|
18 Mayıs 1969 1 Hoş gördüm. Gündüz dedik, gece geldik, sizleri gördük. Selam ve sevgiler aldım. YUVAMIZ’ın-yolumuzun yol arkadaşlarından, ALLAH RAZI olsun derim. 2 ALLAH YOLU’na, cümlenizin, kuluna ağaç olduk. Dalına yaprak
oldunuz, YUVAMIZ’a geldiniz. Gayelerden ayrılmayın, yumuşak olun
yorulmayın. YUYAN gelir gösterir, sakın düşünmeyin. ALLAH'ın
DEDİĞİ’ne, kulun güldüğüne denmez kötü. Sakın kötüye
gelmeyin. Ayağına-yumağına, yuvandaki yorganına, yolundaki urganına
söz etme, yolundan şikayet etme. Olur, yuvaya yanındakinden suyundan
verir, yuvaya gelir, gelir-görür huzur verir. Yön, YUĞAN’ın. Yuyan, iyi
yola giren; YUĞAN, yolunu gösteren diyelim. 3 Yumaktan boş yumak sarılır, düğümü çözülür, olacağı ALLAH BİLİR. Düşünmeyin kötüyü, bekleyin iyiyi. YARATAN’dan dileyen, beklediğini bulur. ‘ALLAH'tan diledim, iyilik bekledim.’ deyin, iyilik bulun. 4 ULULAR yolu, YUVA’da kulu. Yunduğun günü unutma GARİB.
Oyumuz YUVA’da, gönlümüz YUVA’da. Geldik gördük, yol verdik; yudum içtik, içeni
getirdik; dayananı gördük, yol verdik, GARİB’e el verdik. Duman geldi
bacadan, ses çıkmadı hocadan, düşündü YARATAN. Yumuşak mı sarılır, YUNAN’a
mı inanılır? ‘RUH gelmez, o yoldan bu yola konuşulmaz.’ desin söylesin, ne
çıkar? Bizim meclisimiz var. Bilen kazanır, manaya yol alır. Duydum YUVA’daki sözünü.
Sudan yoldan dönmedin, hatalı yola gitmedin, yalnız beni dinlemedin. Yuvada
huzur sükunet oldu mu, yuvaya geliriz. ALLAH'ın kulu, bilir doğru yolu.
Dilediği ULU’yu, gönülden çağırır; ALLAH yardıma gönderir. Olgun kulu
severiz, dilekleri sorarız. YUVA’da olandan, misafir gelenden, yanındakinden
karşındakinden dileyen sensin. VERECEK, ALLAH. ALLAH'ın verdiği,
kulun bildiği gibi değil. Doğrunun YARDIMCI’sı ALLAH’tır. ALLAH,
yumak soranın, doğru yolda olanın gönlünden geçeni bilir, hayır olanı
verir. 5 ‘ATATÜRK.’ dersin, onu istersin. Yol yok demeğe, dil yok demeğe. ALLAH yoldan çıkarmasın, kötü kul yaranın üstüne basmasın. Manası yok, açık çok; büyük çıban, doktor yok; doktor var, ilaç yok. Dayanmayın güvenmeyin, ‘Verilen ilaç doğru.’ demeyin. ALLAH kurtarsın. ‘ALLAH! ALLAH! ALLAH!’ diyelim, YOLU’na baş koyalım. Baş koyduk, boş demeyelim. Doktora ‘Aman.’ diyen, olana ‘Zaman.’ diyen, yanılır. Düğün dernek kurulur, kullar gönüller eyler. Eylesin dursun, dünyayı görsün; dünya pek kısa, ahireti bilsin. Gayeler boş, yuvalar boş. Koş oraya, koş buraya; ama niye? Gayesiz koşulur mu? Koşana sorun, ‘Niye?’ ‘Yol yok.’ der; yolu görse, ‘Yön yok.’ der. Arasın, bulsun. Yol da var, yön de var; dileyene. OMAR der ki: “Amade olun EMRİ’ne, O'nun yolunuza gönderdiğine. ALLAH, yumuşak kulu sever, ona LÜTFEDER. Yumağındaki düğümü, YARDIMCI gönderir çözer.” OMAR’dan “Selam! Selam! Selam!” ALLAH'ın kulu tek mi? Yunduğunu yumağına verir, seni yüceltir. O'ndan bekle; deme ki ‘Yalnızım, O'nun YOLU’na gidemem, erişemem.’ Yola çıkan yürür, yolun sonunu bulur. Aniden suya giden kuldan olalım, nasip alalım. Şaşmaz, yolda kalmaz ALLAH yolu. 6 YUYAN onları yuğmuş, üç kardeş PEYGAMBER’lerine
uymuş, o'na SAHABE olmuş. SAİT, SEYİT, SAMİ’dir.
Yorulmaz, yolumuz ayrılmaz. Yol bir ama kul bir değil, kul bir ama gönül
tek değil. ALLAH’a ısmarladık. |