10 Haziran 1970 

MEVLÂNA’yım ben!

1 Sorduğun, niyetine uymasını dilediğin. Gayemiz kulun niyetine uymak değil, meydana çıkıp yol münasip demek, cümleye hitap etmek. Yolumuz cümleye verilir. YARATAN ALLAH’ım, uygun yolu açar. 

2 Vazifeye koşana, gönülden coşana duacıyım.

3 Asmanın kütük olduğunu unutma. Zamanı gelende, güneşe erende; meyvesi olur, şarabı alınır. Bizim de vazifemiz öyle. Kütük üzüm verdi, daha koruktu erdi, çünkü güneşi gördü. Kul üzümü aldı, kazana koydu, ezdi büzdü, sıktı, şarabı güğüme akıttı, güğümü mahzene kakıttı. Beklesin dursun, kulunu sarhoş etsin; yazımız bir daha dünyayı aydınlatsın!

4 Sözün güzel, bünyeye uygun. Benim de günümde sohbetim öyle olurdu. Tatlı günde uygun havada, anlamlı söze girerdim, girdiğim sözü gönüle akıtırdım. Kimsenin aykırı düşünmesine meydan bırakmazdım. Yerini, havasını bulan söz baş ağrıtmaz. Gah müzik gah klasik hava, yani müziksiz. Ciddi mevzua anında girilen, doğrudan bu mevzu için toplanılana; klasik toplantı denir. Olmuşa hazır girmek, gayeyi doğrudan vermek, klasik veriştir. Sunduğumu şiirle verdim, müzikle gönüle akıttım, raks ile döndüm, kendimi öyle buldum, ALLAH’ıma öyle vardım. Veriliş değil varılıştır asıl olan. Kaide KUR’AN’dadır, tam ona uyandadır, gönülden varandadır. Varalım da; ister müzikle, ister ağlamakla, ister gülmekle, ister yanmakla. 

5 Olmuş kulun niyetine uymak, gönülden duymakla olur. ‘Ne demek?’ dersen; ‘Mevlevi’yim.’ dersin, raksı sevmezsin, neyi duyup coşmazsın. Nasıl derim sana Mevlevi? Adına uymakla değil, oymuş deyip öyle gitmek; köre dama oynatmaya benzer. Sanmayın ki ULU kul, kendi için kulları yoluna çağırır. Kulunu ALLAH’ına götürmeye, yanlışını düzeltmeye çalışır. Neden, ‘Tarikat.’ dersiniz, bir ULU’ya bağlanırsınız, zamanla yozarsınız. ULU’nun yolunu ‘Yolum.’ diyen yürüyen, yolun kenarında ağacı gören; gönülden uymamışsa, ‘Yolun kenarına geleni koparmak caizdir.’ der, koparır yer. Ondan sonra gelende, bu söz yer eder. Her gelen, söze bir söz ilave eder, böylece yozar. Bilmez ki ALLAH’ım gönülü görür. O kul, kendi kendini aldatır.

6 Muhabbet güzel ÖZ’ümüze denk, edelim cümle ile cenk. 

7 Gayeni yumağına uydur. Olanı, ‘Meyvesi ermedi, tadını almadı.’ deme, olduğu gibi kabul et, seni oldurur. Olgunluk, senden gelenden değil. Olmuşa yön vermeyi kendine merdiven yapmaya çalışır, gafilce uğraşır. Olmuşun yönünü ALLAH’ım verir. 'YA ALLAH! Amman.' diyenin koruyucusu, ferman yazanın haddini bildiricisi.

8 ‘Olmaz.’ demeyin, meyveyi ham yemeyin. Ham meyve bozdurur, olgunu vardırır. ‘Meyveyi yemem.’ diyen, vitaminsiz kalır, sahtesine koşar, hapını içer. Ne olur? Sahte vitamin alan, ya böbreği bozulur karaciğerine dokunur. Yol münasip olmak için, ALLAH’ımın verdiğini almak gerek. 

9 Sözümüz öz oldu. ÖZ’ümü sordun, ULU’n el verdi. Hatanı bildirir. Anında uyarır. Benden-ondan ne gelir? Mantığını uyarır. Daha ne dilersin? Elini açıp şükür edesin.

10 ‘Almam.’ demek, vermeyi dilemekle olur. Vermek için, almamayı göze almak gerek. Sevgiyi. Seversen, er veya geç sevilirsin. Sevgi gösterisi beklemeyin; sevmeyi kendinize vazife edinin, ‘ALLAH’ımın EMRİ’dir.’ diye kaideye uyun. 

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH