4 Eylül 1970
MEVLÂNA’yım ben!
1 Gelene yol münasip deyim, selam cümleye vereyim. Gelmedim buradayım, unutmadım
yoldayım, seven gönüllerdeyim. Ben, her gönülde olmayı dilerim.
2 Kuyu su doluysa kaynağı vardır, kuruysa taş doldur.
3 ‘Olmuyor.’ dersen, yumağına iftira etmiş olursun. Olmayan yok.
Yoluna taş koyan çok. Deme ‘Kimdir?’ O mani olmaz. Niyazın yol vermez. Olmaz
dediğin, olmaz diye üzüntü vermesin sana. Üzüntü verecek, mümin kulu
aydınlığa çıkaracak, yanıldığını görecek. ‘Eksiğim.’ deme. ALLAH’ına
duacı ol ki, her kulun nasibi olmayan imanın var. ‘Eksiğim.’ diye
üzüldüğün, senin en büyük meziyetindir. ‘Hezimet.’ deme. Münasip yolu
açılışı, niyazının kabulüne kadardır. ALLAH’ımın ADI’na, hayatının andına söz
edene de ki; ‘Benim, YARATAN’ıma kulluk, vazifem.’ YARATAN’ını bilirsin,
kulluğundan şüphe edersin. Şüpheni sil. Yolun doğrusundasın.
‘Halim?’ deme. Meyve hamken yenmez, yanlış bulan dönemez, gününü boş
geçiren gün sonunda gülemez. Ayağına uyarsan, yolunun gidişi
yanıltır; gözünle bakarsan, YM olur. Düşmeyi düşünme. Taşın konusu
sana mani değil. ‘Hayır’ diyene duacı ol ki sana hayır getirir. ‘Evet.’ dese
yüze gülse YM olmaz, sana hayır vermez. MEYDAN aradın, yol yürüdün, ‘Doğru
mu?’ dedin, bana sordun. Sana deyim, elimi vereyim. Kimseye güvenme, ALLAH’tan
başka; kuldan bekleme, selamdan başka. Onu da verirse, alırsa. Verirsen
YM olur. Almazsa, niye gönlün kırılır? MEYDAN’a geldin, şaşırdın. Bu günkü
durumun budur, bu şaşkınlıktır. ‘Hastalık’ deme, bağlantıya söz
etme. Kul kulu bağlayamaz. ALLAH’ın kulu, kulluğunu bilirse, YM olursa; bağlantı sözü
etmez, edene yol tutmaz. Sakın inanma, gönlünle kanma. Mümin kulsun, ALLAH’ım
seni kötülükten korusun. ALLAH’ım, O'na kulluk eden kulunu sever, yoluna YARDIMCI
verir. ULU’nu bildireyim, elimi sana vereyim. Düşünde ansan, uyanık
çağırsan, anında yanındayım. ALLAH’ım cümleden RAZI olsun, gecemiz gelene
huzur versin. ‘Neden?’ dersin, yuvaya söz edersin. Yuvanın temeli atılır, duvarı
örülür, damı örtülür; saçağı unutulur mu, yağmura boş verilir
mi? Yuvayı yaparken, mevsim de düşünülür, pencere ona göre açılır. Batıya-doğuya
yön verirsen, doğanı batanı görürsün, namaz vaktini bilirsin. Şimale-cenuba
yaptın mı, gölgede kalırsın. Senin yolunu ALLAH’ım düzene koyar, ‘Kuzeye.’ diyene
arkanı çevirtir. Sakın şüphe etme, kuldan korkma. Aynayı düşündün mü?
Parlak yüzünü gördün mü? Niye parlak
olmayan yüzüne bakmazsın? Çünkü orda karanlıktan başka bir şey
görmezsin. Sana söyleyen, aynanın arka yüzünü çevirendir. ‘Bak.’ der, ‘Görmeye
çalış.’ Neyi? Niye parlak yüzünü çevirmez? Kendi yüzüne bakmaya cesareti olmadığı
için. Senin yüzüne parlak yönü yaraşır, sana el ne karışır.
