4 Ekim 1970

MEVLÂNA’yım ben!

1 Neydim, ne oldum. Fani idim, baki oldum. Ne aradım, neyi buldum? Aradığım SEN’din ALLAH’ım, SANA vardım. Geldim, yolum aradım, arayınca buldum, bulunca yürüdüm. Bulmadan yol yürünür mü, boş yere dağ taş aranır mı? Yol bulmayan, ya tarlaya sapar, çamura batar, ya dağlara çıkar, dikenine taşına çarpar. Yol bulmak için öncü gerek. Öncü yolu bilir, dileyene gösterir.

2 Kulsan, önce kulluğunu bil, kime varacağını bil. Bunları bilirsen, yolunu bulursun, ALLAH’ıma varırsın. Varınca, cümle görmeyi dilediğini anında görürsün. Gönlünü gördüm, ‘Uyandı.’ dedim, izahını verdim. Dersi okursun, ‘Nedendir?’ dersin, hocaya sorarsın. Açmazsa, körüne öğrenmiş olursun. Açarsa, imanla öğrenmiş olursun. DEDE’n isem, açtım görmek dileyene. Bu alemin sırrını çözmeye çalışana bir sözüm var. Ne için? Gayeni bilmek, benim için değil, senin için faydalı olmak. Yazılarımız bir kul için yazılmaz. Dileyen okusun, günden güne yetişsin. Kimse kendine mal etmesin. Şahsa konuştuklarımızdan başka. Hatta şahıslara verilen nasihatler dahi, her kulun uyması icap eden YÜCE’nin EMİRLERİ’dir.

3 Yaseminin rengi, kokusudur dendi. Meyvenin rengi, tadıdır dengi. Ummak ne güzel, bulmak daha güzel. Umduğundan ayrılmak ta kula güzel gelse, ne mutlu kul olur. O zaman şüphesiz ALLAH’ına iman etmiş olur.

4 Duvar örülür, denir ki, ‘Hepimiz ALLAH’ımızı biliriz, tam iman ederiz.’ Zaten şüphemiz yok. Ne var ki, duvar örülür arada birkaç açık tuğla kalırsa çökmez. Ama bina bitende, içinde oturanda; açık kalan yerden rüzgar da girer, toz da girer, duman da girer. Onun için, duvarı açıksız örmeli.

5 Mesnetsiz duvar örme, desteksiz çatı örtme. Duvarlar ne kadar sağlamsa da, gine de çatıya destek gerek. Öğrenmek sonsuz. Milyonlarca senedir öğreniliyor, daha başında. Çözülen nedir? Ne gökyüzü sırrı, ne yer altı sırrı, ne deryanın derinliği, ne ölüme çare, ne doğumun sırrı. Nedir öğrenilen? Sonuna varıldı mı, varılacak mı? Asırlarda bir adım, varılacağı da odur. Olmaz varılamaz, son nokta bulunamaz. Elbet görülür. Görmeye çalışın diye gelirim, size yol veririm. Anlaşılmadı dediğim. ALLAH’ına varan görür, sırrına erer. Onun için gelirim, ‘Kulluğunuzu bilin.’ derim. ALLAH’ımın ayırdığı iki alemi, ille ‘Ben göreyim.’ dersen, ALLAH’ımın işine karışmış olursun. ALLAH’ımın verdiğine boyun eğmeli.

6 Dünyada yaşadım, kulluk edeyim diye. Etmeye çalıştım. Ölçü bende olmayınca, çalışmam yeterli mi nasıl bilirdim, nasıl ‘ALLAH’ım vazifemi yaptım, perdemi aç bana.’ derdim? Niyazımı; ‘ALLAH’ım, verdiğini bileyim, doğrudan şaşmayayım, kulluk edebileyim, kullarını istisnasız sevebileyim.’ diye ederdim. Başka dualara vakit ayırmazdım, ayırmayı düşünmeye vakit bulamazdım.

