Şubat 1970

MEVLÂNA’yım ben!

1 Hummalı yol YUVA’ya uymaz. YUVA’yı münasip niyaz açar. Kul kötüden kaçar.

2 Yanlış değil düşünce. ‘Uysun.’ dersin gönül üzersin. Günü gelir sana uyar. Olumunu harcar. Sudan aldın, mümin oldun. Ne mutlu sana. Ne mutlu derim, çünkü olayı görürüm. Yumuşak gönlüne niyetin uysun. Ağlamak acze delalettir. ALLAH’ım kuvvetince erdirir, dileyene buldurur. Ağlama, ALLAH’ından kuvvet dile. Şüphe etme verir. Umduğunu oldurur. Sabır kulu erdirir. Dileğin olacak, sabret günü gelecek. Evet dese demese, ALLAH’ın EMRİ’ne boyun eğecek. 

3 Okuyun, ALLAH’tan dileyin. Demeyin ‘Yazılan bozulmaz.’ Yazıyı sen bozamazsın, yeniden yazamazsın. Amma YAZAN, bozar da çizer de. Yeter ki, ALLAH’ına yönelesin, dilemesini bilesin. AMİN.

4 YUNUS’um der ki: “Suyunu içene, yolunu seçene; cümlemiz duacıyız, yoluna yardımcıyız. ALLAH’ım cümleden RAZI olsun. Yumuşak gönülle diledi, dilediğini bulur. Düşünsün, ne zaman elini açıp ALLAH’tan diledi ise, dileğinden iyi olmadı mı? ALLAH’ım sebep yaratır. ALLAH’tan dilense dağ başında deniz, duası olur mu kabul? Elbet olmaz, ALLAH vermez. Kuvveti yetmediğinden değil, kul dilemesini bilmediğinden. Yaratılan sana değil, sen yaratılana koş ki seni arasın. ALLAH’ım duanı alır, yuvanda olanı görür, sabrettin mükâfatını verir. Yolunu düşünme. Hayıra hizmet ettin, gönlüne duman koyma. ALLAH’ımın EMRİ’nden çıkılmaz. Gün gelecek, ağız dumanı üfleyecek. ‘Tez’ dersin. ‘YA RAB.’ diyelim. ‘Dilek uygun görülür. Kula versen sevinir. Ahlak uygun. Gönlü görgün olsa kula elini verse, cümleye hayır gelir.’ Yolumuza bağladık, ‘Olsun.’ dedik yalvardık. O'na uyduk, HUZURU’na vardık. ALLAH’ım diledik. “AYAĞINDAN BAŞINA NURU VERDİK YUMUŞAK GÖNÜLE.” dendi. YUVA’ya müjdelendi. Sabra hacet kalmadı.

5 Deseler size ‘Olmaz’, şüpheyi atın, vazifenizi yapın. Olacak bilin, YUVA’yı açın. Yumaklar sarılır, yumuşak gönlü olan dileğini alır. Yuvada olmuşa gelmişe sözü yok. Geçmişe gitmişe söz eder. Etmesin, olanlar unutsun. Yolunu yoluna bağlar. ALLAH’tan diler . Uygun görse-görmese EMRİ’ne boyun eğer. Niyazını et, münasip yol dile. ALLAH’ım sebep halk eder, sen bilmeden önüne koyar. Tesadüf deme, ALLAH’ından bil.”

6 Sudan geçtik, etek tuttuk, suyu geçtik, sunduğumuzca içtik, dileyenin dileğince sunduk. Sordun yoldan, bildim kuldan. ‘Şifa dilerim., ‘ALLAH’ım.’ derim. Sorulur benden, dilenir ALLAH’ımdan. ‘Olsa mıdır?’ derler. Olmayı dilemekle değil nasip ile. Ömrüne sözü geçmez kulun. ‘Ameliyat olsa kurtulur mu?’ demeyin. Ölüm olunca ameliyata ne hacet. Yanılmayın, ölümden demedim. Ölüm var ise, ameliyat olsa olmasa gelir; ölüm yok ise, ameliyat olsa olmasa kurtulur. Akıla gelmesin ölüm. Şifayı nasip etmişse ALLAH’ım, sebebini halk eder, düşüncenize sokar. ALLAH’tan dileyin. Sorulanın sebebi, kulun nasibi kesik değil.

7 Olmuş hayır denmiş. Sunduğum gün, dönmüş yürümüş. Adım işi. Gönüle koyan kişi. MEVLÂNA’dan sana selam. ‘Yaralı gönül.’ demesin, ALLAH’ına sığınsın. Yuvasına sükunet dilesin. Duasına eksik etmesin yolda olan şehidin, anında dediğin sorduğun Mehmet’in. Olmuşun gelmişin, memleket korumuşun duanı almışın. Gönlü hoş olmuş, selamın vermiş. Selamını alır seni selamlar. 

8 Duanın kula zararı mı olur? Mezardan geçerken okunur, RUHLAR etrafa toplanır, senin koruyucun olur. Sudan geçerken oku, sana yol verir; dağdan geçerken oku, oku kötüyü çevirir.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH