17 Şubat 1970

MEVLÂNA’yım ben!

1 Hummalı günün hayırlı kulu, yumuşak gönlün yumuşak niyazı olur.

2 Yolun yarısı diken. Günden geçtik, dikeni atladık, suyunu aldığımızdan sabrı öğrendik. Mertçe konuştuk, namerde uymadık, anında sözünü yoluna verdik, kötüden silkindik.

3 YUNUS’um der ki: “YUNUS’um, geldim sözü aldım; yolda yolcuyla yürüdüm, yolsuz diye bilmedim. Yanımızdan yuvamızdan söz ettik, sözü güne attık. Olaya iki yönden baktık. Olay şöyle idi. Aldığımız okkanın yarısına o, yarısına ben sahiptim. ‘Nedir?’ derseniz; okka soğan idi yarıya bölüştük, taneyi sayıştık. Tanenin ölçüsü bir mi? Ben demedim, yanımdaki düşündü ‘Hak geçmesin.’ dedi. Ben yumuşak düşündüm, ona fazlasını verdim, helalleştim. Düşündüm. ‘Onda olsa, bende olsa fazlası ne çıkar, akıldan ne geçer?’ Amma yanımdaki öyle demedi, ‘Fazlası bende kalsın.’ dedi, nasibi kuldan bildi. Yolun sonuna vardım, oturanı ağaç altında gördüm; elinde koca keltir, onu kasabaya iletir. ‘Senin yanına, suyun başına gidelim; yardımcı olursun.’ dedi, yolumuz bir oldu. Gittik çarşıya vardık, soğanı soğancıya sattık, artanı paylaştık. Dedim; ‘ALLAH’ım, işin olmuşu göstermişsin.’ Keltir soğan dolusu, YUNUS gönül ehlisi. Ben aza kanaat ettim, çoğunu yol arkadaşıma verdim. ALLAH’ım bana daha çok verdi, yolda rastladığım kulun yol arkadaşı etti. ‘Müsait değil günüm.’ demeyin, gözü olana fırsat vermeyin. Müsait olsun, çoğu ona gitsin, aklı kalmasın. Demeyin ‘Azı kaldı bana.’ ALLAH sizin malınızı arttırır.

4 MEVLÂNA’yım, sözümü aldım. YUNUS’um sözünü HAKK’a bağladı, sonunda hakkı olanı aldı. Her kulun, yol münasip olunca, ağız yuvayı açınca sözünü ettiğimiz, mümin kulun yoluna attığımız, maniyi yolundan çektiğimiz, sabır versin diye ALLAH’ıma yalvardığımız gün çoktur.

5 Saman yığını yüksek olur, rengi altın gibi parlak olur; amma bir rüzgârın esişine, bir suyun geçişine bakar, darmadağın olur. Söğüt ağacı kuvveti sudan alır; ne yoldan uçar, ne sudan kaçar.

6 Başın dara gelse; ‘ALLAH’ım.’ dersin, yardım dilersin. Dilemezsen yardım göremezsin. Dünya sözü ne ki, kulu dert eder; dünya kulu ne ki, kula dert verir? Varlığı kumun tanesi. Dünyayı geçelim, sözü tatlıya bağlayalım. Geçmek gerek, suyundan içtik, paçayı sıvamak gerek.

7 ‘SELAHATTİN.’ dediniz, günümü hatırlattınız. Günde gümüş, dağıttı; dediği HAK, ağıttı. ‘Sondan-günden’ demedi, yuvada dert komadı. Eşinin ona sözü olmadı, ‘Ne dağıttın?’ demedi, CANLAR’ı aç kalmadı, çokta gözleri olmadı. Helal geldi, helal göçtü; manayı seçti, eşini yavrusunu ALLAH’ına emanet etti. Söz üstüne çok oldu; ne o baktı ne eşi dedi, yuvada huzur sürdü. Demeyin öyle eşe, Selahattin de eşine, gözü ile dahi tokat atmadı. Eşini sev ki, sevgi bulasın; kulunu say ki, sayılasın.

8 Asaletin temeli, soydan değil huydandır. Senin yoluna uyarsa, bil ki sendendir. Dönerse, gene hatayı kendinde ara. Ara ki düzeni bulasın. Yetsin sözüm ağır gelmesin, kul uymazsa hataya düşmesin.

ALLAH’a ısmarladık. 

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

ağıtmak: dağıtmak, savurmak.