21 Eylül 1969

1 Hoş gördüm. Selam verdik, daim dedik, huzur diledik, olsun diye duacı olduk. OMAR der ki: “ALLAH'tan geleni bilen, huzuru bulur; ağıza alınan, gönülden gelir.” 

2 O günden bu güne geldik, yolumuzu gönül yoluna bağladık. Niyaz ettin olsun diye, olsun da geçsin diye.

3 ALLAH'tan gelen, RUH’un bilen, yolunu sorana sözüm. Umudun var gel, duaların andığına selam ver. Olsan da biz, dursan da biz. 

4 Asla kadın dövülmez, şakası edilmez. Dumanı kuma göm daim et sözünü, gördüm ÖZ’ünü. ÖZ’ü de sözü de bir. Ahirette güzel mertebe al. Senden diledi. Onu neden ağacın dalından, dalın gölgesinden derlemedin, dediğini duymadın, ona ortak olmadın? Ben ona ortak oldum, sözünü altın saydım, adına can verdim, ondan gelen dumana söğüt dalı üfledim, ateşini söndürdüm, gönül yumağından söz ettim. ‘Gönlüm yumuşak.’ dedi. Ona ne sorarsın, bana sor.

5 Yudum içtik, yolu seçtik, ‘ALLAH.’ dedik kendimizden geçtik. Olayın anlatılışı değil, oluşunun üzerinde durun. ALLAH, KENDİ’ni kullarıyla BİR SAYAR, BİR VARLIK OLDUĞUNU SÖYLER. Manasını düşünsene. Felsefemiz bu değil mi? ‘ALLAH'ım benim, ben ALLAH’ımın.’ derken ayırıyor muyum? Kullar tek-tek olduğu için, ben de. Ama ALLAH ve kulları TEK. Neden kulunu sevin derim? Çünkü her kul, ALLAH'ın bir PARÇASI’dır. ALLAH’tan geldik, O'na döndük. O'nun kulunu dünyaya, “OL!” dediği an, “OLSUN GELSİN.’ dediği andır. Kulun dünyaya gelişi; gelip tecrübe edilişi, dünyadan mertebe alışı. 

6 Mümin kul ağacını bulur, ALLAH’ını bilir. Danıştığı görülür. Ağacın yaprağı, gönlün yuvadaki uğrağı. Mümin kula söz verdim, meclis kurdum. Gönülden geçen, dünyanın dışından saran. Olur desem ermez, münasip görmez, gönlü yuvası yetmez. Çünkü yönün dar, yuvana gelen mümin dar. ‘Olsun.’ dediğin yetmez, senin dediğin bitmez. ALLAH nasip edince, seni uygun görünce; kendiliğinden olur, seni arayan bulur. Duamı alırsın, yuvanda bilirsin, ‘DEDE’m geldi.’ dersin, andığın an bulursun. Andığın olduğundur, yuvana geldiğimdir.

7 Müezzinin sesini, DEDE’nin türbesini bilir cümle kul. Bilmedikleri, benim YUVAM’dır. Dünkü değil bu günkü yuvam. Olacak, cümle alem bilecek. Vazifemiz budur. ALLAH’ımın her kulunu severiz, çünkü O'nu görürüz. 

8 Yavaş-yavaş her şey sabırla ezilir, günden güne varılır.

9 GARİB’in yolu uygun. Eline de, gözüne de, gönlüne de verilir. ALLAH'ın “OLSUN.” dediği, oldurulur. ALLAH'ın verdiğinden sual olunmaz. ALLAH'ın ona olan lütfu, cümlenize de onun eli ile. 

10 Ben fincana girmedim, sana huzur vermedim. Olacağı söyleyen, geleceği bildiren; yanılan, yolu şaşırandır. Yolunu şaşıran, adını da şaşırır. AYET EL KÜRSİ okuyunca, korkma. Sen, ‘MEVLÂNA'yım.’ desen, zarar görür müsün? Dilekler daima uludur. Ama dileğe varmak gönle bağlıdır. Kötülük olsun diye değil, senin çağrına cevap versin diye geldi. Sen beni dileyince, ‘MEVLÂNA'yım ben.’ dedi, seni inanmış gördü, onun için kendini o şekilde bildirdi. Kötü değil, şakacı. Yumağın yoluna, gününün kaygusuna göre geldi; gah şaka etti, gah ciddi dedi. Sana dedim, onu bildim. ‘Çağırma.’ dedikten sonra, çağırdın. Yuvanda oldu, sen bulundun.

11 ÇAKIR şaşma, benzemez deme bana, yumaktaki günüme. ŞEMS’i bulup kaybettiğim, yolda semaya daldığım günler, yürekten ‘HU!’ diye çağırdığım günler. Mani yok mümin olana. 

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH