11 Haziran 1970
MEVLÂNA’yım ben!
1 Selamları aldım, ‘EYVALLAH.’ dedim.
ALLAH, hayır olan yolunu açar. Asma yumuşak, üzümü çok, güneşten
verir. Yaprağın duruşu değil meyveyi örtüşüdür mühim olan. Aymaya
değil, duymaya yer vermeli.
2 Okumakla kul, yolunu, gönlündeki sevgisini kaybetse veya kazansa,
cümle alem yolunu bulurdu. Yazan KUR’AN’ı, önce okurdu, okuyup vardıktan sonra eğriyi
yazamazdı, kulun fikrini bozamazdı. (Yanlış tefsir yapanlar hakkında)
3 Aydın yolu uzamaz, yumağını doğruya saran şaşırmaz.
Göğün altı kubbe mi, yerin altı darbe mi? Hiçbiri değil. Yerin-göğün
varlığı, kulunun varlığına eşittir. Kulun varlığı için
yaratıldı, dilendiği an yok edilmesi an meselesi. Yolunu
şaşırana, taşa toprağa kurulana, ALLAH diye tapana; SÖZÜ
verildi, VARLIĞI bildirildi. ALLAH’ım yanılmış kulunun yardımcısı
olsun. Yaşmak giyse hatunu; yolunu mu bulur, gönlünü mü doldurur? Ya gönül
dolu ise, yaşmak ona ne eyler? Yaşadığın gününde her şeyin
ortasını bul, onu dür. Azı-çoğu içinde kalsın, güzel yönü kul görsün.
4 Seyredin dünyanın güzelliğini, yudum-yudum alın sizler için
verdiğini. Yaşamak, denildiği kadar zor değil. Ne var ki,
hırsı-tamahı geriye atmalı. Yol için ileri, güğüm için geri bakmalı.
5 Gelişim hepiniz için, biriniz için değil. Olmuşu-olmamışı,
gönülden gelmemişi biliriz, olayı ayırırız. Sepet alsan eline, kemer
vursan beline, takıl insan seline kim görür? OMAR der ki: “Kalabalığa
giren, gönlünü koruyan; makbul kuldur.” Mümin kulun gönlünü uygun gördüm, ‘Kalabalıktan
uygun gönüle akan, ne yol münasip kuldur.’ dedim.
6 Her olayın daha üstüne çıkmaya değil, olaya şükretmeye
çalışın. MEYDAN’dan size selam, selamın alanlardan sizlere kalem. Kalemden kelam
varıştandır. Geldiğimiz, meydana durduğumuz; kulunu
yetiştirmeye çalıştığımızdır. Sevinçliyiz, meydan bulduk,
meydanda cemaat kurduk; danıştık söyleştik, kula ÖZ’ünü bildirdik. Bu
demektir ki; söz yalnız benden değil, ben sözcü. Uymaktır mizacım, kızmak
değil. Geldim, geldiğim gibi döndüm. Bu yolun başından gelmek,
her kulun birdir. Dönüş, hesaba göredir. Lokantaya her kul aç girer, çıkış
yiyişe göredir, ona göre hesap verir.
7 (KUR’AN için)
Açıklanmaktan maksadın nedir? Doğru yolun önderi, ALLAH’ımın REHBERİ,
sözünün tek sahibi. (RESULÜ)
Açıklamak gücüne eremez, öyle bir kul gelemez. Bir geldi, bir kaldı. Bizden ne
dilenir? Dilendi, yol verilir. Sormak, dilendikçe olur. Gönülden geldikçe
okunur. ‘ALLAH.’ dersen, CAN’dan yanarsan; bir hatmin sevabı olur. Okumak,
varmak içindir, gönül almak için değil. Vazife olduğu için
değil, gönülden geldiği için okumalı. Anlaşılması güç
değil. Her tarikatın kuruluşu bir yoldandır. Mevlevilik coşması
neydendir. Coşar, dinler, ALLAH’ını anar. Anar, yanar-yanar, döner-döner, coşar,
koşar-koşar. Pervane neye koşar? Onca nur olan ışığa
yanmak için koşar. Bir garip hayvancık bile bilmiş nurunu, yad etmek
gerekse PİR’ini, silesin alnındaki terini. Koşayım derken ter kattın,
yolunu aşarken varmayı diledin. Yolun gidişi var. Sonunu bulanın, yoluna
erenin gideceği yer bellidir. Ne var ki, acele etmek yersizdir, düşünmek
gerek. Her olanın devri vardır. Yaprak, çiçek, meyve ham iken erer, münasip gün
gelince ele gelir. Tuğ mu giyer kep mi sarar, gün gelende çözülür.
8 Ahsud, sözün YÜCE’den gelişi demektir,
geleni söylemektir. Geliş değil, kulun söyleyişi. Her söz
YÜCE’nin EMRİ ile gelir. Her geliş YÜCE’dendir. Kul için istisna yok.
Cümle için gelir bir kula, o kul verir her kula. Adıma geldin ya, sözümü aldın
ya, ÖZ’ümü bildin ya. Kalıbı mı dilersin? Yüzümü bu gün görürsün, yarın
tanımazsın. ALLAH’ımın YÜZÜ’nü gördün mü? Dünyaya verdiğinden aldın mı?
Alsan sever misin? Şükür ALLAH’ıma.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH