25 Ocak 1970

MEVLÂNA’yım ben!

1 Ayağımın yolumun görünüşünden ayrısı yok. Geldiğimiz gibi, bulduğumuz gibi, yuğduk aldığımız gibi. Olmayan gelmez, ALLAH’ım izin vermez.

2 Umduğundan söz etmek, sözü iyide bırakmak gerekir. Öyle de olsa böyle de kalsa, olacak hayırdır. Şüpheler dağılsın, kul kötüyü unutsun. Olmayı dileyenler, asmayı budayanlardır. Yaprağı feda eden, çiçeğe yol verir; ağaç budanırsa, tazelenir. Aymayan uyur, yolundan kalır. Sunduğum meclise, ALLAH’ımın mümin kullarına. Cemiyet bağa benzer, asmalar kula. Budanan ağaç, bakılan bağ verimli olur, verimi bol olur.

3 Aşağı bakma düşersin, yukarı bakma dönersin. Yumak sarmak, yudum vermek kula yetse, gününde gönlünü açsa; yoldan ne sorar? Sorulanlar yol için, yudmak kul için. YUYAN’ı bulursan ne mutlu sana. ‘YUYAN buldum.’ der sevinir, bulduğu günden yönünü çevirir; öyle kula yazık olur, çünkü yuyan bildiği yobaz onu doğruya koymaz. Kendi bilmez ki koysun, doğru yoldan ne desin? Onun için kul kuldan değil ALLAH’tan dilesin.

4 YUNUS’um niyet kurmuş, YUVA’ya yumuşak köprü olmuş. MEVLANA’yım. Olmuşa yol vermiş, YUNUS’um dilemiş. OMAR der ki:
Yolun niyazını kulun niyazına bağladın, gücünü öyle harcadın. Ne mutlu ki, yobazlara baş, YUYAN’a kardaş olmadın. Suyunu, dileği ALLAH’tan olana verdin; sözünü, yalnız ‘ALLAH.’ diyene söyledin. Yobaza kulak açma, okunu ona atma; bırak ALLAH’ım düşünür.”

5 Sözü baştan dedim, meclise söyledim; yobaz her yönü sarmış. Elini açan, başını örten, ALLAH sözünü ağıza alan meydana çıkmış. Yudum aldığı haram yediği gözünden kaçmış. ALLAH’ım kaçırmaz, uğraşını üstüne alma. ALLAH’ım aciz değildir, uğraş yok. Sebep YARATAN’ımdan gelir, yumak sarana layık olduğunu verir. Adını andık, destanını yazdık, gönlünden söz ettik, ‘Gelse de dese.’ dedik. YUNUS’um gelmez mi, gönülle koşmaz mı?

6 “YUNUS’um geldim, dağ yolundan aştım; dağdan dönen, şarkı diyen kıza danıştım. ‘Sepetinde nedir? Dedi: ‘Üzümdür.’ Dedim: ‘Yüzünde ne?’ Dedi: ‘Gözümdür.’ ‘Sudan geçtin yolu seçtin, fistana konan nedir?’ Dedi: ‘Tozumdur.’ ‘Suyunu içtin mi?’ Dedi: ‘Huyumdur. İçerim geçerim, tozu meydanda silkerim, gözüm gördü seçerim. TANRI’m üzümü verdi yedim, sevdim tadını aldım, yuvama taşıdım. Anamın ağzına, babamın genzine tadı hoş geldi. Anam üzümü yedi, babam suyunu içti, kendinden geçti sarhoş oldu, ALLAH’ını andı, güzelliklere yandı. Bizi de uyandırdı, görün güzellikleri dedi. Sarhoşluk AŞK’tan, üzüm suyundan değil. Sepetim üzüm dolu. ERENLER’in sözüne, gönüldeki yerine söz etmem, kötü kula söz atmam. Bağımızdan aldım üzümü, aldım elime yükümü.’ ‘YUNUS yolun uzadı, sepette aklın kaldı.’ dedim yürüdüm, yudumu vereni düşündüm. Asma-kütük, verdin katık. Ayakta, YUNUS’un ayağında ne olur? Yamalı pabuç kalır. Niyete uysaydı yol, yolunu bilseydi kulu; giderdi üzüm bağına. Anında dediniz, sözünü ettiniz.

