24 Ocak 1970

MEVLÂNA’yım ben!

1 Gelişim yok yazışım var, yarışım yok erişim var, gelenlere çok sözüm var. Nimetten ziyade kısmet niyetine uysa daha iyi olur sanma, ALLAH’ımın VERDİĞİ hepsinden hayırlıdır. Yumağını sararsın yolumu gözlersin, nidaya ne hacet gönülden uyarsın. ‘Yumuşak oldum yolumu buldum, kalemini bana bağlamadın.’ dersin. Gaye kalemden ziyade gönül bağı. Kalem her kula gelmez, her kul cevaba ermez, dilesen de yetmez. ALLAH’ımın verdiği, layık gördüğü kuludur; yazı, söz, görgü. Yazgı, yazgının sözü, alimde gözü; yayılır dökülür, cümleye bildirilir.

2 ‘Yumaktan.’ dedik, yolun gidişine uyduk. Yamadan, yumuşak sözden demedik, olmuştan söz etmedik. Denir ki, ‘Kul yamalı giyerse, dünyasından geçerse; erdiğine delildir, gördüğünüz VELİ’dir, suyuna dalmış ULU’dur.’ Olmuşun, sırmalı fistan giymişi yok mu, olmaz mı, ALLAH’ım ölçüye vurmaz mı? Ağmanın değmenin gözünde kara perde, görgüsü nerde? Nerde olacak gönlünde. ALLAH’ını bilen, bütün gönlü ile bağlanan, geleni gideni O'ndan bilen; elbet yolunda erer, VELİLİK mertebesi alır. Ne giydiği ne gördüğü, onu yolundan çevirmez. Okunuşunu sorarsınız. ‘ALLAH’ım verdiğin KUVVETİN’e sığınırım, YÜCELİĞİN’e güvenirim. ALLAH’ımın YÜCE KATI; O'ndan gelen kuvveti, O'nun YOLU’nda sarf edeyim.’

3 Olmayana söz yok. Gelene niyet, gidene kısmet derim. ALLAH’ım dilerse oldurur, gidene sebep yaratır. Gelişin hayır oluşu, ALLAH’ımın İŞİ. Oymuyan gelse, sana ‘Yol.’ dese, (oymuyan: yolun doğrusunu bilmeyen) dese ‘Yolum yolundur.’ ne dersin, ‘Elim senindir.’ Denmez ki ‘Yolumuz uymaz.’ Büyüklük budur. Gönülün ölçüsü; kuluna göre söz edende değil, her kulu bir tutandadır. Olmuşu yolunda görmek seni sevindirir. Ham kulu görmek yerindirmesin. Kulun YARATAN’ı da yaratılışı da BİR’dir. Ne var ki, kulun bazısı dönüktür. Dumanı başını sarmış, gözünü kapamış. Ona yardımcı olmak, kulu kazandırmak, kula sevinç vermeli. Vazifemiz; ALLAH’ımın AŞKI’na. Gönülleri şaşkına yol vermek; yola uyan, ALLAH’ını bilen her kulun vazifesidir.

4 YUNUS’um YUVA’da, elleri havada; “ALLAH’ım.” der, dua eder, benden söz ister. YUNUS’uma söz vermek benim iznimle değil. Ben köprünün başında sunarım, yolları bağlarım; ALLAH’ımın İZNİ olanlara sözü veririm. Olmuşa yol vermektir vazifem. ALLAH’ımın YUNUS kulu, olduğu günde aldı yolu, yolda buldu mümin kulu, elinde yasemin dalı. Günden sözleşti, yoldan halleşti, “ALLAH’ım.” diye söze girişti, sözü YUNUS’um aldı:

5 “YUNUS’um. Yuvanın havasına, yolumun yarısına geldiğim günün, gününde buluştuğum mümin kulun dileğine uydum. Yuvadan değil, dergahtan açıldım, PİR’imin izni ile yola düzüldüm. PİR’im dedi ki: “Kul geldi, gönülden yundu, diledi, dergahtan yol istedi. Göndermek vazifemiz, rehberlik sana düştü.” YUNUS elini açtı, ‘ALLAH’ım şükür.’ dedi. ‘YUNUS kulunu layık gördün, kuluna hizmet ettirdin.’ YOLU’na yola düştük. Yolda güneşten yanmış, ağacın gölgesine sinmiş, anasını unutmuş, at yumuşak olmuş. ‘At yumuşak olur mu?’ demeyin. Sertine, oturun sırtına görürsünüz. ‘Yumuşak huylu, anasını unutmuş.’ dedim. Sırası gelmiş, koşuma hazırlanmış; sıcağın tesirini sırtında görmüş, ağacın gölgesine sinmiş. Sahibini gördüm, yükü sırtına vurmuş, yoluna düşmüş. Sordum: ‘Atın var, yükün sırtında?’ Dedi: ‘Atım varsa, ALLAH’ım da var. Taze ata semer vurmak, yükünü sarmak; canına kıymaktır. Canını emanet aldım, emanete hıyanet etmem. Dili yok dersen, ALLAH’ımdan şüphe etmem.’

