6 Eylül 1969
MEVLÂNA'yım ben!
1 Unutmadım sizleri, söylenilen sözleri. Hoş gördüm, sükun gördüm,
yuvayı durgun gördüm, yumağı yorgun gördüm. Olumun uygun, gönlün yorgun.
Olumun; hamurun yoğrulman demektir. Olayı yumağına dert yaparsın,
derdine dert katarsın.
2 Duayı kitaptan okursun; manasını düşündün mü, kendini verebilesin,
duanı edebilesin? Okuduğun dilin değil, anladığın bilgin
değil. Okumak, ALLAH’ını bildiğince anmak gerek, kendini verebilmek
için; ALLAH'tan niyaz gerek, O'na varabilmek için. Günde yolunu olayın
verdiği günde kurdun. Bekle. Niyazını, hangi duayı okuyayım diye değil,
gönlünden geçtiği gibi yap. ALLAH'ın niyazını anlayabilmesi için;
yumağın dilinden, kendi ağzından olan sözle dile. Seni DUYAR. Sözden
bilir, dilini ayırmaz. ‘YA RAB.’ dedin mi, TEKTİR. Dili ayrı değil,
mezhebi ayrı değil, milleti ayrı değil. O'na varabilmek için Arabi
olmak gerek değil.
3 Neden düşündün, dumanı gönlüne koydun? ‘ALLAH’ım yarattın, gönlüme ateş
attın, dumanımı dağıttın, gönlümü köz ettin. Yanayım yaşarken, varayım
gelirken; yandım dururken, yundum ararken.’ dersen, coşmaz mısın, ALLAH'a
koşmaz mısın? Olanı niyet et, geleni yumaktan uzak tut. Uymaz, seni
duymaz. ALLAH'ın YOLU’na, sevabı kuluna, NURU’nu ERMİŞİ’ne
vermiş. Ne güzel olmuş, kulları gelmiş, dünya kurulmuş. Duran
yolunu şaşıran beklemiş, yumak boşuna sarmış;
gelmiş-göçmüş, dünyayı boşa doldurmuş. ‘Olur mu öyle?’ demeyin.
ALLAH akıl da vermiş, örnek te göstermiş; olan kulunu, esen GÜLÜ’nü
dünyada göstermiş; gözü kapalı, gönlü karalı olan kuluna. Öyle kul
arkasını dönerse, ‘ALLAH bana da söylesin.’ derse; yer tokadı.
4 Olumu, yolu münasip olan ALLAH'ın sevgili kullarındandır, kulların
güllerindendir. Yaratılırken, hamuru yoğrulurken; ALLAH'ın yardımcı ULULAR’ı
tarafından görür, dünyaya öyle gelir. OMAR der ki: “Olumunu seçtik, gülleri
derdik, güllerin en güzelini sunduk, aramıza aldık; ‘Ne mutlu.’ dedik, yuvasına
yol yaptık, GARİB’i bulduk. Eğitiriz, öğretiriz.
Yuvasının-yapısının-duasının, anında koruyucusu-alıcısıyız. Duasını alırız,
yerine iletiriz. Olumu ordan, gelimi burdan, alimi bizden, verimi sizden.”
Olayı OMAR sordu. “Olumu yuvada, yolumu rüyada bildir.” dedi. Oldunuz yuvada
hazır, bildiniz, ‘YARATAN verir.’ dediniz. Geleni, vereni, olanı bildiniz; ‘ALLAH’ımın
LÜTFU.’ dediniz. Ne mutlu yanılmadınız, yanılana uymadınız, şaşıranı
duymadınız. Yavaş olunuz. Yolunu arayan bulur. Yolunu bulan, sabrını eden;
görür. Dualar, hayır yoluna kabul olunur.
5 Annesi mümin. Münasip yolda, dayandığı gün diledi, ‘ALLAH'ım.’
dedi, ‘Mümin isem, yumağımı HAK YOLU’nda sardı isem; AFFET beni,
ettiğim günahımı. Yanılınca, yumağım düğümlenince
şaşarım, SANA kusur ederim, duman veririm; SEN AFFET, olurum tövbekar.
Mümin olursam, yoluna gelirsem; yüzümü pak et, günümü hak et. Haktan ayırma,
yolumu şaşırtma.’
6 Ona de ki; yumağın sarsın, ak alını örtsün, ‘Derdim var çok.’
demesin, yuvada söz etmesin, gördüğünü-duyduğunu yuvada saklasın.
7 ALLAH'ın ADINA geldik, KATI’nı gördük; olmuşu-olacağı bildik,
bekleyene şerbet verdik. Gafil kula; yumakta düğümün olduğunu,
yunulunca gördüğünü anlattık. Olmaya yunmaya bakın. BİR olma yok, PİR
olmak var. BİRLİK ALLAH'a, PİR’lik kula olur. OMAR der ki: “Olumu
gelenden, bilimi okuyandan öğren, alımı verende öğren.” Alım-verim. Yumağını HAK YOLU’nda
saran, olumu GÜLÜ’nden olanı deriz. Mana münasip. Onun bugün manisini
kaldırdık, o gün GÜL’ün Yolu’nda manii aştık. Yanılması olması zarar
etmez, mümin kul duymaz. Yanılmayın, ‘Duydum mümin değil miyim?’ demeyin.
Sözümüz cümleye, ÖZ’ümüz cümleye.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH