|
3 Nisan 1970 MEVLÂNA’yım ben! 1 Yuvasında, anasında olgun gönül, engin zemin gördüm. Açtığında
ergin yol gördüm. ‘Her günü bağlasa.’ dedim. 2 Gönülleri gezerim, dikenleri ezerim; kula duyurmam, kulağına bağırmam. 3 Olgun kulun, ergin gönlün; söz de zengin olur. 4 ALLAH’ımın YOLU’nda, yumuşak gönül olur. 5 “YUNUS’um sözü aldım, neşemle yuvanıza geldim. Olmuşun
sözünü, gelmişin özünü dedim. Diyecek sözü yitirdim. ‘Gideyim?’ desem ne
der? Ağlamak yok. Dedim, yuvaya neşemle geldim. Şakamı yaptım,
gönlünüzü yokladım. Sözümü dünyaya bağladım. Söz diyelim, çarık giyelim. Dünyadan
göçümüzden öncesine göz atalım. Dağın taşın çimeni, ayağımda
yemeni; çıktım yolun düzüne, vurdum ayak dizine, yürüdüm, yamaçtan
aşağı indim. Sürüsünün başında, ÇOBAN ALİ aşında.
Aş ne mi dersiniz? Ekmeğine zeytin katmış, soğan almış
iştah açmış; oturmuş su başına, aşın yemiş suyun
içmiş, ‘Şükür ALLAH’ım.’ demiş. Midesi tok, gönlü pak, sürüden
aldığı hak ona yetmiş. ‘Kader.’ dersiniz, öyle söz edersiniz; onun da
başından bir olay geçmiş, kuzunun birinde arıza olmuş. ÇOBAN
ALİ ne etse kuzuyu kurtaramamış, sürüyü bir kuzu eksik ağıla
getirmiş, durumu ağasına bildirmiş. Ağası, ham gönüllü bir
kulmuş inanmamış. ‘Kestin yedin, keyfine baktın.’ demiş, hayli
gönül hırpalanmış. ALİ’cik ne dese, inanmak yoluna girmemiş.
Günün gecesinde ağanın yavrularından biri hastalanmış. Ne yapsalar
faydasız. ÇOBAN ALİ; yolunu bulan, gönülü yolunda eğiten bir
kulmuş, duası ALLAH’ınca makbulmüş. Ağadan söz dilemiş,
yavrunun yanına varmış, duasını etmiş. Yavru ALLAH’ımın İZNİ’yle
açılmış. Ağa çobandan af dilemiş, amma çoban o kadar yüksek
gönüllü ki, artık o ağanın yanında durmak onca caiz değilmiş. Almış
abasını, vermiş çabasını düşmüş yola. ‘Ağamın, ALLAH’ımın AFFI’na
nail olması için duacıyım.’ dedi bana. Yolumda arkadaş oldu benimle
yürüdü, YUNUS sözünü buraya getirdi.” 6 MEVLÂNA’yım geldim. ‘Ne güzel dersin YUNUS’um.’ dedim. Sözünü tatlıya bağlar. Hayata misal verir. YUNUS’un yolunda gidene şakalar eder. Gönüllerinizi burar. Daha sözü var. YM olan, dünyadan vazife aldı. Vazifesine bütün kuvvetini verdi. Kıydı acımadı, yolunda harcadı. GARİB’im, kuvvet ALLAH’ından, yardım elimden. 7 Sevindik, sevildik, sevdik, sevdirdik. Gönülleri birbirine düğüm
ettirdik. Ne güzel yol aldık. Ne güzel verdik. Verdiğimizi uyardık.
Gönülleri gezdik, dikenleri ezdik. Fidanları diktik, gülleri budadık.
Şimdi bekleriz, ‘Çiçeklensin.’ deriz. Elbet her şey yolunca.
Yanılmayın, ‘Gülleri yolun.’ demedim. ‘Yolunca’ dedim. Cennet bağın
bahçelerin gülleri açtı, yolun etrafında gülleri seçti. Cümleye o yolun yolu
verildi. 8 Mertebe olan kata varıldı. Meclisimiz buraya kadar kolda gelindi. Sahanlık oldu kul durdu. Duruş sağlam. Çıkış dileyen, kuvvet arayan; yolunca ‘YA ALLAH.’ der çıkışa hazırlanır, DEDE’yi kolunda bulur. Ona bana ne zahmet? Gönlünü bilirim, dikenleri ezerim. Söz yok, hepinize geldim, hepinize güldüm. Yolumu verdim. Gideyim. Selamlarım sizleri. 9 Güvenin kula değil ALLAH’ıma olsun, son sözü ALLAH’ım desin. ALLAH’a ısmarladık.
|