4
MEVLÂNA’yım bilesin, yolumu öğrenesin. Gününü boşa
değil, hayırla bitiresin. Geldim ne deyim? Huzur diledin, vermek
vazifem. Şüphesiz
almak senin vazifen. Üstünden at yükünü. Deme ‘Elimde mi?’ Elinden
tutanı, seni
YARATAN’ı düşünürsen atmak kolay. Sepet taşıma. Her şey
değerince ağırlık taşır. Sepete altın koy. Ondan yukarı, yüzden
aşağı alır. Daha çoğunu kaldırmaz. Yumuşak YM kağıt
koyarsan, koyduğun kadar alır. Onun için dedim, sepet taşıma. YUVA’nın
çeşmesi suyu bol verir. Saçağı tıkanmaz, toprağa verir. Düşünme
darlık, dünyada varlık. Geldik döndük, ne alıp getirdik? Bıraktı isek
ne var
anılsın adımızdan başka? ‘MEVLÂNA’nın evi, çiftliği, hanı hamamı.’
derler gösterirler mi? Söze başladık, yolu taşladık. Denmesin ‘Günah
olur.’ Günah olan, peşine adak koyandır. Yol vermedi, el aldı. Eserleri
hep
çaldı. Adına yazdığı. Neyi öğretti? Ne aldı, ne verdi? ALLAH ADI’na
söz eden, sözüne karşılık almaz; ALLAH’ın VARLIĞI, ticaretle
paylaşılmaz. ALLAH’ın ADI RIZASI ile anılır, ‘ALLAH’ımın Rızası için.’
denilir. ALLAH AŞKI ölçülmez, kul gözü ile; yol yerinden bozulmaz, kul
sözü ile. Niyaz edersen; gönülden almaya şüphe etme, ‘Niyazım boş
oldu.’ deme. ALLAH’ım olmayacağın duasını ettirmez, adak sona
bırakılmaz. Meyveyi yemek için ermesini beklersin, niyazının olması
için niye sabır göstermezsin?
5 Olmuş kulun gönlüne girdim, dikenlerini ezdim. Yanılan, yolun
değil, ‘Tutayım elin.’ diyendir. Elini çek, şüpheyi sana
aşılayandan uzak dur. Yumağın düğümsüz. Düğüm atmaya, yere
vurmaya çalışanlara meydan verme. Bekle, acele etme. ‘Biri mi, öbürü mü?’
deyip kendini oyalama. Nasip açıldığı, günü seçildiği an, kapının
açılışı görülür, hayıra yol verilir. Bağlantı yok. Sebep düşünme,
senin için hayır. Unuttuğun gün, dünyanı sana aydın gösterir. Senin hatana
değil atâna yaklaşmadı.
6 Yeşil rengin dengi sarıdır, sarının dengi kahverengidir. OMAR der
ki: “Denmesin ‘Neyimi noksan gördü?’ Noksan olan, gönül derdi. ‘Gününe uysun.’
der, kendini rezil eder.” Yoluna uyan nasibindir. Amade kulun niyazına uyacak. Günü
gelende kapın açılacak. Dileğine uydu mu, yolun bana geldi mi, elim sana
erdi mi; huzurun tamdır. Başka yol arama. Dedim, MEYDAN’a geldin,
şaşkın durumdasın. Çok aradın, YARDIMCI sordun. Her denilene el attın.
ULU’dan aradı, ULU olmayanla olanı ayıramadı. Dedim, sana el verdim, yoluma
aldım. Diyeceksin yakındır ‘Huzura vardım.’ Şüphe yok. Gelişim boş
değil, korku yok, sevgi çok. Sevilebildiği kadar. Yoluna
gelebileceği kadar. Gelmezse, çekme. Zorda bırakma.
ALLAH’a ısmarladık.
7 Her olaya ‘Hayır.’ de, demezsen kötüye yorma. Körlük göze değil, gönüle zarar verir. Göz, kulak, el, ayak, baş,
diş neden vermiş YÜCE ALLAH’ım? Gör diye, gördüğünü sev diye. Gönül
de vermiş, duy duy da öğren diye. Akıl vermiş
ye ye de beslen diye, mide de koymuş dünya nimetlerine kulu ayarlamış. Sen bunu
bozarsan, yobaza akıl takarsan, nimetlere gözünü kaparsan; kulluktan uzak olursun.
Ayak verdi, yol gösterdi, yürüyesin diye. Yürümezsen tutulursun, topal
kalırsın. Bir yerde uzun oturursan, ‘Uyuştum.’ dersin, yürümeye
çalışırsın. Her verilen çalıştırılmalı, dünya nimetlerine
alıştırılmalı. Görmeye dedik, güzellik ara, çirkinlik yoktur, velev ki çirkinleşmeye
çalışılmasın, kötülüklere alışılmasın. ‘Kötülük nedir?’ dersen; dünya
yükü.
8 YM olacak, hayır olan gelecek. Şüpheyi atan, bulacak.
Yumağına hayır yazılı, niyazın gönülde kazılı. Meyyal olduğun yola
değil, yumaktaki ele bak.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH