26 Eylül 1970 

MEVLÂNA’yım ben!

1 Hoş gördüm.

2 Meclisin sözü, dileğimiz. ALLAH’ımın NURU üzerinize olsun, dilendiği gibi kulunu ihya etsin. AMİN.

3 Geldik yol üzre, sorduk sözün uygununu. İzin kadar dendi, cümle için söylendi.

4 Aymayı bilendeniz, gelişi bulandanız. Ne yolumuzdan şaştık, ne taşa vurduk düştük. Geldik gününüze, yolunuzun taşını çekmeye, kapıları açmaya. Açtık geçtik, soruyu seçtik.

5 Geçirdiği gününü, ‘Ne bulutlu.’ diyecek. Güneşi gördükte, bulutun karanlığı unutulur. Unutulmasın, serinliği kalır.

6 Dertsiz olsa bu dünya; kulun yönü bir olur, yalnız güzellik görür. Güzelin güzel olduğu bilinir, ama çirkinliği ile görülen güzelliktir asıl olan. Kulun yüzü çirkin olur, olgunluğu kulu ilgilendirir, güzelliği o yönden aranır. Görünüşe değil aranışa bakın, güzelliği arayın.

7 Söze geldik, ağızdan yolunu gönüle verdik. ‘Ağızdan gönüle ne verilir?’ dersen; dilden döner, gönüle iner. Günün ilk ışığı kulun gözüne girer, çünkü güzellikten kul gözünü ayıramaz. Ağacın dalında, yaprağı olur, kulun elinde. Yumuşak gönülden, düzenli yolun fermanı bulunur.

8 Gökyüzü yıldızlı mı, yıldızlar yaldızlı mı? Parlak gece, aydın gün beklediğimiz her gün. Ya buluta ne dersin? Dile de yağmur yağsın, bulut kümesi insin, gökyüzü gene açılsın. Ne gökyüzü kapanır, ne yıldızlar örtünür, bulut arada perdedir.

9 Olayın büyüsü olmaz. ‘Nazara inandım, kem gözden korktum.’ dersen yanlış. ALLAH’ıma sığındım, hepsinden masun oldum. Olmaz demem. Sığındığın YÜCE’ye güven ki, sen de masun olasın.

10 El ele, yuvarlak çembere göreyiz. Baştan sondan yok. ALLAH’ım yücede, yüce gönülde. Gönül almak, ALLAH’ımı hoşnut etmektir. Zenginin gönlünü çok kul alır, fakirin gönlünü al ki sevabı büyük olsun. Zenginin gönlünü çok alan olduğu için çok yere bölünür. Fakirin gönlü bir sana verilir, onun için sevabı büyüktür. Nasıl ki bol olan mal ucuz olur, kıt olan mal pahalı gelir.

11 Yol vermeye kapı geçirmeye geldim, fal demeye değil. ‘Bilirim.’ dersen, bildiğini ben de bilirim , bilmeyeni uyarırım. Dedim, yazımız cümleye.

12 Dünyanın değil, ahiretin müjdesi. Müjdenin en büyüğü. Yer yerindir, kul GÜL’ün. Yer yerden, dünya kainattan büyük değil. BÜYÜK olan ALLAH’ım. Müjdem, O'na varacağındır. Günü gelende, ömür bitende, varış müjdelenir. Sevincine katırdım, senden çok sevindim. Aramızda konuştuk, ‘Ne mutlu.’ deyiştik. Kazandık. Neyi? Sevincini. Kulu biz kazanmadık, kazanç kulun. NUR’ludur yolun. Aldığın fakir duaların yoludur yolun. Sevinçliyiz. Dersin ‘Nerdeyim?’ Sana ne deyim? Aramızda göreyim. Dünya müjdesi gelip geçici. Verdiğim müjde, RUH’una her zaman baki. ‘Yaz’ dersin, verdiğim müjdeyi küçümsersin. Bayram yapılsın, şerbetler içilsin, niyazlar edilsin, şükre varılsın. Ne mutlu. Söylediğim benden değil, YÜCE’den. YA ALLAH, YA MUHAMMET. Geldik dize, baktık yüze, dedik ‘Ne mutlu bize, verdik müjdeyi size.’ Aydın olsun gönül, bayram yapılsın, aramıza kul katılsın. Aldık yolunu, tuttuk elini, verdik müjdeni. Selam sana, selam cümleye. Günün aydın olsun, gecen aydın geçsin. Dünyan hayıra açılsın, açılan göz görsün.

ALLAH’a ısmarladık. 

13 Daha ne? Aydınlık olsun, NUR ile boğsun. Aydın gönlün, seni açsın.

ALLAH’a ısmarladık. 

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

masun: korunan, korunmuş.