4 Nisan 1986 Cuma

MEVLANA’YIM BEN!

1 Kendi kendimize DOST oluverdik, HAK bahçesinde sevgisini buluverdik, gönlümüzde aldığımız ile kalıverdik. Gelen gidene, gölgesiz günde Güneş’i bilene selam olsun, aldığı her sözden ADI’nı bulsun!

2 “Güneş yolumda benim, DOST’um gönlümde benim, HAK sofrasına geldik, selam dilimde benim.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

3 “ ‘Durak buldum ineyim, kuş olsam dallarına konayım.’ demeden geldim, beklenen yerde, gözlenen yolda durdum.” dedi, YUNUS’um selamladı.

4 “Ayrıya koymadan geldik, sebebini sormadan bulduk, haz ile yerden göğe selam verdik.” dedi, MERYEM sözü aldı:

5 “ ‘HAK bahçesi serindir, açılan kuyu derindir.’ diyene de ki; ‘HAKK’ın DİVANI’na gelen, GÜL’ündür.’ Her çiçeğin tazesine, açan gülün goncasına su verdik, sözü aldık, DOST’luğu her kapıda bulduk; ‘Gelen geçen yeterlidir.’ demeden, bildiğimiz güzelden ayrı kalmadan, düğümü çözdük. Değişen yerde, ‘Gelişmeyen.’ diye yersiz gama düşmeyelim, açan çiçekten, düşen yapraktan sorguya girmeyelim!” dedi, MERYEM üç öğün için üç öğüt verdi:

6 “ 1- Seherde, varlığından bildiğine; kamerde, bildiğin halde kaldığına; günün ortasında, cümle ile hemhal olduğuna niyaz edesin, eğilmeden sırtını arkaya çeviresin.
    2- Yemeden içmeden değil, değirmen misali belinin üstünde dönüşü yapasın.
    3- Eğriye doğruya gönül koyma. Her düzen, bir öncekinden noksan değildir, birbirini tamamlar; EMRE uydu isek, kulluğumuzu tanımlar.” dedi MERYEM selamladı.

7 “Balık ile serdiğin, iç duvarı ördüğün bilinir, güzelden ‘RABB’im verdi.’ diye hoşnut olunur. Yaprak-yaprak okuduk, gelenden gidene çevre dokuduk, GÜL yüzüne pembe renk ile örtü koyduk, dağlardan gelen seste akan suyu duyduk.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:

8 “Emeğimiz dizen ile, her sözümüz yazan ile, dünya deyip gezen ile bellenir, gönlümüzde İLAHİ AŞK bellenir. DOST kalalım hey ERENLER, hana gelip post serenler, seni beni BİR görenler, deste-deste name yazıp gözünde yaşı silenler! Selam ile geldik bulduk, selamete cümleniz için niyaz ettik.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

9 “Çoban sürüyü güder, sürü ağıla gider, ayrıda olanı sevgi birbirine katar. Gözün yaşın silelim, YAR’dan haber soralım, gelenden gidenden DOST’a selam verelim!” dedi, VEYSEL’im sözü aldı, aldığı yerde kaldı:

10 “ ‘Yel eser, su yolunu keser.’ demedim, olacağa taş koymadım; yaprak, yaprak üstüne geldi ise ‘Neden?’ deyip kaygu almadım. ‘Yeren seren SEN’den olmaz, SEN demeden yerini bulmaz RABB’im!’ dedim, her olayda hayır diye huzuru buldum.” dedi, VEYSEL’im selamladı.

11Her düşümde SEN’i gördüm, diz üstünde niyaza durdum, gemiden karaya yelkensiz indim.” dedi, DURGUT sözü aldı:

12 “Kuşlar kanat çırptılar, balıklar suyun üstüne kalktılar, komşudan komşuya kapı açtılar, ‘Selam’ dediler düzene döndüler. SEN’den gelen, SEN’de bulan, beni SEN’den diye övüp kum üstüne salan, bin bir soruyu aldıkça gerçeğin sırrına dalan YUNUS ALEYHİSSELAM; sözden söze ulaştırdı, aldığı yağı sırtına bulaştırdı. Gam demeden, ham yemeden, en güzeli bildi isek; gülelim, SEN’in yolunda YUNUS ile yürüyelim.” dedi, DURGUT selamladı.

13 “Ata bindim vurmadan, yola girdim durmadan, HAK selamı verdim ‘Kimsin?.. Nesin?..’ sormadan. Dağlardan taşlardan, açık gelen başlardan, DOST ile DOST’u bulduk selam veren kuşlardan.” dedi, SARI ANA sözü aldı:

14 “Bin bir parçayı ekledim, bir bohçada sakladım; günü geldi açacağım, DOST hanına sereceğim. Gelsin yolum diyenler, gelsin DOST’a gülenler. Bir-bir açtık yolları, bir-bir seçtik kulları, gelen geçen günleri. Hep beraber anacağız, yudum-yudum içtiğimiz suya kanacağız.” dedi, SARI ANA selamladı.

15 “Seferden geldik, sofrayı kurduk, helvayı kardık, Sevgili’yi sardık. Günlerden alan bilir, yerden-gökten sözü bulur, aldığı her nağmede ‘Yaprağın özü’ der oturur. Kapamadan kapıyı, eklemeden yapıyı, BÜTÜN’den sorgun olmaz!..” dedi, AKŞEMSETTİN sözü aldı:

16 “Köprüyü kurduk dağdan, orduyu çıkardık ağdan. Hem elden, hem belden sorgu sual etmedik, doğruya yalan katmadık. Ummadığımız yol kapalı kaldı, açılan yol bize geldi, EYYÜB’üm ile sözünü buldu. Yağ alalım ölçü ile, dize koyalım alçı ile. Yerden göğe söz verelim, sevgimizden köprü kuralım, HAK ADI’na şükre duralım!” dediler, AKŞEMSETTİN ile EYYÜB’üm selamladılar.

MEVLÂNA’yım!

17 Yağ, bir okka zeytinden… Her öğün dize sürülsün, bittiğinde alçı sarılsın. Seferden gelen güzel, seherde bulan güzel. Elden ele, dilden dile, GÜL’den aldığımız hale şükür diyelim, kulluk tahtında bahtımıza sevinelim, şekerden uzak kalalım! 

18 “Her öğünde ballı börek yenmeden, gelen gidene sunmadan; elimizi dilimizi eğitelim, duman gelse sevgimiz ile öğütelim!” dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı:

19 Tekne aldı bacılar, yola çıktı hacılar, serden bildi kocalar. ‘Dur!’ desen durmazlar, ‘Sor.’ desen vermezler, ‘Bul.’ desen görmezler. Tutalım elinden, katalım dilinden; sebep sorsa halinden, diyelim ‘Gerçek sende.’ ” dedi, HACI BEKTAŞ sözü BAYRAM’a verdi:

20 “Dut ağacı dikelim, ipeği askıya takalım, etekte olan taşı dökelim! ‘Satayım.’ dediğin durak elden ele ulaşır, el cümle ile çalışır, komşuya sorduğum engel değirmende çatışır. Birbirine eklediğim taşlar, duvar örmeye başlar. Ne geri, ne ileri, ömürde eksilen olmaz; bahçene diktiğin çiçek solmaz.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LAİLÂHE İLLÂLLAH MUHAMMEDUR RESULULLAH