8 Eylül 1970
MEVLÂNA’yım ben!
1 YUVA’ya geldim, yüzleri gördüm. Gülene, yol dileyene, yolumu verdim. YUVA’nın
sesi, yumağın düğümsüzü.
2 Sorular ALLAH’ımın İZNİ’nden, yollar benim elimden alır. Meyveler
ağaçlarda olur, yol bulan koparır, ağza alır. ‘Ham.’ diyen, sabra yol
verir. ‘Beklemek zor.’ dersen, ham yersen; mideni bozarsın, gününde yozarsın. Mümbit
toprak bulmuşsan; dilediğini ekersin, yoluna su çekersin. Ekinini sularsan,
bereketi görürsün. Sorana dedim, MEVLÂNA’yı imtihan edene. Gemiye bindin, ‘Sallandı.’
dedin, dalgayı düşünmedin. Dalgalı denizde gemiye binen sallanır. Denizi yoluna
alan, yolumun sonu diyen; elinde olana değil, denizde kalana gönül koyan. ALLAH’ım
verir, dileyeni görür. Duanı etmezsen, ‘ALLAH’ım.’ demezsen; kimden beklersin? Andığını
beddua ile anarsın, bedduanı karşına verirsin. Unutma, dağın
karşısına geçip ne bağırırsan, o cevabı alırsın. ALLAH’ım esirgemez,
dileyenden sakınmaz. Az verdiği çok verdiği vardır. HİKMETİ.
3 Dediğin ALLAH’ıma malum, bağırmaya ne hacet. Gönülden dile, dağ
yamacına gidip bağırma, cevabını öyle alma.
4 MEVLÂNA sever; seveni-sevmeyeni, yolunda gideni-gitmeyeni, elinden
tutar, dileyeni-dilemeyeni. Dilin gönlüne uymaz. Sen verdin, ben aldım. Geldiğini
verdiğini, ALLAH’ıma sorduğunu deyim. Elini uzatana dönme, yumağını
sarmana yardım edene sövme. Dünya küçük, alem büyük, yıldız çok, güneş
büyük. Kulda olan yük, dünyada kalsın; YÜCE’ye, arı RUH varsın. Mümin olanın,
niyet diyenin; dediği, günde olmazsa, dert etmesin geleni beklesin.
5 Her yol aydınlığa götürür; ne var ki yolu bulmalı, MEYDAN’a
varmalı. Niyetler mevsime benzer. Yazdan kışı anarsın, kışta yazı
özlersin. Dileğin baharındasın. Yaza varırsın. Üzülme, üzüntü etme. Niyetini
NUMAN’a havale et. Nerden geldin, nereye vardın, niye kaldın? Geçilecek, kapı
açılacak. Deme ‘Kapalı.’ Güvenme kula. Kul ALLAH’ımdan büyük değildir. Neyine
güvensen boş. ‘ALLAH’ım.’ de, YÜCE’ye koş. Niyazın edilir, kapılar
açılır. Niyetler bir değil. Her fani gibi dumanlı gönül. Dumanını at. De ki,
‘Nerden, olan YÜCE’den. Benim hatam olaydı, kul bana takılaydı; ‘Hatalıyım.’
derdim. Olan ALLAH’ımdan.’ Dert etme. ‘Ortalık bulanık, gönlüm dumanlı.’ dersen
yanılırsın. Şüphesiz ALLAH’ına sığınırsan; kapalı kapının
açıldığını, kötü kulun döndüğünü görürsün. Dert etme. Açılır. Gayretin
boş olmaz. Aldığın ALLAH’ımdan olsun, kulun vereceği kula
kalsın. Şüpheyi içinden sil. ‘Yavrularım?’ dersin, onları da SAHİBİ’ne
emanet et; O'ndan başka emanet ehli yok bilesin. Sen senin değilsin, senin
olmayan dünya malıdır. Gönül senindir, sen ALLAH’ımın. ALLAH’ımın NURU ile
yıkanmışsan, neden şüphe edersin? Kulundan ne beklersin. Kendine veremediği? Sana ne verse, almışsın. Aymış,
aldığını sormuş. Aldığı dünya malı. Ne niyet ettin? Minareye çıkana,
ALLAH ADINA çağırana; yol münasip olursa, camiye varılırsa, namaza
durulur, dünya günü silinir. Silmediysen ne vardın, ALLAH’ımın ADINA ne durdun?
