu bildiği halde seçendir. Düşmeyen taşı düşene çeviren, kayaları olduğu yerden deviren; çağrıyı DOST ADI’na getirir, kayguyu öylece bitirir.” dedi, MERYEM selamladı. 22 “Kepek; midenin sesini keser, doymayı bilen ile doğduğunu söyleyenden kaygusunu keser, çevrede her söz edene gerçeğin değerini gösterir, yapraklardan aldığın ile verdiğine duymayı öğretir.” dedi, VEYSEL’im sözde ÖZ’de bin bir kelama gönül bağladı, her taneye ‘RABB’imin ADI.’ ile dedi, ağladı: 23 “Selam sizlere olsun, gönüllerde kaygu bitsin; toprak, çimen ile ağaçları ile çiçekleri böcekleri ile hepinize yetsin; çoban, sürüsünü sevgisi ile gütsün; arayan, bulduğunu dağarcığına katsın; her bir yaratılmış, nefsinde olanı silsin; var ettiğin ile VARLIĞI’na yol arayan SEN’i bulsun, ilerde değil anında inandığı gerçekte kalsın.” dedi, VEYSEL’im selamladı. (‘Sürüyü
gütmek.’ bu mu oluyor?) 24 Güden de, giden de, uymayı deneyen de; O’ndan bildiği ile arar ve
gerçek ile cümleyi sarar. Bağlı olan at, bakmazsan bağını çözmeye
çalışır, çözdüğü anda asiliğe alışır. Sevgi bağı,
bildiğine bilmediğine atılan kementtir. Varlığına gerçeğin
özünü aradığına niyetini açtığın an, seni alır götürür; sema odur.
Her talib, bilsin ki olacaktır galib! MEVLÂNA’yım! 25 Bağladığımız düğümü çözdük el ele, beklediğimiz güğümü dizdik gönülden gönüle. Seherde sorduk, seferde bulduk, gönülden gönüle muhabbet ile dolduk, seyre GÜZEL’i öylece geldik; her satırda BİR’den geleni okuduk, halimiz ile dokuduk, gün geldi bülbül olduk şakıdık. Her dalda güller naz ile açıldılar, haz ile geçildiler, sevenden sevilenden tane-tane seçildiler. 26 DOST ADI’na gel güzel, DOST ADI’na sev güzel, DOST ADI’na dol güzel, bil ki olursun güzelden güzel. ALLAH’ıma emanet olunuz. ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLÂLLAH MUHAMMEDUR
RESULULLAH. (Sözlü
Tebliğ:) 27 Dört kapı; |