28 Mart 1970 

MEVLÂNA’yım ben!

1 Misafir demeyin geleni, bizde yuğrulur hamuru. Misafir olsa yuğurmayı bırakırız. Mümin kulun gelişi sevindirdi bizi, hoş gördük, hayır diledik. Sormayı güne değil, gelene bıraktık. Mayanızı ele aldık. ‘Yalan.’ dense sunduğuma, diyene söz etme. Etme ki şüphesini içinde saklasın, onu şüphesi rahatsız etsin, arasın kendi bulsun.

2 Geçirdiğin gününde, özlediğin yönünde yardım diledin. Geldim, döndüm, danıştım, sordum. Dendi ki: Her şeyin vaktinde, yazılı saatinde. Sabır kulu oldurur, aradığını buldurur. Özleyiş güzel, bekleyiş zor. Ne var ki bekleyiş, ekleyiş olursa, aranan bulunursa; şaşkınlık olmaz, kul yanılmaz, sevincinden deliye dönmez. Her olay yavaş başlar, gün geçer olgunlaşır. Güneşin doğuşu dahi önce yavaş ve hafif bir sıcaklık, vakit ilerledikçe sıcaklığı da ışığı da artar.

3 Sen de gönlüne mantığın ile hükmet. Mantığını gönlüne esir etme. Mantık her zaman aydın olmaz, gönül bahçesine yol vermez. Gönül RUH’un bahçesidir; mümin kul gül yetiştirir, dönük kul diken yetiştirir. Onun için gönül bahçendeki güllere su alırsın, büyümesini dilersin. Manevi kuvvet nedir bilir misiniz? İman, evet! Maddi kuvvet nedir? Maddi kuvvet; dünyanın yaşama gücüne hizmet etmeye direnmek. Mümin kulda manevi kuvvet üstün olur. İkisi arasında mücadele olsa kazanan, manevi kuvveti üstün olandır. Körü körüne değil, bütün imanın ile olan bağlantı ancak manevi kuvveti sağlar. Namaz düşündün, kılmak dedin, gönülden diledin. Nasip gününde kılarsın, ALLAH’ına şükür edersin.

4 Meşale aldık ele, eteği sardık bele, elimizde gül sele, dağıttık elden ele. Gülleri derene mi, ‘ALLAH’ım.’ diyene mi, vazife alana mı, meclisi kurana mı verelim? ALLAH’ım öyle CÖMERT, ALLAH’ım öyle YÜCE, ALLAH’ımın kuluna SEVGİSİ o kadar çok ki; “KULLARIM AYRILMAZ, MAHRUM EDİLMEZ.” der. Cümlenize NURU’ndan, yumağınıza CEMALİ’nden; duanız kadar nasip verir. Dileyen dilediği kadar nasip alır.

5 Gezsek görsek, el-ele versek, ölümün eşiğini düşünsek. Göç. Kul düşünür ‘AZRAİL.’ der, gözüne korkunç manzara gelir. Bilir misiniz ki AZRAİL denen MELEK NUR’dandır, ne kadar güzeldir? Bilir misiniz ki o an gelende, yüzünü görende; sabrınız tükenir, ‘Bir an önce varsam.’ denir? Korku boş, dünya sargısı. Atın sargıyı. ALLAH’ım yolunu bildirmiş, mantığını vermiş, gayret kula düşmüş. Olumunu düşünen; dünyasını silsin, ahiret için yaşasın. Haktan çıkmasın, nadan olmasın. Nadan, kula had bildiren. Kula düşen; ALLAH’ını anmak, yarattığını sevmek, taşı toprağı dahi. Toprak neler verir, taş neler bildirir? Canlıdan cansızdan ayrı yok, sevgide ayrı-gayrı yok.

6 Göçle başladık. ‘Göçü seven olmaz.’ demeyin. Sevmek değil, gönlünüze korku koymayın. Dünyadan söz edelim. Çocuk kabahat işler, babasından korkar, uslu durduğu an kabahati affedilir. Babasının yanına gider elini öper. Dünya kulu affeder de YÜCE ALLAH’ım kulunu affetmez mi? Korku, dünyaya olan bağ ise; ALLAH’ım affetsin, dünya bağını çözsün gönül yolu ile. Ayağın suda, elinde bardak; bağına girdin, bir yüce çardak. Neden doldurup içmezsin, bağına girip çardağa sığınmazsın? Sandığın gibi. Yolunu bağladın, gönülü dağladın, ‘ALLAH’ım!’ dedin ağladın. Neden? Çünkü özledin. Varmayı dilemezsin, YÜCELİĞİ’ne sığınmaz mısın? Olmazsa bağda üzüm, kalamaz orda gözüm. Maya da gerek, üzümün suyu şarap olmalı, sarhoş etmeli.

