|
17 Ekim 1970 MEVLÂNA’yım ben! 1 Gümüş yolun genişliğine kapılmayın, dumandan müteessir
olur. Altın yol, hiç bir tesirin altında değildir. 2 Almayı bilenlerle, vermeyi dileyenlerle beraberim. Gümüş yumuşak
olsa da, okside kalsa da; yanlıştan müteessir olur. Demektir ki; her
olayın etkisinde kalınmasın, altın, gönüle misal alınsın. 3
Yapıya kapı gerek, kapıya örtü gerek, açarken düşünmek gerek. Kapın
çalınır, yekten açar mısın? Şüpheyi atarsan, açarsın. Gönül kapını
da, şüpheni attıktan sonra aç. 4 Ağaç fidanken düzelir, ağaç olur meyve verir. Aşılamazsan,
verimi bol olsa da yer doldurmaz, yerini bulmaz. Ona gene toprak ana sahip
çıkar, verdiğini karşılıksız verir. 5 Asmayı aldım, üzümü yedim, şarabını içtim, her mevsimini
yaşadım. Üzüm bünyeme, şarap gönlüme hükmetti. Sorarım size, hangisi
faydalı? Bünyem sağlam olmazsa, gönülden söz almaz. Derdi olan saz çalmaz,
‘Oyna.’ desen meydan bulmaz. 6 Suyun akışını, akarken durdurmaya değil doldurmaya bak, saklamaya
değil harcamaya bak. Su bitmez, ömür yetmez. Doldur harca, gene
doldurursun. ‘Saklayım.’ dersen yanılırsın. Suyumuz akar-akar, dileyen testi
elde doldurmaya bakar. Aynayı suya tut, ne görürsün? Aynada suyu, suda aynayı. Arada
olan, yumuşak olur, yüzünü iki alemde görür. Yol yumuşak, yolcu sert
olursa, olumunu düşünme. Sertlik, mertlikten de olabilir. Derseniz ‘Doğru
mudur?’ kusurdur, derim. Amma döner bakarım, olaya gülerim. Mertlikten doğan
sertlik, namerdi korkutur. Korkanın yanında yolcu olmayın. Yumağı yumuşak saran, kul korkusuna yumuşarsa; yüzüne gülmeyin. Korku
yalnız YÜCE’yedir. 7 Kalmaya gelmedik dönmeye geldik, doğuştan mukaveleyi
imzaladık. Misafirlik uzarsa, ev sahibine sıkıntı verir. Kâinat, hepsi sana
kusursuz hizmette. Kalmak istersen, ‘Dayatayım.’ dersen; men edilene asıntı
olursun. Aymayı yumağa verdik, beraber sardık. Dumanı dağıttık,
gayeyi bildik. Oymayı, olmayandan ayırmalı. Oyma nedir? Ağacın işlenmişi.
YUYAN’ı yumuşak olanla, görmeli, ağacı da çimeni de sevmeli. ‘Ağaç
meyve verir, çimen ne verir?’ dememeli. Çimen olmuş yeşillenmiş,
gönüle ferahlık vermiş. Kuzu anasını çimende bulmuş. Sütünü verende,
kula yenince kuvvet vermiş. Elbet boyunca enince faydalıdır. Bir ağaç
yediğince büyür, dünyadan ne alırsa o kadar verir. Çimen de yediğince
verir. Kulun gücü olur kullara yardımcı olur, gücüne göre kuluna yetişir. Kul
fakir olur, gönlünce yardımcı olur. ‘Neymiş?’ demeyin, şüpheli
olmayın, ALLAH’ım hayır olmayacak işine izin vermez. O'na dönük olan
kulunu mahzun etmez. 8 Kumun tanesine, olmuşun yuvasına od gelmez. Ölüm yumağın
bitişidir, nüfusun ayarlanışıdır. 9 Bedenin vazifesi, kafeslik. Olmuşa yumağını sarmasın, aldığını vermesin. Elinde olanı değerlendirsin. Bedenin ölçüsüne verilen, aykırı bilgidir söylenilen. Açayım. Dedim, verilen akıma hayal gücünü katar. Dersen ‘Her kulda olur mu?’ olmaz. Her kul aynı hayali yaşatamaz. Olayın alınışı hayale kapılışa göredir. Kim, ‘Yolumu bulmadım.’ der. Uygunsuzluk değil de, erginsizlik. Rüyayı görürsünüz, ‘Hayırdır.’ der yorarsınız. Canınız sıkkın ise, sıkıntı beklersiniz. Beklemeyin, hiçbir rüyaya ‘Uymadı.’ demeyin. Rüya yumağın öbür cephesi. Yumuşak isen, rüyanda etrafını yumuşak kullarla çevrili görürsün. Değilsen, yumağına rehin ararsın. Yumuşak olmayan, şikâyetçi olur. Ancak uykuda kendini boşta bulursun, kendince sertlikle dünyanı doldurursun. Rüyanda uyanık iken düşündüğünü değil, bazen hiç aklından geçirmediğin olayı da görürsün. Bu da yumağın öbür cephesidir. Her kulun görülen ve görülmeyen cephesi vardır, bu da ancak rüya ile kendisine belirtilir. Elbette her görülen belirti değildir. Müstesna rüyalar kulu etkiler. YUNUS’um der ki: “ Kendimi nokta dedim, rüyamda gökte yıldız gördüm, elimi attım çiçek diye derdim. Uyandım, ‘Be hey gafil.’ dedim; ‘Sen nerde, gök alemi nerde?’ Ne bileyim, elimde hata; uzandı vardı, ‘Çiçek.’ dedi derdi.” ALLAH’ım kuluna dünyada gösterdi. İşte yumağın görülmeyen cephesi, hakikat aleminde. Görsen, üstüne libanı alsan; hükümdar mı olursun, taç mı giyersin? Dünyanın tacı dünyada kalır. Kulun dileği ahiret tacı olmalı, çiçeğini yıldızlardan dermeli. ALLAH’a ısmarladık. |