|
26 Mayıs 1969 MEVLÂNA'yım ben! 1 Suyu içen yolu seçen, YUVA’ya gelen; ol yudumu dumandan ayıran,
ateşi gönlünde yanan. Yudum içtin, ÖZ’ü duydun. ‘MEVLÂNA’ dedin duydum,
seni sevdim, çağırdın geldim; demedim geldim, dedim çağırdın. Duyulan
sözdür ÖZ’üme, YUVA gözüme. Yudum verdim, çağırdın cevap verdim; cevabımı
bildin, ‘DEDE’m’ dedin. Yuvamdan yol alır, senin çağrını duyar cevap
verir. ALLAH sevindirsin. Duydum dediğini, gönülden sorduğunu,
gönülden solduğunu. Deme ki, ‘DEDE gelmedi mi, beni bulmadı mı?’ Geldim buldum,
dumanı dağıttım. Dedim sana, şüphedir düşman. Sen benden
şüphe etsen; çağırmazsın, gününü harcamazsın, gönlünü yıkamazsın. 2 ALLAH YUVAMIZ’a gönderdi, “DUMANI DAĞIT.” DEDİ. Dağıttım, GARİB’ten duymadım. Yolu aldı, dumanı dağıttı. Dayandığın-duyduğun, DEDE’m diye sorduğun, sana benim verdiğim ilim; okulda okunmaz. Dersleri verilir, YUVA uygun görülür. ALLAH İZİN verdi geldik, O'ndan söz ettik, dayandık güvendik, ‘ALLAH'ım!’ dedik, ALLAH'tan hayır bekledik, dualar ettik, dimağımızı işlettik; ‘ALLAH her şeye KADİR.’ dedik, dediğimiz bildik, inandık. ALLAH'a olmadık isyankar. Dumanı dağıttık. Dumanı da, yanandan duyandan, ‘ALLAH!’ diyenden attık. Danışıp MEVLÂNA’nın dediğine koştuk, gönülden coştuk. Duamız, ALLAH'ın kabulüdür. ÇAKIR çalışır, yolumu yoluna bağlar. Dumanı dağıldı, sözümüz edildi; duyan duymayan, gönülden yunmayan öğrendi. 3
Defter bizden, kalem bizden, söz bizden, el GARİB’ten. Sen duy gör bil.
Yundun, adımı öğrendin, ‘ALLAH'a şükür’ de. Defter bitse, kalem
tükense; söz bitmez, RUH gitmez. ALLAH her şeye KADİR. ALLAH'ım,
YARATAN’ım. Gönülden gönüle köprü kurulur, yolumuz birleşir. Kalpten
bir dinle,
ÇAKIR’ım ne doğru söz eder. İnan, yaz, duy; ‘Nasıl oluyor, oldu?’
deme. Yaz, öğren, bil, ol. Yuvandan yudum veren, yudumu önder olan,
dağın taşın yuvanın yoluna giden, olan, GARİB’e derim. Kul
yetişir, yol erişir. Yolun başı var. Başını bulmadan sona
gidilmez, başı olmadan sözün sonu gelmez, senin verdiğin kulu
eğitmez. Sen sabır et, yolun başına çık, O'nunla yürü. Yazmak yetmez,
ermek gerek; ermek için, sabır gerek. Durursun beklersin, benden yudum
alırsın.
Önce damlar, sonra akar, en son çağlar. Duymak, doymak, yunmak lazım.
Sen
yundun duydun, daha doymadın ki sunasın. OMAR der ki: “Adını oldu,
yolunu
buldu, YARDIMCI diledi, dileği oldu, dileğini yaydı. Yanılmasın
beklesin, deyim ki 'Durmasın yürüsün, yüreciğindeki dumanı dağıtsın.'