Dünyayı silemezsen, gönülle varamazsan; müezzin için mi namaz kılarsın? Olanı sordun,
duacı oldun. Şüphesiz bekle, ‘ALLAH’ım.’ de O'na emanet et. Olacağı geleceği
düşünme. Günün gecesi varsa, sabahı da var. ALLAH’ım yuvaya, yuvanın
başına dumansız gün versin, yamasız fistan giydirsin. ‘Yamalı kötü mü?’
dersen, neden kötü olsun? Yamayı denk getiren de ALLAH’ımın kulu. Ne var ki,
ömrünün kuludur yama.
6 MEYDAN dolu kul ile, kulun eli yol ile, yolundaki PİR ile. ‘Yürümek
kolay mı?’ dersen, ALLAH’ıma sığın da gör; el-elinden, ULU dilinden duy da
gör.
7 Geldik YUVA’ya, girdik havaya. Duacı olduk yuvanın başına. Yuvanın
başı, hatun bedeni. Bedensiz baş olma. Yavrusuz eş olmaz. ‘Olur.’
dersen, kardeş olmaz. Yuva eş ile, eş yoldaş ile olur. Yavrular
yuvayı süsler. ‘Yamanın oluşu yavrudan.’ dersen, yanılırsın. Yavru olmasa
da yama olurdu, ALLAH’ım nasibinizi kısardı. Her doğan tayınıyla gelir, tayın
bedelini ALLAH’ımdan alır. Deme ki ‘Nasibi bendendir.’ Senin olmadığın
yerde, nasip yok mudur? Doğan, ADEM’le nasip verildi, her kul ile
arttırıldı. Niyaz edelim, yavruların duacısı olalım, dağın sesini
almayalım.
8 Aymayı vazife bilin, yolunuza öyle gidin, kulun derdine dert katmayın.
MEYDAN kul bekler, kullar yol bekler. Durmaya değil, yürümeye geldik; el
verip yürütmeye geldik.
9 Yatak pamukla dolar, pamuğu tarla besler. Kul yorulur, pamuk
yetişir, pamuk kulu dinlendirir.
10 Güzel güne hazır olun. ‘Kötü gün.’ deyip gönüle duman koymayın.
İyi bekleyen, iyi bulur. Gidiş-geliş anda olur. Kul gönülden alır.
Adak yanındaki diler. Adak, günde yapılır. Gelen gelene takılır.
11 Yumuşak dimağın kararı da yumuşak olur. Son söz ALLAH’ımındır.
Kültürlü, söyler yanılır. SÖZ SAHİBİ’ni unutur.
ALLAH’a ısmarladık.
12 Sözün sonu yok. Başını bulamadık ki.
13 Yazdım sana oku diye, oka da huzuru bul diye. Aldığını
verdiğine sayma. Yürüdüğünü durduğuna sayma. Aldığın haktır,
verdiğin kadar. Ne biri eksik, ne öbürü fazla. Her şey yerli yerinde.
‘Delice.’ deme, zeytin dalına söz etme. Sabır kulu erdirir. Yolda taşlar
olmasa göze ne hacet? Kulda hata olmasa sabra ne hacet? ALLAH’ım kulunu yaratmış,
“HATASIZ OLMAZ!” demiş, sabrı da vermiş. Sen sabrını aşıla, aşını
oldurur. Sabır kulun kendinindir, kendini oldurur. Asmayı diktin, ne güne
baktın? Asma kütük oldu, meyveyi verdi, tadı güneşten aldı, sabreden kul
şarabını içti. MEVLÂNA yavrusuz mu idi, yavruları melek miydi? Şikâyet, asla.
ALLAH’ıma cümleniz emanet olun.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH