|
25 Eylül 1970 MEVLÂNA’yım ben! 1 Geldik niyete uyduk, yolumuzu dileyene verdik. Demeyin ‘Dilemeyen olur
mu?’ elbet olur. Dileğimiz oldursun, ALLAH’ımın yoluna baktırsın. 2 Güneşli güne söz edilmez, yumuşak denilir; hava bulutlanınca, kimi yerinir kimi sevinir. Yerinen yanılır. Kendisi için değil, sevinene uyarsa huzuru bulur. Yağmur buluttan sonra gelir, yağar açılır, hava temizlenir. Unutulur demiştim. 3 Ummak güzel, yağmurdan söz etmiştim. Unutulmasın, aştığımız
toprak, müspet yol verir; tuttuğumuz yaprak, ağacı bildirir. Gövdesinden
çok yaprak ağacın kimliğini bildirir. Ağaçtan söz ettik, YÜCE’ye
el açtık. Yer yerinde gönül kafesinde durdukça, el açmakla yetinirsin. Yerden göğe
çıkanda, gönül kafesten uçanda; umduğunu bulasın. Onun için, yer yerinde
iken, elini YÜCE’ye açasın. Bulduk, bulmanızı diledik, özleyişi bildirdik,
‘Yol.’ dedik çağırdık, gelene el verdik, gelmeyene bağırdık, ‘RABB’im.’
dedik yalvardık, ayırmaktan kaçındık. Ne olursa olsun, kul ALLAH’ıma dönsün. Tövbesi
onu kurtarır, niyazı kabul olur. Denmesin ‘Günahım affedilmez.’ ALLAH’ımın YOLU’nu
kendine yön eden, aftan şüphe etmesin. Aymayı bilen, duymayı öğrenir.
Su, yolunu temizler devamlı akarsa. Çevirmezsen yolunu, sen bulursun yönünü. Akan
suyun yolunda, taşı da toprağı da temiz olur, ağacın gövdesi de
gürbüz olur. Akan suyun etrafı da kalabalık olur. ‘Neden?’ diye sorarsanız,
bereketini bilirsiniz; toprağı çatlamaz, ekini kurumaz, kulu yanmaz. Yandıkça
içer, kendinden geçer. 4 Mesnevi, dünün; verdiğim, günün misalidir. Almaktan çok vermek, sevmek,
sevilmek yolunu açar. Sevilmekten çok sevmeyi öğrenin, güzellik arayın, ‘Çirkin.’
demeyin. Hiçbir yaratılmış yoktur ki müstesna bir güzelliğe sahip
olmasın. Güzellik, yalnız yüzde aranmaz. Yüzün-sözün-ÖZ’ün güzelliği CAN’dadır,
CANAN’dan gelendedir. CANAN’dan gelmiş, O'ndan kopmuş; çirkinlik mi
ararsın? ÖZ’ünü yıka ki, güzelliği göresin, göresin de uyasın. Güzellik nedir?
Kaşından mı gözünden mi, ağızdan burundan mı? Değil. Güzellik;
bir tek CAN’dadır, CANAN’dan gelendedir, çünkü NURU O'ndandır. RUH nedir? Beden
kafestir, RUH’un kafesi. Bilsen kafes olduğunu, Mesnevi’de okuduğunu
o zaman anlarsın. Bilmeden okunur, gönlünce yorumlanır. Günde gelişim Mesnevi
açışımdır. Çok söz edilmiş, bir öze denilmiş. Söz o kadar çok ki,
kitap küçük kalmış. Güzellikler, fanice anlatılmış; ne var ki, okuyan
da fani. Demez zavallı, ‘Bu kadarcık mı?’ Aldığım yol kitabımda yok. Gördüğüm
güzellik, vardığım NUR, kitabımda yok. Kitapta olan, dünyayı saran
görüntü. 5
Aya varanlar, yolu çevirenler ‘Başardık.’ derler. Neyi, izin verileni
mi? Yazıldığı gibi. Ne zannettiler? Elbet izin kadar. Her gün bir adım.
Dünyanın kuruluşundan güne kadar, birer adım ileri. Çok gidilmez,
kainat fethedilmez. Avuntudur kula. Günahı kime?