Demesin ‘Yazı bana.’ Sunmak yasak bana. Sunmaya vakit var. Duymak
yetmez, sözümüz
bitmez. Ona da kalacak, sözümüz çok olacak.” OMAR’ın sözünün, adaletin
özünün
tecellisini dilerim. ALLAH cümlenizden RAZI olsun. 4 Duydum dediğini, murat dilediğini. ALLAH dileğini versin, çocuklarını sevindirsin. DEDE’nin vakitten sözü yok, çağırılınca giderim. Yumak sunmak ALLAH'ın İŞİ, yazmak kulun işi. Yazarız, gönül yoluyla anında gider geliriz, sana söyleriz, giden öbür kula deriz. Siz OMAR ile konuşurken, gittim geldim. ‘Mekanım burası.’ dedim sana. Gönül yolu kısadır, gittiğim yer Fransa’dır, oradaki mümin kulun gönlü bana kasadır. Gönlü kapalı oldu, günü bilmez, yol arar bulmaz, yönden anlamaz. Gittim, kasayı açtım, geldim. Anladın mı kasayı? Kul bunalır; gönlü pak ise, gönül kapısı kapalı ise, ALLAH’ından diler, ‘Gönülden açılsam, ‘ALLAH’ım!’ desem.’ ALLAH DUYAR, GÖRÜR, BİLİR; ULU’yu gönderir. “AÇ GÖNÜL KAPISINI, VER MÜMİNİN YOLUNU” Veririz, açarız, mümin kulu yuyarız. Kul hemen ferahlar, ALLAH'ına şükreder. 5 OMAR gelir, OMAR’dan selam. OMAR danışanı sever, adaleti sever.
Dünü uygun, yazını oldun. Ona sözüm; dağıtma. Aldın duydun, ‘Kul’ dedin
verdin, vazifeni bildin; selam aldın, sözü verdin. Çıkma sözünden, düşündüğün
uygun. OMAR beğendi, “Sunduğundan ALLAH RAZI olsun.” dedi. Dönme,
kötüye uyma; yolunu çevirmeyi isteyeni duyma. Yol buldun, yön buldun, ‘ALLAH'ım!’
dedin dönme. Akıllı kişi; YUVA’da sunar, YUVA’dan umar, yunduğunu duyar;
duyduğunu, uygun düşündüğünü yayar. OMAR’dan selam selam. OMAR
aldı selamlarınızı, “Memnunum, hoşnutum.” dedi gitti. Anında geldi, gitti. 6 MEVLÂ’m benim, ben MEVLÂ’mın. O'ndan gelenim. ‘ALLAH'ım!’ dedim, söz yalvardım, olsun diye yakardım. “OLANDAN GELENDEN SUAL YOK!” DEDİ, “KULUMU SENDEN ÇOK SEVERİM.” DEDİ, “HAYIRDAN BAŞKA NE VERİRİM.” DEDİ. Duydum andım, sonra döndüm, dediğime pişman oldum. Ben ALLAH’ımla kulunun arasına nasıl girdim? Ben kimim, ALLAH’ıma kulu için yalvardım? Kul gönülden anarsa, ALLAH’ından dilerse; muradı olur, hayrı bulur. Benim vazifem yol vermek, ışık tutmak. YUVAM dedim, ALLAH’ımdan İZİN aldım; mümin kula yol verdim, dileyene söyledim. Kul dilerse yalvarsın, ‘ALLAH’ım!’ desin. Biz de ona kefil oluruz, yardım ederiz; gümüş yoldan altın yola çeviririz. Madde değil mana yolu kıymetli. Yumuşak gidelim, yol verelim, cümlemize hayır dileyelim. Madde bizden uzak, mananın içindeyiz. 7 ÇAKIR durmaz, münasip yol yürür dönmez, anamı kardeşimi, yuvamdaki
eşimi bilir. HAZRETİ FATMA ikizleri dayanır, gönlümüz ona
bağlanır. Anam, babam, kardeşim, eşim. Andığınızı duydum.
Size deyim; anam yatır, kardeşim bakar, babam eşim yanımda; ona
yoldan, dilden, güzelden söz eder. ALLAH’a ısmarladık. |