|
22 Ocak 1970
MEVLÂNA’yım ben!
1 Yolu yola bağlayın, niyetleri
eyleyin. Yumuşak günden yumuşak sözden dönmeyin. Aynanın yüzü
görüntünü verir, gülenin yüzü neşe verir. Olmayan yok olacak, duaları
yerini bulacak. OMAR der ki: “Yuyulunca kulun dilekleri özleşir. ÖZ’den
dileği olan, tez vakitte kavuşur. Dileğin oluşuna, yuvanın
suyunun akışına uyarsan, elini açıp şükür edersen; yenisini dilemeye
yüzün olur, dileğin yuvana hayır getirir.” Sunduk yolun doğrusunu YUVANIZ’a,
uyanın gelişine.
2 ALLAH’ım oldurdun, kullarını bize buldurdun. Günden güne yolun
yudumunu arttırır, güzel yola baktırır. Yalnız dünyanın derdine gayret
gösterseniz desem, onun da günü gelir. Sözün değeri; kulun yolunu,
olduğu güne durduğu ana uydurmaktır. Kulun dünyasını değiştirmesi
istense, cümlesini hayır defterinden silmek gerektir. Halbuki her kulun, olduğu gibi bir yuduma meyli vardır. Günün kulu yolunu
aramayı onun için yarına bırakır. Yumak sarılırken dünya yaşanırken,
ahireti de düşünse iki yöne de baksa; makbul kul olur, ALLAH korkusu bilir. Günün çekişi dünden. Dünün kulu, güya yolu ALLAH
YOLU. Yol, dünde günde değil gönlünde; ALLAH AŞKI, ALLAH korkusu
olandadır. Dün, gün, yarın yok, ALLAH’ım her günün, cümle gelmiş,
göçmüş, gelecek kulların ALLAH’ıdır. Öğmür,
dünün deyimi; ömür, esmimin gün değeri. Nedir,
dünden güne ne getirir? Dün dediğimi bu gün de derim. Arada ne fark görürüm?
Farkı ayıramadım, dünü güne kayıramadım. Ben ki ayıramadım, YARATAN’ım nasıl
ayırır, ‘Eski kulum, yeni kulum.’ nasıl der? ALLAH’ımın ayırdığı kul; O’nu
her yerde, her günde anan kuldur. Gönülden AŞK’la anan, ‘ALLAH’ımdan
geldim.’ diyen.
3 OMAR der ki: “ALLAH’ımı bildik, kendimizi bulduk; kul korkusunu
gönülden attık. Oymuya uman, yudumunu vermez. Yolu
eğri olana, kul esir olmaz, ALLAH’ım İZİN vermez. Yeter ki senin
de yolun doğru olsun.” Yumağını sararken gönlü coşana ‘Oymuyan.’ deriz. Tumana yudum dileyene şarap veririz. Şarabın
tadına tuman denilmez, yudum alanlar talan edilmez. Gönlü yananlara destek
olmak gerekir. Yandığını bilmez, gayesine ermez. Yumuşak yol verilir,
gönlü serinletilir. ‘Ayyaş.’ denilir öyle kula sizce, ‘Abdal.’ denir bizce,
meczup değil. ALLAH AŞKI’yla dolmak, sarhoş olmak. Sarhoşa siz
‘Ayyaş.’ dersiniz. Olmuşa, yol bulmuşa, gönülden ALLAH’a
vurulmuşa. ‘YUVAMIZ öyle kullarla meclisi kurdu.’ dedim size. ‘Dünyayı
silin, ahiret kaygusuna düşün.’ demedim. Denmez, denmesini ALLAH’ım
istemez. Anmasını bilin, ahireti unutmayın ki; doğru yoldan çıkmayın.
Ahireti bilen, eğriye bakmaz.
4 Giymiş yeşil fistanı, YUNUS’um yazmış destanı. YUNUS YUNUS olalı, yolu YUVA’ya geleli, yazımızı yazalı; yumuşak
oldu çıktı, yolunu öyle verdi, sözü yarına bıraktı. Dumanını sorana ‘Bulut mu?’
dedi; destanını sorana ‘Yiğit mi?’ dedi; yatımını sorana, sert diyecekti
yuttu, ‘Yolumu bilene sorun.’ dedi. Yattığı yer mühim değil,
durduğu yerdir mühim olan. Ona üzülür, sorana kızar. “ Anmak gerekse,
ağaç bul an beni, ‘YUNUS’un kabri.’ de, çağır beni. Gelirim, duana
cevap veririm.” der. YUNUS’um böyle açık gönüllü. Yayan gider,
eşeciğine yular vurmaz, adımına ayak uydurur. Her ağaca
‘Benimdir.’ der, gönlünden bir tutam bırakır. Elbet anıldığı yer bir tutam
toprak değildir. OMAR der ki: “Her kul toprakta yer alsaydı, gelene yer
kalmazdı.”
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH
|