|
5 Şubat 1970 MEVLÂNA’yım ben! 1 Yolumuz hikmettir, ALLAH’tan sebeptir. ‘Neden?’ derseniz, sondan, YAHYA
yolundan. 2 ALLAH kulundan geçmez. Günde gönderir, sadakat gösterene yolunu bildirir, bildireni gönderir. 3
Suya giden su doldurur, kumdan geçen hacı olur. Saatini sorarsan
vaktini eyler. Öyle de böyle de boş geçer. Yoğunluk yabanda, azınlık
çobanda. Yabanı sorarsan, yaban; günaha girmek, dünyaya başına
karışmak. Yaban; olumu çamurla karışan. Çoban; dünya gailesinden uzak
kalan. Madanda, Muaviye’dir galip, adına ALLAH’ım talip. ‘Kazandı.’
denilir,
kul adı söylenir, ALLAH’ımın VERİŞİ unutulur. Atanın sözünü
unutma, öğüdünü gönlünden çıkarma. Derya deryadan içre, dünya alemden
içre. Dünya alemde, alemin elinde oyuncak. Oldurduğu, YUĞAN’ına
sordurduğu, sadakate erdirdiği kulun yolu açılır, dünyanın
dönüşünde dışarı çıkılır; olduğun andır bu. Dünyanın dönüşü
nasıl durmazsa, kulun görüşü de karışır. Yolunu ALLAH’ına. 5 Açtık konuyu, suyundan dedik, deryaya dalan YUNUS’a sorduk. ‘Deryada ne buldun?’ Dedi: “Koştum-koştum yandım, deryadan içtim kandım, vardığım yolu düşündüm. ‘ALLAH’ım.’ dedim; ‘SEN kuluna neler verdin, kulun sana ufacık gönlünü verdi. Onu ihya ettin BÜYÜKLÜĞÜN’le. Beni yolumun gelişine hazırladın.’ ” 6 Yanımıza geldiniz, ‘DEDE’miz.’ dediniz, andınız. ALLAH’ım. Duanıza duacıyım.
Diledim yolunuza geleyim, gelende sizi karşılayım. 8 Miğfer giyse yüzü örtse, sözünü sakınmazsa, kanı da dokunmazsa; ne
yol alır, ne kul verir. Andığımız niyetin duacısı olalım, aldığımız
niyete koruyucu verelim. El açalım yüz sürelim, ‘ALLAH’ım.’ diyelim, ‘Sunduğunu
andım.’ 9 Ağanın niyetine, diledim ALLAH’ımın adına. ‘Sebebi SEN’den, SEN’in NURUN’dan, ALLAH’ımın verdiği hamurumdan, şüphem yok. Yanılmışsam döndür beni, aldanmışsam çevir beni. VERDİĞİN’e inandım. Elimi sürmeden kaybettim, alnımın terini akıttım. EMRİN’e uydum. Olana ‘SEN’den.’ dedim, boyun eğdim. SEN’den dileğim; hatamın affı, olayın hakkıma dönüşü. SEN bilirsin ALLAH’ım.’ Ağaya dedim, duasını verdim. ALLAH’ımın EMRİ’dir. Kem gözün zehridir. Akanını akıtmaz, terini döker, umduğunu alamaz, belini büker. Duacı olsun, kem göze duvar çeksin. Dualar karşılar. 10 YUNUS’um der ki: “Adımı söyle, üzülmesin nafile. Dünyanın geleceği bir kulun vereceğine yetmez, olmuşa ham ne dese bükmez, aldığını anında verirsen sözünden çıkmaz. ALLAH’ım ağaya olduğunu bağışlasın. Adağını tez gelenden nasip etsin. YUNUS’um söz aldım, ‘Yandım.’ dedim saz aldım, sazı geçtim suya vardım, suyun akışına ayak uydurdum. ‘Uğrak.’ dedim sudan çıktım, sığındığım yere geldim. ‘Sığınmak.’ derim, kul düşünür. Sanki sığınan yalnız benim. Hangisi mülkünü ahirete getirmiş? Herkes bir yer bulmuş sığınmış. Her fakirim diyene bakma. Fakirlik, gelen kulun cümlesinde. Ne var ki, kulun kimi emanetçidir, kullanır gelir. Dünyadan geçen VELİ bunları düşünür: ‘ALLAH’ın EMANETİ’ni, hak yolunda mı kullanırsın, olmuşa sen mi yaranırsın?’ ALLAH’ımdan aldığım, üç münasip böldüğüm, sağıma soluma baktığım, borcumu ödediğim gündür huzurum. Borcum ALLAH’ıma bitmez, kul olsa affetmez. YÜCE’nin AFFI da yüce olur. Ağızdan anılsa, ömürler gece olur. Sandığın yapısı, anahtar ve kapısı. Meshine sözüm değil. Mesh; saatini bilen, üstünden sıyıran. Yetmez yolun gidişine. Anlatılanı alan, yola öyle çıksa; mesh edilmez, aslına uyulur. Verilen duyulur, ayağa varılır. 11 AŞK’a düşenin sabrı, AŞK’a olmaz. Varanı aldım, dünyaya döndüm. Sözümü sakınmam, MEVLÂNA HAZRETLERİ gibi yumuşak bakınmam. Gerekirse koldan, gerekirse gönülden çekerim; bu yola atarım, gelmeyene yanarım. ÇAKIR’ı uyandırdım. Gönlüne sert akım verdim. Yumuşak söz yumuşattı, ÇAKIR’ı uyuttu. Akıma kapıldı, sözüme atıldı. Söyle CAKIR ne dersin? Katibi sana değil, ALLAH’ıma adandı. Yolumuzu dileyene, eli ile nasip verdi. 12 YUNUS’u cahil demen. Dediğimi bilirim. Muganni olana sözümü esirgerim. Yollara baksan ayrı, vardığına baksan aynı. Mazeretine yol vereni, olumu düğümle sardığını bilsen; kula el vermez misin? Söz çok defter yok. Şükür defter hazırmış.” (Bu
günkü kayıtlara göre bu tebliğin sonu bulunamamıştır.) hikmet: Bilgelik.
Tanrı'nın insanlarca anlaşılamayan amacı. Gizli sebep. öğüt verici
söz. Felsefe. Sebep, batındaki sır. Özlü söz, vecize. |