7 Şaraptan içelim, yolumuzdan seçelim. Dünya şarabı acı gelir, kulun bağını koparır. Sunduğumuz şarap, cennet bağının üzümlerindendir; içeni sarhoş eder, ALLAH’ına koşturur, koştukça coşturur. Ayılmak yok, ayılınca utanmak yok. Dünya şarabı içtikçe cesareti arttırır, ayılınca utandırır. Öyle, kararın zararı olmaz. ALLAH’ımın sözcüsüyüm, tokat dersin yanılırsın. ALLAH’ımın YOLU’nu bildiririm.

8 “YUNUS’um geldim. YUNUS’um, söz bende masa sizde. Masayı bana verin, sözü size bırakayım. Suyumuz akışır, gözümüz bakışır, gönüller masamıza yakışır. Masanız size kalsın, sözümüz deftere yazılsın. Gönüle koyun diye, yolunuzu alın diye yazarız. Manayı açmak gönüle göredir. Açık yazmak miyarımın ölçüsüdür. Bahçeye girsem, elmayı alsam, kabuklu yesem, ser midir? Maniyi açmak, açana uymak güzel olur. Ama uyanını bulmak güçtür. Müstait olmak gerek, müstait bulmak gerek. YUNUS’un sözü açık. Sahibini buldum, bahçeye girdim, yetişmiş ağaç gördüm; bakımlı bahçenin halini beğendim, bakımsız bahçeye yerindim. Onun sahibi de kul, bunun sahibi de kul; ne var ki müstait olmuş, toprağa uymuş verimini almış. Emek boş olmaz. ‘ASIL SAHİBİ?’ demeyin, elbet ALLAH’ım! Verişi, kul eline dönüşü. Yumuşak yolum, bırakmaz sert dilim. (Tebliğ alınırken uzun süren güçlü bir deprem oldu) Geçmiş olsun. Gelene yol münasip deyin, korkuyu silin. Geçene mümin kulun gönlünden duacı olun. Yardım ALLAH’ımdan. Olana gelene söz yok. Sunduğumu diyelim, sonunun getirelim: Masayı kurduk, münasip kul dedik, geldik, maniyi kaldırdık. Desem yolunu, deme arazi sahibini. ALLAH her kula yuva verir, kul yuvasını süsler. Bahçenin sahibi de aklına göre bağını yetiştirir. Çalışmak kuldan, verimi ALLAH’ımdan. Çalışan kulun alımı, elbet ziyade olur.

9 Sudan gelen suya gider, suyun rengi dumanlanır... Andığımız sevdiğimizdir. Sevdiğimiz, YARATAN’ımın SEVDİĞİ’dir. YARATAN’ımın SEVDİĞİ, yarattığıdır. Yaratılan sevilir, yolunu bulsun dilenir. Dileğimiz uysun, elini bize versin dedim, ç’nin babasına el verdim. –Kafes dünya ya- kafeste kuşumuz, niyette kötümüz yok. Kafes deme, kendini sıkıya koyma. Onlar dünya işi, işini bilir kişi, bizlere düşmez sözü. Bize düşen ahiret yolu, ALLAH’ıma kavuşturmak kulu. Deme sen kimsin. Elimi vermek, yardımcı olmak.”

10 MEVLANA’yım geldim. Geçmiş olsun korkunuz. Çağırınıza geldim, geldim de gördüm. Korku elbette olur, korkmam diyen yanılır. Ölüm bile rahatlıkla istenir. Her kulun özlemidir. Amin diyelim, her türlü afatından ALLAH’ıma sığınalım. Yolunu bilelim, uygun güne dileyelim. Güzel uyduk, sözü aldık, kula verdik. Gelene hazır olun, duanızı edin, sığındık deyin.
 

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

11 ALLAH’ımın verişi uygun olur. Olduğu gün verir, verilen ne senin kararındır, ne O’nun zararıdır. Unutmak yanıltır. Olmuş, geçmiştir, defteri kapanmıştır, sormak boştur.