24 Mart 1970

MEVLÂNA’yım ben!

1 Uygun görülür, ALLAH’ımın verdiği sürülür. ALLAH’ım yakışanı verir. Yaşın başa tesiri olmaz. ‘Yolumuz GÜLÜMÜZ’ün eseri, GÜL’ümüz ALLAH’ımızın eseri.’ dedik, yolunca yürüdük.

2 Ayran olur yoğurtan, süt alınır inekten, inek beslenir ottan. Dünya bir çember, döner durursun, birbirine eklersin. Amade olan bilir, dönüşe uyar. Uyanın, görülür başı dönmez. Durumu anlattım, ‘Uymayın.’ dedim. Uymak, yolun çemberine değil, etraftan gelen sese. Masanın yanına oturdun, benim sözüme kulak verdin. Başka söze bakma, kulağını sokağa atma. Aydın gün geçirmek istersen, dünya malını dert etme. Olumunu bağlarsan, amade olup ararsan; dert etmezsin. Bunca gelip geçenden, dünyalık edinenden; alıp götüreni var mı? Yediğin lokmanı ‘Tatlı.’ de, tadını al. Yolunu ‘Aydın.’ de, etrafını iyi gör. Göreceksin ne güzel. Yolunu kula bağlamış, nasibini senden yemiş; sen gittin aç mı kalmış? Olmuyor, duman dağılmıyor. Dağıtmak kulun elinde. Yoluma aldım, elimi verdim. Sözümü dedim. Yolu bağla. Dert diye değil, ‘ALLAH’ım.’ diye ağla. Dertten maksat, dünya gailesi. Düşündüğüne kadar, neden mesut olamadın? ‘Saadet’ deyip dünya, ne gün diledin dünyadan? ALLAH’ımın verişi, kulun görüşüne uymaz, YUNUS’um gelse, derdine su koymaz. Derdi dert değil, söz sert değil, beklediği mert değil. Geçsin kötüden, çıksın katıdan. Yumuşak kalıp, tutsun gönül yolunu. ALLAH’ıma açsın.

3 Namaz, vakit hoş geçirmek için değil, ALLAH’ına varmak için kılınır. ALLAH’ım yolunu olumuna bağlamış, kulum için-için ağlamış, düşündüğünü gönlüne atmış, derdine dert katmış. Geçsin, kapasın, yeniden defter açsın. Elinde olur, ALLAH’ından dileyen bulur. ‘Yarın?’ der, dert eder. Yarın da ALLAH’ımın MALI. O'na havale et. Doğruyu buldurur, hayır güne çıkarır.

4 Merdiveni çıktık-çıktık. Durmak yok. Dönmek hiç yok. Yanında yönünde olana, sen de el ver. ALLAH’ım bana, benden sana kuvvet. ALİ’den bana, benden sana cesaret. OMAR’dan sana, senden cümleye adalet. AMİN.

5 Gümüş deyip geçelim, dünya malı açalım. Var olmuş gün durmuş nagdır. Mazgal duvara bağlı olmuş, yolun yolcusu vermiş. Kulun olmadığı günde aranırsa, hamur da çamur da bulunur. 

6 YUNUS’um gelir, sözümü diler:

7 “Geldim görmeye, bağımdan şarap vermeye. Vermek güzel, almak güzel. Ne var ki, hazım, mesele. Her kula göre uymaz. İçen her kul, sarhoşluk bilmez. Sarhoş olur yanar, ALLAH’ını anar; sarhoş olur yanar, etrafını yakar. Öylesine ‘Ayyaş.’ denir. Her ‘ALLAH’ım.’ diyen sarhoş değildir. Bizim bağımız AŞK bağıdır. Bağımızda iman, şarabıdır. Sarhoş dedim, ALLAH AŞKI’na sarhoş olanı söyledim. Kul vardır, ‘ALLAH.’ der ağızdan, öyle kula ‘Ayyaş.’ denir; kul vardır, ‘ALLAH.’ der gönülden, o kul sarhoştur. Ayyaş olan etrafı, sarhoş olan gönlünü yakar. Olana etrafında olan kullar inanır. İman bütün, hatası olmaz sanır, yanılır. Onun için, kimin gönülden, kimin ağızdan ALLAH dediği bilinmez. Kula, kulu ölçsün diye terazi verilmez. Yanılıp kapılmayın, kimseye ‘Kötü.’ demeyin.” 

8 Geçti, geçelim, bağımızın şarabından içelim. Ayyaş değiliz, sarhoş olalım. El-ele verdik, gönülleri yuğduk. Masmavi göğün altında meclisi kurduk. Umduğun gibi, sunduğum gibi. Suları çevirdik, bahçeye verdik. Cümleyi olgun gördük.

9 Namazdan maksat ALLAH’ımı anmak değil midir? Her an ALLAH’ımla doluyum, O'nun NURU’yum. MÜSTESNA VARLIĞI’na vurgunum. Vurgun doğdum, vurgun göçtüm. ‘Neden vuruldun?’ dersen, vurulmayana şaştım. Aştığım yol uzun değil, taştığım deryaya baktım. Gönülü içine nasıl sığar? O zaman vurulmanın sırrına vardım. Bedenin ölçüsü malum. Az uzun az kısa. Gönülün ölçüsü bedene uymaz. Küçücük bedene, sanırsın bu gönül sığmaz. NUR’dan alırsın, gönüle doldurursun; boşaltmak gerekince, boşaltır-boşaltır, sonuna varamazsın. 

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH