27 Mart 1986 Perşembe

MEVLÂNA’yım ben!

1 Açtığımız her konuda; bağlı olanı çözeriz, kararsız kalanı çizeriz, gerçekte öylece yüzeriz.

2 Kayıtlı olanı okuduk, ipliği tezgahta dokuduk, ayakta olan her ağacın dalında şakıdık. Çevrenin özenine, yaprakta yazanına, ‘SEN’den dedik eğildik; ‘Nerden gelir?’ demeden, nerde kalır bilmeden, DOST KAPISI’nda durduk selam verdik, ‘Geldik.’ dedik.

3 “Dağlar taşlar duyarlar, yapraklar hep uyarlar; kayalar söze gelir, göklerden sel alırlar.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

4 “Demde yoğurt mayaladık, sanmayın gelen gideni oyaladık, bildiğimiz her konuyu RABB’imin vergisi ile boyaladık; renkten rengi ele aldık, men dil olsa dilden sildik. 

5 Alan veren BİR’dendir, asla yargıya düşmeyelim; ayrı dilden söylese de, dediğine şaşmayalım! Her bağda aynı üzüm yetişmez, ak ile kara olsa sanmayın çatışmaz. Bağdan bağa dolaştık, GÜL’den menekşeye ulaştık, her birinin bilgisini görmeye çalıştık. Dedik ki; ‘Dağdan bağdan alanlar, elden GÜL’den soranlar; ayrıda olamazlar, yarı yolda kalamazlar!’ ” dedi, YUNUS’um selamladı.

6 “Komşuyu biliyorsam, konuk gelene bilgimi veriyorsam; ‘DOST’luğuna talip oldum!’ demeliyim, HAK ADI’na sevinmeliyim, gönlümde olan ile görünmeliyim.” dedi, YESEVİ sözü aldı, PİR SULTAN ABDAL ile yoldan yola geldi:

7 “ ‘Sen toprağı belle, ben ocağı külleyim, deste-deste oluşmuş bağ budağını telleyim.’ dedik, destiyi yanımıza aldık yürüdük.

8 Yaratıldı isek, emeğimiz bizden olsun, RABB’im emeğimize RAHMET’i ile gülsün. DOST, birbirine el verenlere; post; HAK yoluna gönül verenlere nasiptir!

9 Bir çevre, bir devreye adını verir; her dileyen, yol verenlerle yürür. (Çevre; bize veren ULULAR mı?) EYVALLAH. Ayrı desek, gayrı yesek, aynı yolda yürüsek, BİRLİĞİ’ni sevgimiz ile paylaşsak; GÜZEL’e adımdır.” dedi, YESEVİ ile PİR SULTAN ABDAL selamladı.

10 KAYGUSUZ; bağlı atı çözecek, gittiği yolu çizecek, -(Çizmek; belirlemek anlamına mı?) EYVALLAH.-, kavak dalından kesip GÜL ağacına destek dikecek, YAR ADI’na yerdeki dikenleri sökecek, değişen her konuya ‘Kaygusuz olunuz.’ diye selamını getirecek.

11 “HAMZA DOST; GÜL elinde, cümleniz hep dilinde… Gayret SEN’den ALLAH’ım, hayret yorumdan ALLAH’ım. (Yorum genişledikçe, hayret artar mı?) Şüphelerinizi silmekten.

12 ‘Gönüllerde olana derman.’ diyene; her adımda yaklaştık, her satırda paylaştık.” dedi, HAMZA DOST üç öğüt ile cümlenizi selamladı:

13 “1- Asmaya, derman verir diye yaklaşalım!
      2- DOST’tan gönül ile bağlanıp, ferman diyenden uzaklaşalım!
     3- Değerlenen her konuya satır-satır alalım, fistan diye bedenimize saralım, cümleyi de öyle görelim!”

14 “Şer, bilmeyene korkudur; zor, bilmeyene yargıdır; sır, çözmeyene sorgudur. Ne şerden, ne zordan, ne sırdan kaygunuz olmasın!  ‘RABB’im!’ diyen her kuluna, darlık yer vermez, yaşadığı hiçbir olay zor gelmez!” dedi, HACI BAYRAM söze selam ile girdi, selamda cümlenizi gördü; her bir fanide bâni olana, sevgisini sardı: 

15 “Doğduk fani, kaldık bâni. Ne dünü sildik, ne günde yok olduk, öyle ise gönüllerde kaldık.” dedi, selamladı.

16 “YAHYA ile dalları bağladık, MERYEM ile yolları bekledik, elden ele sevgimizi sakladık.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı:

17 “SARI SALTUK selama durdu, RABİA sofrayı kurdu. ‘Gel.’ dediler, sofraya gülleri serdiler, her birinize tek-tek sordular; ‘Aldığın mı, bildiğin mi güzel?’  ‘Almazsam, bilemem; bilmezsem, bulamam; bulmazsam, sevemem.’ dediler, her birinizden öyle cevap aldılar.

18 Çağrıya uyalım, gönüllerde olanı duyalım, birbirimizi sayalım, DOST ADI’nı sevgi ile övelim!” dediler, sofranızda açan gülleri sevgi ile selamladılar.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LAİLÂHE İLLÂLLAH MUHAMMEDUR RESULULLAH