7 Görmeyi dilediğim kulu idi, kulunun derdi idi. Dersen, ‘ALLAH’ımın kulunun derdi sana mı kaldı?’ haşa. İnsan severse, sevdiğine dönerse, onunla dönmek ister, yükünü atmak ister. Ben yüksüz, o yüklü, buna dayanmak ister. Dayanman için, kapalı gönül ister. Şükür ALLAH’ım, gönüllerimiz açık. Her açık gönül, CAN’ından çok CANAN’ın yanına, dostları ile varmak ister. Dost, zümre değildir, cümledir. Cümlenin duası ile dolmuşken, bir kendi görgümü ALLAH’ımdan ne yüzle isteyim? Dünyada ben cümleye duacı oldum. Geldim, cümle bana duacı oldu. Alış-veriş. ALLAH’ıma varmak için yapılan her dua hayırdır. Yalnız vazife olarak değil, gönülden gelerek yapılan duadır makbul olan. ‘ALLAH.’ desen, yüz defa zikretsen, bilemezsin, ölçüsünü; gün gelir hatim olur, gönülden geldiğince ölçü alır. İbadetin yolunu ayırmak hatalıdır. Yol, yürüyenindir. Kimi ayakla yürür, kimi emekler. Netice birdir. Nerden  geldiğini, nereye varacağını bil yeter. ‘Neydim, neyim, ne olacağım?’ de yeter. Geldik, gitmek sır değil. Amma günü sır. Geldik, günümüz belli değil.

8 Derslerim yumağınca sarılsın, sözüm altın sayılsın. Aldığını bildin, karışıklığa yer verme. a’ya derim. Duanı ALLAH’ına şöyle yap: ‘ALLAH’ım SEN’den geldim, SANA varacağım. Şu anda yalnız görünürsem de, sığındım SEN’siz kalmayacağım. Seninle oldukça, olaydan korkamayacağım.’

9 Unutmayın, MERYEM namaz ile ALLAH’ıma varmadı. Yalnız niyazı, bin namaza bedeldi. Hep ALLAH’ımdan geldiğini söyledi. Onun için gelişi bilin, varışa şüphesiz inanın. Dualarınız; kulluğunuzun tam olarak mümin gönülle, geliş-görüş-varışı tamamlamasını dileyin.

10 Rüzgar eser, ağaç sallanır. Evet amma, ağaca sarılan sarmaşık dökülür, ağacın yalnız çürük dalı kırılır.

11 Uyduğum SEN’sin ALLAH’ım, duyduğum SEN’sin. Göç gününde de vardığım SEN olasın ALLAH’ım. Uyanların-duyanların arasında olayım, onlarla SANA varayım ALLAH’ım. Uymayanı uyandır, duymayanı dayandır, bilmeyeni bildir, cümle ile KATIN’a vardır ALLAH’ım. SANA kulluk etti isem, nerden bilirim; hata etti isem, nerden çözerim? BİLENSİN, GÖRENSİN, hatamı af edersin. Hata işlemeye tövbe ederim. Bilmeden işleyeceğim hataya, önceden tövbe edeyim. Ettiğim an inanırım ki, hatadan döndürülürüm.

12 Söylendi yazıldı, bir husus havada kaldı. MEVLÂNA mı aradı, kul mu aradı, ALLAH’ım mı gönderdi?

13 Eğriden doğru ayrılır, kulun doğrusu seçilir, vazifeli elçiye emir verilir. EMİR, YÜCE’den gelir. Gelişimiz böyledir. Emirle geldik, kulu imtihan ettik. Kürsüde kim olur, kime emir verir? İmtihanda kim iyi not alır? Bilen-gören-duyan, notu alan, diğerlerinden ayrılır, ona da vazife verilir. Mesnetsiz olmaz, mesneti aldanmaz. Çünkü dünyada değil, dünya ile yüklü değil. GARİB’in dünyadaki mesneti kim? MEVLÂNA.

14 Dedim ya, ALLAH’ımın EMRİ ile geldik. ALLAH, kainatın mesneti. Sözümüz esnedi-esnedi, ‘Daha da esnese kopar mı?’ dersin. Kopmaz. Çünkü ucu bulunmaz. ALLAH’a ısmarladık.

15 Elde gelen arkaya atılsa unutulur, karşıya atılan tutulur. DEDE’niz yanınızda. Çağırmak değil, düşündüğün an. Olayı büyütmek yakışmaz. Derslerin yerinde okunduğu zaman, sözün altın sayıldığı zaman. 

16 ALLAH’a ısmarladık. Aldım cümleden, götürdüm cümleye, getirdim cümleden cümleye. Görürüz, biliriz. Ağızdan dökmeye, gönülü üzmeye yer yok.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

(Resim verilir)

17 Yumaşakça konuştuk, dileğine günden evvel duacıyız dedik. Önce izin aldık, sonra hediyemizi verdik. Selam cümleye.