7 YUNUS yolda yürüdü, güzel günde aradı. Güneşten yandı, asma dalını gördü. El uzatmak yaraşmaz, el dalına erişmez. Yandın yanasın. ‘El yuyana, sepet diyene yol alsak, dönülmez.’ dedik gaflete daldık. ALLAH’tan dile a sersem, kuldan ne istesen boştur bilirsin. ALLAH’ına inanırsın, niye kula dayanırsın? ‘Asmaya el uzamazsa, ALLAH’ına da mı açılmaz.’ dedim, giden kızın ağasını gördüm. ‘Yolcusun yanarsın, üzümden dilersin, kuyudan su çekersin, ateşini dökersin.’ dedi. Aradığım bulundu, olmuş kuldan alındı. YUNUS suda yıkandı, gönül yandı, ALLAH’ını andı, sohbete daldı bağın sahibi ile. ‘Güneşte olmam, gün doğuşta gün batışta dururum, asmadan üzümü alırım. Bugün anıldı, ‘Misafir gelir.’ denildi, ondan kaldım, misafiri bekledim.’ dedi. Misafir ben. Senin anladığın doğru. Ne var ki misafir olanı ayıramadın. Sohbetimiz uzadı, benim yolum kaldı, gece YUNUS misafir edildi. ‘Gelenden?’ dedim, ‘Değil.’ dedi. ‘Yanandır misafirim, ALLAH’ını anandır. Rüyam boş değil, günüm gelmezsen hoş değil. Seni gördüm sevindim, ‘ALLAH’ım şükür.’ dedim. ‘Yandırdın, yoluma döndürdün. Yanmasıydı bakmazdı, bağım önünden geçmezdi.’ ’ Dünyanın varlığı, kullara verdiği sebeplerle çözülür, hak yolu. Bilenler, el açıp yalvarır, kula değil ALLAH’ına dayanır.”

8 MEVLÂNA’yım. YUNUS’um hoş anlatır, ‘Hayatım boş.’ der anlatır, benzetir, kulun gönlünü eğitir. Böyle kulun böyle köyü, köyünde eyler cümleyi. Anlatır dinletir uymayana, çevirtir dönmeyene. Başından dedim, çok kızar. Olmaz, kula düşmez. YUNUS’un kızışı, kendi kendine. Kimseyi dövmedi, kimseye el sürmedi.

9 Bütün ömründe ansan, NUR’unu yolda görsen, geceden açık olmaz. Ağa bilir. Anmak için yanarsın, gönülden kaynarsın. Ne var ki, gücün dökmeye yetmez. YARDIMCI ararsın. YARDIMCI’ya ne dersin? Olsa sözün, alsa elin; gece gündüz yazarsın. Sabra söz, yumuşak kula el. ‘Olgun muyum?’ dersin; oldurmaya, NURU’ndan vermeye geldim. Şüphen mi var? Merdivenden sorduğun, hataya düştüğün. Elbet çıkılır. Fanisin nasıl görülür? Çıktığını ispat kolay; gönlünü yokla, günden güne coşmaz mı, ateşi büyümez mi? Bu, ALLAH’ına yaklaştığının delilidir. İçini açar, korkunu siler; ALLAH’ına yaklaşmaya delilindir. Günde çıkılan merdiven, kulca bilinmez, merdiven her gün çıkıldık denmez. Gönlünü yoklarsın, katını anlarsın.

(Resim verilir)

10 YILDIRIM derler (BEYAZIT) adını öyle anarlar. Esareti zorlu oldu, olmuşu orda gördü; ALLAH’ım AFFETTİ, günahını sildi. Her sözüm ders için. Masal demeye, defter karalamaya, kul vaktini öldürmeye gelmem. YILDIRIM da şımarmadı, gücüne güvendi. ALLAH’ına güvenseydi, yolu açılırdı. Size değil göze derim; gözü görene, kulağa koyana. Yapılandan sonra anlatsam boş anlatırım. Kulağa koyarım, sizi eğitirim.

11 Anında olan bilinir, günü geçene gününce katılır.

12 Yazmak çizmek yetsin, yoldan alınan gününce eğitsin. ALLAH’ım bile vakit ayırmış, kula beş vakti bölmüş.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH