20 Ocak 1970 

MEVLÂNA’yım ben!

1 Olmaz, oluma zarar gelmez. El oyunu, yumak yolunu, yolun kulunu yönünden çevirmez. Yeter ki uğraşı kısa olsun, eğlenceyi aşmasın, kula zarar vermesin. ‘Oynanmazsa olmaz mı?’ diyene. Uğraşına vaktin varsa, vakitten zararın yoksa. Günün-gecen dolmasın, seni esir etmesin. ‘Mümin kulun yuvasında olmaz, mümin kul eğlence bilmez.’ diyenlere, dünyayı karartanlara sözüm. Dünyaya işkence için gelinmez. Yaşamak, yaşayana hürmet etmektir kulun vazifesi. Yaşamayı her kul bir yönden güzel görür. Kul olur gezi sever, kul olur ÖZ’ü sever, kul olur sazı sever, kul olur oyun sever. Sevdiğini yaptığı gün yaşadığına sayar. Ona uymak, gönlünü almak münasiptir dedim. Yumuşak kula her şey yaraşır, çünkü kararında bırakır.

2 Yolumuzun bekçisi, oyumuzun YUVAMIZ’ın sözcüsü; olmuşa, yolunu vermişe, duanızı almışa, duacıyım cümlenize. Olsun, günü gelsin, diyeceğimizi bildireceğimizi anında söyleriz. Anadan olmuş babadan gelmiş, atasını duymuş, duacı olmuş. Yüzünün yolunun aynası, gönlünün yumak sarmasına, yumuşak yol bulmasına şaşma. ‘İçerim.’ der, ‘Geçerim.’ demez; ‘Koşarım.’ der, ‘Kaçarım.’ demez, ‘Duyarım.’ der ‘Tutarım.’ demez. Tutmaz dedim bildin mi, manasını çözdün mü? ‘Az-çok.’ dersin. Yumak sararken, ALLAH’ını bilirken ALLAH’ına koşarsın. Zarardan kaçmazsın. Tokat atmam, nasihatim var. Dövmeye değil sevmeyi bildirmeye geldim. Yanılmayın, merdivenin çıkışı var inişi yok. Layık olmayan kul merdiven başına gelmez, adımını atmaz. Sözüm bunun için değil, yumağa zarar vermemesi için.

3 Sözümüzü sazımıza getirelim; sazımız gönül şarkımız, gönül şarkımız yumak çarkımız, yolumuz ALLAH’ımız. Niyetimiz; olmak, yol arayana vermek, münasip olmayanı söylemek. Aydın niyaz edelim, olmuşa yol verelim.

4 OMAR der ki: “YARATAN’ı bilene yol bildirmek, gayesini yoluna koymak; dünyayı da burayı da sevindirir.”

5 ALLAH’ımın verişi, uygundur her işi. Yudumunu arttıran kişi, yumağını saramayacağı gün, yola göçeceği gündür. Olmuşa yol dedim.

6 “Olsam, sözünü ben desem; kuzuyu YUVA’da söylerdim.” der YUNUS’um. ‘Sözü ver deyim, iki satır yazayım.’ demez, yolumuzu çevirmez. “Dediğimi tutmadım, üç dedim dört yazdım.” der durur. ‘Olmuş, YUVA sevinmişse, sözümüze ne gerek.’ dedim, sözü YUNUS’a verdim. Sevindi ne sevindi, “Ben de yazayım.” dedi, kuzuyu ele aldı:

7 “Anasını-kuzusunu, ‘Yuvamız yok.’ dedik dergaha taşıdık, bahçesine kazık çaktık bağladık. Bağlamak hacet değilmiş, yavrusunu kucağa aldık sevdik; anasının yanına bıraktık, döndük dergaha daldık. Yumuşak yolun PİR’i, yüzüne vurmuş NUR’u. Olmuş, bilmiş, ‘Koyunu çözün.’ demiş. “Dergahın toprağına kazık kakılmaz, ALLAH’ın verdiği, bu dergahta esir edilmez, canını alacaksan günü beklenmez, analı kuzuya boyundan toka takılmaz.” Döndük geldik, analı kuzuyu orada gördük. Anasına baktık, boynunda tokası yok, bahçede halkası yok. Ana-yavru oynaşır, dillerince halleşir. Söze geldik, ALLAH’ımın HUZURU’nda dize geldik. PİR’imiz öyle dedi: “ Canlıyı kendine esir etme. Sevdir, gönülle kalsın, ‘Yuvam.’ desin. ‘Hayvan.’ dersen, deme ‘İş gören.’ İşini de gördür, yeter ki hakkını yedir.” Dediğim PİR’imin kerameti, olgunluğun selameti. Sözümden kullara ders: yaratılanın kıymetini bilmeli, hakkını vermeli, çalışanı vazife kadar koşmalı.”

8 YUNUS’um dedi söyledi, selamladı gitti, sözünü kısa kesti. Yolunun sözünü, YUVA’nın süsünü, gönlün huzurunu bildirdi. Ne mutlu size.

9 Dersiniz, ‘Dünyada branş olunca?’ Ata yük koyarsınız gücünce.
Koşana yük vurulmaz, taze ata kıyılmaz. Yumuşak olmazsa, yoluna uymazsa; yerini başkasına ver.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH