14 Eylül 1970

MEVLÂNA’yım ben!

1 Asmanın vergisi, kulun görgüsü havanın yağışı, denizin duruşu, yolun gidişidir en uygun. Yağmur yağmazsa toprak su almaz, yağmurun yağışına yerde çöp kalmaz. ‘Neden?’ derseniz; yağmurdan önce yel üfürür bulutu getirir, yerdeki çöpü kaldırır. Yağmur yağar, toprak kokar. ‘Bereket’ dersiniz. Çoğuna gitti mi, sel bastı yol kapandı, yumuşak yol bulan, geçti sıvandı.

2 Amade olduk, oluşu bildik, YUVA’ya sükunet diledik. AMİN.

3 Yatak yumuşak ise yatanı rahat ettirir, serti bedeni ağrıtır. Ne var ki bazı bedene sert yatak gerekir. Yumuşaklık, yatakta değil gönülde olmalı. Yatan, gününün gecesini yorgunluğa yer vermeden bağlamalı. ‘Nedir?’ dersiniz, dediğimi sorarsınız. Dediğim şu; yatak yattığın müddetçe seni korur. Neyle mi? Yatağa yatma gör, tahtada uyu gör.

4 Yerden kesilir, gökten umulur. ‘Dayansam.’ dersen, nerden beklenir? Güvenciniz kuldan olmasın. Kul kime dayanır? Ananın yokluğu babanın yokluğu, yavrunun sefaleti değildir. Çünkü ne ana ne baba, dört başı mamur koruyucu değildir. TEK KORUYUCU YARATAN’ımdır. Yer sarsılanda kul sallananda, anayı babayı mı düşünür? Bilir ki, hiçbirinin gücü kurtuluşa yetmez. ‘Bu mudur?’ dersen, yatağı sorarsan; günden yol alan, kula niyet bildirenin sözünü duydum, misal verdim. Yatak, yumuşak da olsa sert de olsa gene ona muhtaçsın. Bedene söz geçiremeyişindir. ‘Bünye’ dersin, bünyenin YARATAN’dan oluşunu unutma, değiştiremezsin.

5 Yatağın oluşu kadar, yavrunun da oluşu birdir. Nasıl ki yataksız yapamazsın, evladı da atamazsın. ‘Amade oldurayım.’ dersen, almayı bilir; ‘Olmuyor.’ dersen, oluş görülür. Yavru da yerine göre güneşlendirilir, hallaca verilir, ne var ki yerinde oldurulur, yatak misali münasip yerinde durur. Hummalı olmak dumanı dağıtırsa güzel, ne var ki yerli yerinde kalmalı. ‘Gelmeli yoluma, girmeli koluma.’ demeyin, omuza kol atın. ‘Atamın yaptığı.’ demeyin, ‘Gönlüme uydurdum.’ deyin. ‘Attığım adım, tuttuğum katım, benim yolum, açık gönlüm.’ deyin, ALLAH’ımın EMRİ’ne boyun eğin.

6 Mümin olmak, namazla değil niyazladır. Niyaz; ALLAH’ımın ADI’na söz etmemektir, SÖZÜ’nden çıkmamaktır.

7 Almayı bilir, ne var ki hava bulutlu güneşi görmez. Görmezse, hata onda değil, güneşsiz havada ‘Güneşe bak.’ diyendedir. Güneşi bekle, öylece bak de. Onun hatası, ne zaman bakacağını bilmemekte. ‘Kim?’ derseniz, yavru büyüten bütün analar. Babalar da.

8 ‘Nesil bozuldu.’ deyişiniz budur. Anaya babaya güneşe bakmak öğretilmemiş, o ne öğretsin?

9 Geçen gün günü kovalar, gittikçe derin gider, derinleştikçe güneşten uzak kalır. Yatağı güneşe atarsın, kabartırsın rahat yatarsın. Güneş yaratılanı ısıtır, yolunu aydınlatır, günü bildirir gecesini gösterir, aydan yuvaya ışık gönderir. Yavrunu aydınlatmazsan, sıcaklık vermezsen, hep gece gösterirsen; ondan ne beklersin? Yavrulara aynanın parlak yüzünü tutun, ‘Ben bakayım sen geri dur.’ demeyin, yanınıza alın beraber bakın. Sen yalnız bakarsan, yavruya kara yüzüne bakmak düşer. Açık derim, yavru eğitilirse alır. Yatak güneşe çıkarılmazsa daima yerinde kalır, incelir sertleşir, sana ne verir?

10 Gezmeyi ayrıya koy, söyleşmeyi gayrıya koy. Sohbetini gün-gün genişlet. Deme ‘Çocuk.’ Ayların birinden öbürü farklıdır. Gelenin ilk günleri yenidir. Geçen günde, aydan çıkmaya yeniye bakmaya başlarsınız. Çocuk da öyledir. Aynı yerde durmaz, aynı söze kanmaz. Değiştirin sohbeti. Yazda güneşten, kışta kardan anlatın. Hep denizi derseniz, bıktırırsınız. ‘Nasıl yapmalı?’ dersiniz, gözünüzde büyütürsünüz. Kendi halinde zeytin ağasını bıraksan, ‘Bakımı ALLAH’ımdan.’ desen, ne beklersin? Ağacın verimi bakımındandır, yavrunun verimi eğitimindendir. Ne verirsen onu alırsın, gün gelince verişine sevinirsin. Verdiğin sevindirici ise.

11 ALLAH’ımın EMRİ’ne söz edilmez, giden gelmez, gelen kalmaz, varan üzülmez. Yol, yumuşak kulundur, yumuşak kul, sevilendir. Sevenin-sevilenin YARDIMCISI ALLAH’tır. Sevmek; karıncayı bile güzeldir, yere düşen kuru yaprağı bile, tarladaki çatlak toprağı bile. Sevmenin ölçüsünü; geldim kaldım, döndüm vardım, hâlâ bulamadım, bulmayı düşünmedim.

12 Denir ki: ‘Fil iğne deliğinden geçer mi, iğne deliği filin boyunu ölçer mi?’ Sorayım size ölçer mi? Sevgide ölçü olmaz, iğne de aynı ölçüye dahil. Aynaya bak, iğneyi öne tak, fili geride bırak. Görüşünüzü darda değil, genişe alın. Geniş yerde, dar zaviyedesiniz.

13 Yumuşak olmayı dedim, geçen günlerde söyledim. ‘Zor’ dersiniz, kendinizi zora karşı sözde korursunuz. Koruduğunuz, kör nefsiniz. Meşe neden büyür, dayanıklı olur? Çünkü toprağa sağlam kök atar. Sağlam kök, sağlam dallar uzatır. Nimet ayağınızda, kısmet elinizde, nasihat kulağınızda. Ölçünüz güzel. Gönderilene layık olduğunuz bilinir. Niye boş kürek çekilir? Yanlışlık şu. Deryaya karşıdan bakılır, oturduk yerde kürek çekilir. Okunur, dokunmaz; sevilir, yenilmez; anılır, hatırlanmaz.

14 ALLAH’a ısmarladık. ‘Severim’ dedim, sevgime ölçü koymadım, ölçüsüz sevdim. Yavrularım misali nasihat verdim. Yerinmeyin, sevildiğinize sevinin. Vazifem nasihat değil, cümleye yol vermekti. Ne var ki, sevgimin çokluğu, nasihate yol verdi, ALLAH’ımdan öyle İZİN geldi. AMİN.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH