18 Nisan 1970
MEVLÂNA’yım ben!
1 Mağmum yumağını sarar, önüne
gelene huzur sorar. Huzuru kul, kendi bozar.
2 Yoktan VAR EDEN, dünyayı HALK EDEN, ADEM’e CAN VEREN, CANI’ndan CAN
KOPARAN.
3 Dert edene şaşarım, ona üzgün bakarım. Ömrünü kısaltır,
gönlünü karartır, simasını sarartır, NUR’unu kaybeder. Çünkü şüpheye
düşer.
4 ALLAH’ım kuluna, hayır olanı verir. Yere kurulsa sergi, sergiden ne
alırsın? Elbet satılanı. Senin serginde de ne varsa, onu satarsın.
5 ‘Aman.’ dersen, yolu ararsan bulursun. Olmuşsa yolunun amade
kulu, bulur ALLAH’ımı. ‘Yumuşak olana mı, gönülden uyana mı, ALLAH’ım diyene
mi?’ denir. Hepsi. Siz de dileyin, ‘Cümleye.’ deyin ki, makbul dua olsun,
ALLAH’ım tez versin. Dilekler, genişliği nispetinde olumunu bulur. Güneşin
ışığı da, sıcağı da cümleye gelir; havanın sıcağı da,
soğuğu da cümleyi bulur. Onun için duanız genişledikçe
makbuldür. Müyesser kulun dileği neden tez günde olur? Olacaktan gayri
dilemez de ondan, ‘Yalnız ben.’ demez de ondan, ALLAH’ımın VERİŞİ’nden
şüpheye düşmez de ondan.
6 Geldiysen dünyaya, dönüp bakma arkaya. ‘Geldim giderim, yundum uyarım,
mümin yumuşak oldum bilirim. Çünkü dünyaya değil, YARATAN’ıma
sığınırım.’
7 Yol mu kulu eğitir, kul mu yolu eğitir? Deyin. Yolun kula
verdiği, membaına götürdüğüdür. Kulun yola verecek, yalnız
gönülcüğü vardır. Olmuşsa gönül bağın, dumanı verse dağın;
yolunun gidişi, seni ayıltır. Ben bana münasip yoldan geldim söz ile, ‘Gelsen.’
dedim biz ile, verdim elim saz ile. Manasını bilin; sazın yolu, sözün sonu, kulun
CAN’ı kıymetlidir. Kıymetlidir çünkü, olmuş, yumuşak söz diler
ayağına. Günden, günü gelenden demek; izinden çıkmaktır. İzinden
çıkmak, isyan etmektir. Mizacıma uymaz, MEVLÂNA ALLAH’ımın İZNİ’nden
çıkmaz.
8 Eşin eşe sözü geçer. Demeyin
‘Senin-benim.’ ayrılık yok. Ne var ki, büyük olana, büyük söz düşer. Danışını
büyüğünden bul. Ben ULU’yum, ALLAH’ımla doluyum.
9 ‘Kararım uygun mu?’ deme, şüpheye
düşme. ALLAH’ıma sığın, öyle başla. Hayır ise oldurur, olmayanı
döndürür. Dünyanın oluşuna, ADEM’in doğuşuna şaşmak ne
garip. “OL!” dedi, oldurdu, bir ADEM’e dünyayı uydurdu. ADEM’in yaratılışı,
dünyayı doldurdu. Bu alemde var da bir, yok da bir. Hayalin yolundan geçir.
Ayna yüze bakar; gülene güler, ağlayana ağlar. Hayat da öyledir. Gül ki gülsün, iyi
gün seni bulsun. Arama etrafını münasip değil, bulduğun-aldığın
karışık değil. Elden çıkmaz, geri gitmez, uzamaz kalmaz.
10 OMAR der ki: “Elden alma, elden de olma. Elindeki ile kanaat et,
elinde olanın kıymetini bil.” Yoldan-kuldan bilme, ‘Gelse.’ diye üstüne varma.
Günü gelir, ALLAH’ım İZİN verir, o seni bulur. Rüzgâr eser, koş
tut. Tutamazsın elbet. Bu da öyledir; olsa-olsa, rüzgarın attığı, eline
bıraktığı yaprak gelir. Senin alman değil. Yerden her kul alır. Yelden
gelsin ki, eline kalsın.
11 “YUNUS’um, geldim, yumuşak
gönüllerde, ALLAH’ımın YOLU’na edilen duaları duydum. ‘Ne mutlu .’dedim; ‘Gönül
kaygusunu, gönül atmış; ALLAH’ımın VERDİĞİ’ne, ‘Kader.’
demiş yatmış.’ Yumuşak olmayan, yuvasına zehir verir; dünya
nimetine gark etse, acı ile karışır. Yudumunu alan; yumuşak olsun, verdiği
lokmayı bala bulasın, tatlı desin, tatlı yesin, midesine tıkmasın. Müsaade
diledim niyazımı edeyim diye. Kuyusundan su istedim, sahibini buldum. ‘Kovası
kırık, ipi çürük.’ dedi, beni atlattı. Kimin atladığı, ALLAH’ımca malum. Su
bulunmaz mı, ALLAH’ım yol vermez mi? Ben buldum, yundum, niyazımı ettim, kaybım
olmadı. Kulun kuyusuna baktım; kula su vermedi, suyu kaçmadı, kuyu çöktü. Demeyin,
‘Kuyu çöker mi?’ Evet. İsteyene vermek, ne büyük sevap. Mümin kulun
yoldaşı çok olur, yumuşak kulun haldaşı çok olur, olmuş
kulun niyazı çok olur. Ne var ki, olmuş kulun dileği, kendi için
değil, kefili olduğu kulları içindir. Dilekleri, onun için makbuldür.
12 MEVLÂNA’yı ananlar, ona dua edenler;
göç günü gelende, elimi tutsunlar.
13 Ağlarken coşana, ALLAH’ına koşana; ‘Aşık.’ derler.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH
mağmum: gamlı