Geliş-gidiş, alış- veriş, ölüm-kalım hesabına göre; çok
olan çok verir, gün gelir tükenir, ondan başkası ele alır. Dünyanın
başından
beri bu böyledir. İstese istemese tüketir, dünya için
öyledir. Yalnız, ALLAH’ımın YOLU’nun yalnız çıkışı vardır. Layık
olmayana mertebe
verilmez, ALLAH’ımın YOLU’nda mertebe alan geri çevrilmez. 6 Kulun bir gayesi olmalı, dünyada öyle yaşamalı. ALLAH’ımın İZNİ’yle
geldim. Çağrıldığım an, şüphesiz varmalıyım. Şüphesiz varmak
için, yolumda gitmeliyim. Yolumda gitmem için, doğruyu bilmeliyim. ALLAH’ıma
sığındım, kuldan korkmadım. Kula sert bakmam, bakmasını istemezsem. 7 Günümüz aydın geceye güneş açtı. Aydın gün nedir? Gönüle duman
katmadan geçirilen gündür. Neden şüphe katalım, ALLAH’ımın VARLIĞI’nı
unutalım? Gönüle şüphe koyduğun an, ALLAH’ımın VARLIĞI’nı unuttuğun
andır. İsyan, tövbeye en çok müsait olan bir histir. İsyan etmemek, tövbeden
daha önce düşünülmeli. YUNUS’um der ki: “ İsyanın getirdiğini, bin
tövbe götürmez. İsyanın akıttığını, şelale aksa temizlemez.” 9 Çoban sürüyü alsa, yaylaya yürüse; çoban mı yürür, sürü mü durur? Olduğu
gibi. Çoban yürür, sürüye yön verir, öncü çıkar sürüyü çeker. Ben çoban, GARİB
öncü. 10 Söz söze bağlandı, söz gülüşle eylendi, ne güzel. Ne var ki sürünün başıyla kulun başı bir olmaz. Kul, gönül yücesidir; sürünün çekicisi, yaş yücesidir. Yaştan maksat, bilgisidir. Yazıyı yazana, el ne senden ne benden ki kızalım. Kızmayı kendimizden uzak tutalım. Sözü söze tat ile bağlayalım. ALLAH’a ısmarladık. 11 Sözün değeri, olduğunu bildirmektir. ‘Oldu-olacak.’ demek, günden evvel oyalamaktır. Üzüntü nerde kalır? At duvarın üstüne, orada güneşlenir. Güneş ham olanı oldurur, yemeyi gün gelince bildirir. Nasıl mı bilirsin? ALLAH’ım göz vermiş görürsün. Hiçbir meyve ham kalmaz, meğer ki koparıla gününden evvel. Onu da güneşe koyarsın olmasını beklersin. Ağaçtan ham meyve koparılmasın, koparılırsa atılmasın. Olgunluk kulundur, bilginlik yolun. Varışa niyet kurdun, kırgınlığı at. Dünya kulu kula gönül kırmasın, kırana bakmasın, bakana söz atmasın. ‘Kırılmadım kırmayım, AFFI’nı dileyim, ALLAH’ıma yalvarayım.’ dersen, manayı gönülle açmış olursun. Bekleme gözle göresin, gözle görüş yetmez. Duanı ALLAH için yapasın, SIRRI’na ermek için değil. ALLAH’ımın SIRRI O'nundur, sana ne verir? Senin dileğin varışsa, kendini hazırla. Günde görüşe değil. Günde görüş, kulun ermişliğini bildirir. Erişe varan, görüşünü bilmez, aklı ermez; akılla değil, gönülle varır. Güzellik, görüldüğü kadardır. Her kul görüşü bir değildir. Dünya ne güzel, önce orayı bil bul, sonra burayı nasıl olsa bulursun. ‘Koşayım.’ dersin, çabuk yorulursun. Görüşü anlatanların anlatışına katılıp, ‘Ben de.’ deme. Senin yolun, bilmediğin kaderin çizilir. Sözün, isyanı andırır. ‘İlle olsun, neden görülmesin?’ dersen, yanılırsın. Bırak görmediğin, görmediğin yerde kalsın. Ona nasıl olsa varırsın. Duaların varışa olsun, görüşe değil. ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH |