28 Mart 1986 Cuma

MEVLÂNA’yım ben!

1 Müymin olan her kulu, doğruda bilecektir yolu, verdiği gibi RESULÜ’ne hali. Yaprak-yaprak oluşacak, bir ağaca doluşacak, çiçek açıp gelişecek, güzelden güzele öylece erişecek. Cümlenize selam olsun, YUNUS’um sözü muhabbet ile alsın:

2 “Deste yaptık budağı, DOST’ta gördük adağı. Geldik bilelim, gönülden alalım, DOST ADI’na sarılıp HAK yolunu bulalım! Sende bende oluşan, emek verip çalışan; HAK KAPISI’na ulaşır, ‘Derya’ der de dolaşır.

3 Seni beni birleyen, güzel hale zorlayan; gönüldeki ER’indir, kainatta yerindir. Derlerse; ‘Kar yağdı.’ De ki; ‘Hava serindir.’ Yaz olur kış ta gelir; kum olur, taş ta verir; kul, düzende öylece yerini alır.” dedi, YUNUS’um selamladı.

(‘Budak’ tan murat nedir?)

4 “Bindiğim at dolanır, tuttuğum ot bağlanır, yağan yağmur toprak ile beklenir, öylece birbirine eklenir. Güneş geldi belleyelim toprağı, DOST dilinden alalım tebliği.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı:

5 “Dinledim akan suyun sesini, aldım gönülden RABB’imin nefesini. Sağlık, bedende haktır; sevgi, kul için halktır. Semaya geldiğimiz gün, oymayı bildiğimiz an; açan çiçek rengini verir, DOST elinde kaydını görür.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

6 “Eğriye ‘Doğru’ deme, pişmeden aşı yeme; ‘Bulduğum, HAK yoludur!’ de, asla dönme! Niyet kulunu doğruya iletir, sevgi ile gerçeği beletir, bardağa aldığın su ile sana kainatı dinletir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:

7 “ ‘Leylek, yolun yarı mı?’ dedim, ‘Elindeki, darı mı?’ dedi. ‘Kış ile yazı ayırırsın, gittiğin yoldan ne getirirsin?’ dedim, ‘Ben varsam diktiğin ekin yeterli olur, yoksam tarlada kalır.’ dedi. Söyleşe-söyleşe yürüdük, aldığımız her nağmeyi belledik. Leylek, dilince; ben, halimce söyledim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

8 “AŞK’ı ile yana-yana, gönül ile geldik hana; ışığında döne-döne, ‘Sema’ dedik olan hale.” dedi, VELED sözü aldı:

9 “Ahir aldık, zahir dedik; pirinç bulduk aş pişirdik; elde olan gümüşü, akan suya düşürdük; gelen giden güzele, ‘ALLAH!..’ dedik şaşırdık. Ne düzen, ne YAZAN, birbirinden ayrı değil; ne yozan, ne ozan, birbirinden gayrı değil! (O zaman, dava nedir?) Elma alsan eline, kuşak sarsan beline, ‘Yağma.’ desen haline; seni senden uzak tutan, aşın mı, işin mi, elindeki taşın mı?”

MEVLÂNA’yım!

10 Düzenini, bilgisinde BİR’lemiş; kimi suda, kimi alevde gürlemiş; her bir yarattığını ‘BULSUN!’ diye zorlamış. Bildiğin, gönüldedir; bulduğun, aklında; gördüğün fikrinde; sevdiğin, zikrinde. ‘Önce zikir, sonra fikir!’ derlerse, de ki; ‘Önce zikir, körlükten; sonra zikir, BİR’liktendir!’

(Efendim, hakikatten şeraite dönüş müdür?)

MEVLÂNA’yım!

11 Hakikat, meyhaneye girmez! Meyhaneye akıl ile girersin, fikir ile çıkarsın. Fikir; mantıktır. Uyumsuzluğu elersen; hakikat, dumanını silmiş olur, doğduğun hale gönlün gelmiş olur.

MEVLÂNA’yım!

12 Ne ezen, ne ezilen YAZAN’ın gerçeğine döner; MEYDAN’da her biri, yerini halinden alır.

MEVLÂNA’yım!

13 ‘Atı aldım eğersiz, altın heybe güzeldir, gümüş olsa değersiz.’ diyene de ki; ‘RABB’im ne verdi ise yerindedir, kulu bu gerçeği bilmek zorundadır!’

14 “Döne-döne geleyim, yana-yana bulayım, sevgi ile kalayım, DOST elini tutayım. (Sevgi, ne? DOST, ne?)” dedi, HAMZA DOST sözü aldı:

15 “Çevrede YAR diyene, yanan ateşe kor diyene ‘Aşık derlerse, ‘EYVALLAH!’ diyelim; ham meyveyi yerlerse, RABB’imden yol dileyelim!” dedi, HAMZA DOST selamladı.

MEVLÂNA’yım!

16 Sevgi, kulluğu bildiren; DOST, HAK yoluna götürendir. Bilse bilmese, RABB’im kulunun yanındadır; her yarattığının canındadır; ‘Derman.’ dediği an, tenindedir.  O’nu bilen kulu, ÖZ’den sözden ayırmaz! ‘Bilmeyen kulu?’ demeyin, ham meyveyi yemeyin! Bilen de, bilmeyen de; RABB’imin gözündedir, yazında kışındadır.

MEVLÂNA’yım!

17 Her kulu O’nu bilecektir, O’na yönelecek, O’nun ile zikrini tamamlayacaktır! Sana bana sormaz RABB’im, seni beni silmez RABB’im! Daim olan, daim kalan, her yarattığına KENDİ’nden veren RABB’im; beklediği sendendir, beklediği bendendir, sevgisine eklediği cümledendir.

18 “Darıları ekelim, köküne suyu dökelim, yakaya GÜL’ü takalım, her gelene bakalım!” dedi, BEHLÜL’üm söze girdi:

19 “ ‘Sır tut!’ deseler, ağzıma kilit vursalar, hedefi elim gösterir. ‘YA RAB!’ dedim, niyaza durdum; ‘Bana ‘Sus!’ demesinler, ağzıma kilit vurmasınlar! Gördüğüm bende kalırsa, güzele bohça olur.’ Denildi ki; ‘Her gözde, her sözde, YÜCE’nin SIRRI vardır; bir-bir görene, gördüğü dardır!’ Bin bir gözden bakalım, her adımda yolumuza su dökelim; toz olmasın, gelen kayguda kalmasın diye.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

MEVLÂNA’yım!

20 ‘Kural bilmeyene, dünya dar gelir!’ derlerse, de ki; ‘Kural RABB’imden geldi ise, kainat açıktır; kuldan geldi ise, sadece günlük geçittir.’ Almadığımız konu, MEYDAN’ın hükmüne uymayandır! 

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LAİLÂHE İLLÂLLAH MUHAMMEDUR RESULULLAH