8 Şubat 1970

MEVLÂNA’yım ben!

1 Yumuşak niyete, niyazda ALLAH’ın verdiği diyete, minarenin duyuluşuna ses yayılır, kul ayılır. Mimar yapısı, cami kapısı, ALLAH niyetine açılır. 

2 Yumak saranın; ağız kötüyü açmasın, kulun yolunu seçmesin. ALLAH’ın verdiğini değil elbet, amma kulun hatasını demesin. Yudum alan meclis kurana yaraşmaz. Niyetler kötü olmasa da, merdiven bulan ‘Çıkayım.’ diyen, demesin

3 Dayak yok nasihat. Kötülük yok, gayede yok. ALLAH’ım yarattığını AFFEDER. 

4 Yolun çıkışı münasip. Sözümüz dünya yolu, dünyada eğilen kulu. Olmuş olacağa bakar, münasip yol gösterir. Olay bu. Layık olan. Teselli değil. Sözümü masal bilmeyin.

5 Meclisi kuranlar, ‘ALLAH’ım.’ diyenler; şüpheyi atın artık. Sözün her gün gelişi değişmez, uygun görülmeyene ‘Olmuşsun.’ denilmez. ALLAH’ına olan AŞK’ından şüphen var mı? Size defalarca ALLAH’ımın BÜYÜKLÜĞÜ’nü, AFFI’nın çokluğunu söyledim. Gönüller bozmadıkça, niyetler tozmadıkça; kulun yolu değişmez, şeytan ona erişmez. YUNUS’a verdim sözü:

6 “YUNUS’um geldim, suyumu verdim. Bana ne hacet, vereni gördüm. ‘Yanmışsa yumak sararken, bir yudum da benden alsın, duacı olsun.’ dedim. YUNUS’a yumuşak sorun. Yattığı yerin kıymeti değil, vardığı yerin kıymetini düşünün. Olmuyor, niyetler uymuyor. 

7 Manastıra çıkana dedim: ‘Ne ararsın?’ Dedi: ‘TANRI’yı.’ Dedim: ‘Yuvan mı?’ Dedi: ‘Dergahına sözün mü var? Dedim: ‘Açıkta kaçıkta değil.’ Dedim: ‘Yakında uzakta değil.’ Dedi: ‘ALLAH’ıma yakın gitmek için yüksekte.’ Dedim: ‘Gönlünde değil mi? Aşağı inince orda mı kalır? Benimle gittiğim yere gelir, yanımda gönlümde taşırım, binayı başımı sokmak için ararım.’ Dedi ki: ‘Camiler nedir?’ Dedim: ‘İbadethane dağa çıkmaz, ovaya durmaz. Cümle kula açık. Olsun diye çıkmaya, dünyadan uzak kalmaya ne hacet? Yolunu buldun mu, ALLAH’ı andın mı; sudan ansan, denizi geçsen, kuşa baksan göğe çıksan; hepsi gösterir, VARLIĞI’nı bildirir. YUNUS’un yolu olmuşu bulur.’

8 Geldim söze, dedim size. Dünyaya ne geldiniz, ALLAH’ı ne bildiniz? Derde düşüp döndünüz. Yalvardınız, yandınız, ALLAH’ım AŞKI’na, döndünüz şaşkına. Sorduğun olsa da, duyanlar sorsa da söze uyma. Yanımızda oturan, ‘Yazayım.’ diyene. Yazmak kolay, uymak zor; dilemek kolay, ermek zor. Yalan değil hakikat, içinden geçeni sokağa at. Suyun gelişidir asıl olan. Su nerden olsa akar. Yeter ki yolunu bahçene çevir. Öyle sebep sorma; ALLAH bilir, layık olana verir. Dünyadan göçmek kolay, bir nefes yeter; gelmeye-varmaya yüz surat ister. Münasip olsun yolun. YUNUS’u bilsen, dersin ‘Ver elin.’ Yalnız kitaba bakar, yazıyı okursun. Okuyup geçersin. Açsan bilirsin. Sunduğumu aldın. Gündüz düşündüğün, yumuşak değil. Olması hiç mümkün değil. Masanın ayağını düşün; tekle durmaz, dört olur. Olmuşsa, biri çıkmışsa yıkılır. Yıkılan masada ne iş görülür? ALLAH’ımın verişi kula düşmez, kul kula söz etmez. YM oldu, kulun kıvılcımı yandı. ‘Münasip.’ dedi, kulu uyardı. Duygusunu anlattı. ‘ALLAH’ım.’ dedi, sana hatırlattı. Ağız bükme, kulak çekme, ‘Aman.’ deme, zaman bölme. Dünya yuvarlak bir top. Kim düşer kim kalkar ALLAH’ım bilir, dönük kulunu terbiye eder. Duacı ol. Sana söz dedim, yanıldığını bildirdim. Sözümü MEVLÂNA HAZRETLERİ’ne bağladım.”

9 Selam gelenler, sözüme gülenler. Sözümü bil, bu gece bul. Düşünsün bulsun, hakikate ersin. Korku koymasın. Kitap bakmasın, düşünsün. ALLAH’ın VARLIĞI’nı, dünyanın darlığını; gelenin çokluğunu, gidenin yokluğunu. Yudum verdim, ‘İç sen.’ dedim. Suyu gördü, gözsüz baktı. Sözün gelişi, sudan verişi; günde demez, gelende gösterir. Gelişi boş değil. Yol açılır, sebep verilir.

(Resim verildi)

10 ‘Kimdir?’ dersiniz? OMAR HAYYAM. 

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH