3 Nisan 1986 Perşembe

1 Görmediğim gün olmaz, bahçemizde açan GÜL solmaz, kim DOST ararsa asla yolda kalmaz!

2 “ADI‘n ile girdik söze, ‘RABB’im!’ dedik baktık her yüzdeki göze. ‘Gel!’ dedik güzele, ‘Oturalım düze. Seyre dalalım, hayra yoralım; gelmeyi bildik, gülmeyi deneyelim.’ ” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

3 “Durak olmaz yoldan gelene, kurak vermez halden bilene. Ne dedi ise kulu, ne verdi ise yolu; O’ndandır! O’na varacaktır, dilediği handa postunu serecektir.” dedi, YUNUS’um selamladı.

4 “Her ağacın çiçeği kendi özünü verir, seven sevilir, dünyaya sözünü verir.” dedi, YAHYA sözü aldı, EYYÜB’ÜM ile yolda durdu:

5 “ ‘Destek olalım, gamı tasayı silelim!’ dedik, geldiğimiz yolda durana sorduk; ‘Senden aldığını bilenden midir? YUNUS ile söyleşeni görenden midir?’ Dedi  ki yolcu; ‘Ben yolcu isem, sen hancı isen; nerden gelirim, nereye giderim?’ Bilmelisin, aldığın bilgiyi her sorana bölmelisin! Dağlara selam verdik, akan sulara sorduk; ‘Her bilgi sende mevcut mudur?’ Dediler ki; ‘EYYÜB’üm ile YAHYA, MEVLANA ile YUNUS, HACI BAYRAM ile YESEVİ ve bilcümlesi birer halka olmuşlar, RESULÜ’nün bilgisine birlikte sahip çıkmışlar. Öyle ise, her bir yaratılmış, sadece kendi bilgisi ile mevcuttur.’

6 Dağlar dağlara bakar, ovalar Güneş ile gerçeğin çubuğunu yakar. Sen benden, ben senden ayrıda değiliz; ne var ki, ayrı kalırsak, BÜTÜN’de değiliz! BÜTÜN’e varmak için, her varolanla BİR’lenmek gereklidir!” dediler, cümlesi selamladılar, sözü HACI BAYRAM’a verdiler:

7 “Giden gelen aratır, bileni bilmeyene uğratır. ‘Dert midir?’ diyelim, pişirdiğimiz aşı huzur ile yiyelim; kavak ağacına, yaprağının güzelliğinden, kökünün özelliğinden selam verelim; KAYGUSUZ’a, vardığı yolu, gördüğü hali, verdiği desteği, kimin ile kimden aldığını soralı.” dedi, HACI BAYRAM sözü KAYGUSUZ’a verdi:

8 “Değirmene uğradım, destide su bol; karpuz aldım doğradım, elde somun bol; çevreme güldüm söyledim, dediler ki; ‘Yolun GÜL.’ ‘ALLAH, EYVALLAH.’ dedim, cümle için niyaz ettim. Aynı sofrada buluşalım, aynı sevgi ile çalışalım.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

9 “KEVSER ile yıkandık, YUNUS ile sakındık, HAK NUR’unu dökündük; SEN’den gelene, SEN’den bilene ‘Selam ALLAH’ım!’ dedik, DOST sofrasına cümlemiz oturduk.” dedi, HAMZA DOST söze VEYSEL ile geldi:

10 “ ‘Çoban VEYSEL’ deseler, verdiğim yağdan baldan yeseler; gedik açılır, demde oluşan gerçeğe geçilir, EMRİ’ne uydu isek gamlar silinir.” dedi, HAMZA DOST sözü VEYSEL’e bıraktı:

11 “Ayağımda GÜL dikeni buldum, yoluna sevgimi saldım, açandan çevreyi görsünler diye çevirdim.” dedi, VEYSEL’im GÜL’ün güzeline damla-damla aldığını sundu, selamladı.

12 “Ağır giden ata vurmayalım, su derin ise gitsin diye sürmeyelim! Her yaratılmış, gücünce hizmet verir; demde yolunu bilene, her bir ağaç yolunu gösterir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

(Resim verildi: EYYÜB SULTAN HAZRETLERİ)

13 “Elden eli aldık, GÜL’den hali bulduk, söz diyene sorduk; ‘EFENDİ kimdir?’ ‘Kaan’ diyene güldük. EFENDİ, RABB’imdir; Kaan da kulu. EYYÜB’üm sevilir, verdi ise yolu.” dedi, EYYÜB’üm selam ile resmini verdi.

14 “Yaprak-yaprak okuduk, güzel günde seven her kulu ile tezgahta bezimizi dokuduk, dağlardan gelen sele sırtımızı dayadık.” dediler, her güne, her yöne, AŞK’ı ile açan gönüllere selam verdiler.

15 “DOST’u DOST’ta gördük, DOST hanesine postu serdik, açalım geçelim diye köprüyü kurduk, ‘Değmez.’ diyene güldük, ‘Gel el ele verelim.” dedik YESEVİ’nin kurduğu düzende HACI BEKTAŞ’a çerağ verdik. Gülen güldüğü yerde, seven durduğu yolda selamını iletsin, aldığı her selamda kendini bulsun, HACI BEKTAŞ ile ayağına gelene sevinsin!” dediler, selamladılar.

16 “SARI SALTUK at ile gelse, dört duvarda adını okusa; her bir adımında cümlenizin sevgisini taşırdı, geçilmeyen duvardan aşardı, ‘Gelmem.’ diyene şaşardı. Soframızda, ‘Gelmem.’ diyen olamaz; HAK yolundan, seven gönül kalamaz!” dedi, SARI SALTUK sözü LALELİ’ye verdi:

17 “Düğmemiz koptu ise dikeriz, sepete gereksiz eşya kondu ise dökeriz, diktiğimiz ağaç kurudu ise sökeriz. Yeni fidan geçerlidir, sevinelim; eksik olanı dikti isek, övünelim; ‘RABB’im en güzelini verir.’ diyelim, güvenelim.” dedi, LALELİ sözü MERYEM’e verdi:

18 “HAK ADI, HAK kanadı, cümlenizin üstündedir; gönüller O’nda ise, bil ki yolun DOST’undadır. Aldığınız her GÜL dalı; bilen için değerlendiremediğiniz, yerden gökten ayıramadığınız ölçüdedir.” dedi, MERYEM söz ile, ÖZ ile, kainatta göz ile cümlenizi gördü, selamladı. 

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LAİLÂHE İLLÂLLAH MUHAMMEDUR RESULULLAH