|
4 Şubat 1970
MEVLÂNA’yım ben!
1 ‘ALLAH’ımın ADI’yla PEYGAMBER'imin
Şefaati üzerinize olsun.’ dedim söze başladım. Münasip yuvanın yolu, kararsız
ALLAH’ımın kulu. OMAR der ki: “Sen adaleti yolundan ayırma, ‘Adaletsiz.’ diye
kahır edinme. Er geç yerini bulur. ALLAH’ımın ADALETİ şaşmaz.”
2
Oyalanır, yutmak gerek, yutkunmak gerek. Mide zaten kötüyü almaz. Mide
ALLAH yapısı, fırın kulun kapısı. Maya yumuşak ise, ekmek hamura
kalmaz, kul midesine oturmaz. Mana sorarsınız açayım. Dedim size,
mide ALLAH yapısı. Ekmek hamur kalırsa, yani yolsuz iş olursa; yersin,
mideni rahatsız edersin. Dünyada olan hatalı iş de kulu rahatsız eder.
Mümasilin neticesi; haramdan kaçmak, gününü hayıra açmak. Nüzhet,
aslında
nimetten azadedir. Arayın, hazır yolun yolcusu olmayın. Arayan bulur.
Oluma
niyeti kuran; nüzhet olmaya, ALLAH’ın GÜZELLİĞİ’ne varmaya
bakar. Yolunu arayan her kul nüzhet değildir. Olmak. ‘ALLAH’ım.’ der
kul,
gece gündüz ibadet eder, ALLAH’ına kendini adar. Kul vardır, ALLAH’ın
verdiği güzelliklere yanar. Nüzhet ona denir. Elbet ALLAH’ımın
verdiğine aşık olmak, ALLAH’ımın verdiğini her an ikrar
etmektir. Ağızdan yetmez, gönülle anmaktır. Mescitte kılınan namazla
camide kılınan namazın farkı olur mu? Olmaz elbet. Namaz yerinden değil
derinden
olmalı. YARATAN, yumağın düğümüne nimetin deyimine asanlık verir. Asan;
sokmamış içine kötü, almış yüzüne NUR’u. Olmuşun gelmişin
seçimi, sevginize değil ölçünüze göredir. Gelişim kullara sevinç
verir. Olmayanı dersiniz. Oyuna değil gönüle geliriz. Ses muazzez, yazı
mukaddes, çünkü ALLAH’ımı anarız. Sözümüz, gelmişin değil günün
konusu, kulun ALLAH korkusu. Korku olan içinde, bilsin yolu açıktır.
Müstesna
yol dilerse; ayıldığı an, aradığı gün vardığını bilir.
3 Her aşık dünyasına mı küstü? Masanın ayağını mı kırdı?
Dünyadan geçilmez, acı söz edilmez, kul hatası yüzüne vurulmaz. Sözüme alınma,
‘Acı der.’ deme. Acı demem. Yuvaya geldim, sükunet gününü sevdim. OMAR der ki: “
Ömür kulun defteri, yazı kulun terazisi. Ağırlığa iyilik koy ki;
defterin iyi dürülsün, dünyada kul hayırla anılsın.”
4 Ağzın yolu gümüşse, söz de öyle çıkar. Yumuşak söz,
altın gönülden akar. Sözün güzeli yudumun alınışına, yudumun güzeli gönüle
konuluşuna göredir yazımız. Övmek ALLAH’ımı; görmekle değil, VERDİKLERİ’ni
sevmekle kabildir.
5 Aştım yolun taşını, geçtim köprü başını, baktım geçen
yoldaşını; ‘ALLAH’ım sundun, aldığımı verdim.’ dedim sevindim. ALLAH’ım sundurdu. O'na
verdiğimi sen aldın, ağıma-andıma geldin. Ağ örgü ağ değil.
‘ALLAH’ım.’ derim ağlarım, içimi dağlarım. Sen benim, ALLAH’ıma ağım
anında duyduğum aşkım zamanında sordun, duanı bana gönderdin. Anda
aldım andım, sana niyet kurdum, gelişini hazırladım. Gelişimiz senin AŞK
ile çağırışınadır. Ağmalı, anmalı, ALLAH’tan dilemeli; gününü değil anını düşünmeli.
6 Senin gönlün bana senden yakın. Benim gönlüm cümleye yakın.
7 Vurmalı, kırmalı, kararını bildirmeli, dünya ile ahireti ayırmalı. ‘Dünya.’
deyip ahiretten geçme, ahirete dönüp dünyayı silme. Nefsi silmek, ALLAH’ı
bilmekle kaimdir. ALLAH’ını bilirsin, yarınına niye şüpheyle bakarsın?
Çünkü yanılırsın. Nefis denen kör düğüm, sabır ile çözülür. Bunu bilen
cümle kul, fena güne yumuşak girer. Günün fenası olmaz. Ne var ki, kul
dileğine uymayan gününe ‘Kara gün.’ der. Yumuşak girerse, dumandan
sıyrılır. ALLAH’ına iman ettiği an, her günü güzel görür. Mustarip misin?
ALLAH’ına sığın, ıstırabını dindirir. Adama söz desen sana ne verir?
Aştın başı, yedin aşı. Gündüz yolu gece kulu sevindirdin, ALLAH’ımdan
iyi gün aldın.
(Bu
tebliğin sonu henüz bulunamamıştır.)
mümasil:
benzeyen, andıran.
nüzhet:
Eğlence, neşe. Ferahlık, sevinç.
asan:
kolaylık.
|