6 ALLAH’ımın mümin kulu. YARATAN’ım, YUĞAN’ını nerden buldu? Gönlü yuğulmuş ALLAH’ımın ELİ ile. YUNUS’un dili ile söylense ne kıymeti var? Olduğu günü düşündüm, ‘Anlat bana yolunu.’ dedim. Anlatmak ağız yolu, hissetmek gönül yolu. ‘Dur.’ dedi, olumunu anlattı. ‘Günde geldim tarladan, tayı aldım obadan; yumak sarmak, gönül yunmak olur ALLAH’tan. Ağaca bağladım tayı, elime aldım kovayı suyunu vereyim, yemini koyayım derken, olduğundan büyüdü, çok hizmetimi gördü. Yavruladı, yavrusunu korudu, ona olduğundan çok iş gördü, yavruyu almayım ona yük sarmayım diye, kul gibi yüzüme baktı. Gününden evvel göçtü, yavrusu hatıra oldu. Ona ben ana oldum yükünü sırtıma vurdum.’ ‘ALLAH’ım.’ dedim, yüzümü örttüm, kendimden geçtim. ‘Kuluna sevgim çok, YOLUN’a AŞK’ım çok, YOLUN’a aşığın çok. Ne YÜCE’sin ALLAH’ım!’ ”

7 YUNUS’um coşar, kendinden geçer, sözünü orada bırakır. Anlatmak kula yetmez, kul bu hale dayanmaz. Olgun elma ağaçta kalmaz, ham elmada lezzet olmaz. Ne koparmaya el varır, ne yemeye dil varır. Bırak olsun, güneş görsün, çabuk ersin. Güneşine yol açarsan, sen de hayır etmiş olursun. Kulun yapacağı bu kadar.‘Oymuyor yolunu bilmeyen, yol dileyen.’ diye arkanı dönme. Yolunu söyle, elini uzat, doğruyu anlat. Demesin; ‘Ya dünya, dünyadaki tat?’ Dünyanın tadı, ahiretin adı; doğru yol ile, açık gönül ile olur, ALLAH’ım iki aleminde kulun gönlüne göre mükafatını verir. Yeter ki yolunca gidilsin, haramdan kaçılsın. Haram olanı sorarsan; hak yemek, kul hakkına el uzatmak. Cebindeki paranla dileğince yaşarsın, olduğunca harcarsın. Yanılmayın, ham sofuya kapılmayın. Ben günün de dünün de insanıydım. Günümde çok söz aldım, neden söz demedim. ‘Kulun gönlü dönük, kendi gafil dedim.’ ona uydum; anında değil, günü gelende yoluma aldım. Çünkü onun yolunca onu ikna ettim. Andığı oyunsa oyna, saati gelende fırla. ‘Yunuldun gayri ALLAH’ından dile.’ dedim. Yoluma yavaş girdi, girdi koşturdu. Öyle oldu yolumuz, yol verdi MEVLÂNA’nız. Günde de öyle olur, gönüller yoluna göre yunulur. ‘Kıbleye.’ dersin dönersin, uykuda ayağını sorarsın; başı koysan, daha hayır.

8 Ham sofuya kapılma, yoluna hurafe koyma; yönün gönlünde olsun, ALLAH’ın seni bilir. Gönlünü aç, yalandan kaç. Dünya miraç değil beden miraca çıkmaz, gönlünü hazırla. Beden kafes. Kuş kafesle uçar mı? Günün yine gelişi, ham kulunun erişi. Dünyada olsun toprakta kalmasın. Anlaşılmadı dediğim. Elma erince düşer, kul eline geçer; yiyeni, yolmuş diyeni bilinir. Ham elma, vakti dolanda ağacı silkilende ham kalır,  toprağın malı olur. Kulun ermişi, ALLAH’ını bilmişi; huzura varır, tadını verir. Ham kul yerde kalır ele gelmez, ağıza tat vermez. Olmuşa tat veren ALLAH’ım, hamına el vermez, kul eli değmez. Elbet ALLAH’ım elini uzatıp almaz, kulu sebep yaratır elini uzatır.

9 MEVLÂNA’yım! Bundan öte, ben değil ALLAH’ım var. Ben O'nun kuluyum, EMRİNDE’yim. Kulunun gönlündeysem, huzurum artar. YASİN sordunuz, anmayı dilediniz. Dileğince okursun, ALLAH’ının RIZASI’nı dilersin; ‘ALLAH’ım!’ dersin, ‘SANA niyazım açık olsun. İçimden geleni versin diye, dilimce okurum, gönlümce varırım.’ Dilim olmayanda, masal gibi uyurum. Uyku dünya görgüsü, kulun gailesi. Bildiğince okursan, gönlünü açarsan sevabın olur, makbuldür. ALLAH’ını anmak, olumuna uymak vazifendir.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH