19 Ekim 1970

MEVLÂNA’yım ben!

1 Hummalıyım. Niyazlarla avunmak olmaz. Yumak yumuşak, niyaz da YÜCE için olursa; avuntu değil, varmaya merdiven olur. Merdiven dayamayan ne ile çıkar? Hummalıyım dedim. Niyazlar çoğaldı. Olaydan değil. ALLAH’ımı tanıyan, varmayı dileyen. Dünya kuruluşundan beri böyledir. Mazbut bir gidiş, çılgınlığa doğru koşar. Neticenin boşluğunu görür, yatışır. Çılgınlığın dönüşüdür. Nasıl ki denizde dalgalar, bir zaman gelir dağlar gibi kabarır, yumuşar. Deniz, düzün doğrusunu gösterir. Düz nedir? Masa da düzdür, amma denizin düzlüğü göz alabildiğine. Elle çizilmez. Doğruluk ondadır. Asmayı denize atsan, üstünde yüzer; taşı atsan, dibe çöker.

2 Aynayı olduğu yerde bırak, yalnız kendin bak. Yanına gelene danışma, nefesinden medet bekleme. Sana verecek olan ALLAH’ımdır. Yalnız O'ndan bekle, şu duayı ekle: ‘ ‘SEN’in verdiğin doğrudur.’ dedim, günümü SANA çevirdim. Kuluna değil, SANA yalvardım. Olacaktan, ‘Kulunun verdiği değil, SEN’in verdiğindir.’ dedim, korkuyu üstümden attım. SANA sığınıp, niyazımı öyle yaptım. Şüphemi içimden attım ALLAH’ım.’ Kendini dumandan sıyırmasını bil. Kuluna el uzatıp deme ‘Elimi tut, dumanımı dağıt.’ Elinde olsa, kendi dumanını dağıtır. Kul kula ALLAH’ım nasip etmediyse ne verir?

3 Oymanın yapılışı değil, yapanın hünerindendir. Ağacı her eline alan oymayı yapar, amma hüneri olan eserini verir. Hüneri olmayan, takunyayı bile bozar. Derseniz ‘Öğretenden’; öğreten, yüz kişiye gösterir, bir kişi öğrenir.

4 Alnımız yazılıdır, yerimiz kazılıdır, gözümüz örtülüdür, gönlümüz yumuşak ise perdemiz sıyrılıdır.

5 Asmaya gümüş ne gerek, duaya çerçeve ne gerek? Asmanın verdiği nedir? Şarap. Erginine bak. Şarabı toprak testiden de içsen, gümüş bardaktan da içsen değişmez. Dualar çerçeveye girmez, bir ölçüde kalmaz. Gün gelir kul duadan kendini alamaz, gün gelir gönlünü bir yana çeviremez. Peki nasıl çerçeve vurursun? ‘Dua zamanım.’ diye hocanın mı önüne oturursun? Açık derim. ‘Her gün vazifem, bu duayı şu duayı okurum.’ dersiniz, neye çerçevelersiniz?

6 Aynanın gösterdiği yüzündür, aynaya bakan gözündür. Gösterene değil bakana değer ver. Yalnız yüzüne bakarsan, geleni görmezsin. Atmaya değil satmaya değer veren, kendini düşünür. Atılacak malı satışa çıkaran, zararını kendi çeker. Aldatmak, kulun kuruntusudur. ‘Aldattım.’ der sevinir, on defa aldandığını unutur. Sakın ‘Beni aldattılar.’ diye üzüntü etmeyin. Çünkü ALLAH’ım, ‘Aldattım.’ diyenden on katını alır, bir vesile ile aldanıp, ‘ALLAH KERİM.’ diyene verir.

7 Aynanın misali, hep yüzüne bakma dedim. Yolunu öğretmek vazifen. Olgunluk, vazifendir. 

8 Bağırtı gök gürültüsüne benzer. Vereceği rahmeti öfkeyle verir, bulut bulutla çarpışır. Gürültü olmadan yağan rahmet, ne kadar sevimlidir. Misal verdim, örnek gösterdim. Gürültüyle yağan yağmur mu faydalıdır, yoksa sessiz yağan yağmur mu? Gürültüyle yağan, birden boşalır, sel alır. Görgü bilgi meselesi.

9 Yanılan ALLAH’ımın kuludur, bana söz düşmez. DEDE’nizim geldim. CAN’dan YUVA’nızı sevdim. Kullarına ‘YUVAMIZ beraber.’ dedim. Almayı bilirsiniz, ne var ki yanılmayı bildirdim mi hüzünlenirsiniz. Neden? Kulun yanılmayanı olur mu? YUVAM dedim, neyi? Geldim, YUVA’yı NUR’lu gördüm. ‘ALLAH’ım.’ dedim, duacı oldum. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun.

10 Demek YUVAMIZ yağışlı. Ben bildim de geldim. Yağış gereklidir. Ne var ki, seller akmadan, sular basmadan. Anda gelip geçer. Ne var ki büyük çukur açar. Zararı hem sana, hem yavrulara. ALLAH’ım her kuluna bir benlik verdi. Onu değiştiremezsin. Uğraşmak yetmez, gücün olmaz. Benliğine kıymet verirsen, kazanırsın. Neyi mi? ALLAH’ımın kulunu. Ağacı düşün; sen ne kadar uğraşsan, gine yönünü güneşe çevirir. Aymayı bilene vazife verilir. Sormayı değil, tutmayı bilirsin. Aymak YM. Aynayı as yerine. Yerinin değeri iyidir.

11 Sözü getirdik YUVA’ya bağladık. Zaten o yükü biz severek yüklendik. Olmayı dilediğimiz gibi olalım. Hayır dileyip bekleyelim.

12 Aynayı yerine as dedim, sana niyetini bildirdim. ‘Aynada göreyim.’ dersin, yüküne bakarsın. Sen üzüntü etme. Ben sana, ‘Yüklendik.’ dedim şaka ettim. Yük değil bizimki, ALLAH’ımın VERİŞİ’dir, sebebi HALK EDİŞİ’dir. Elbet sebepsiz kuş uçmaz, yaprak düşmez.

ALLAH’a ısmarladık. 

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

mazbut: düzenli, düzgün, beğenilen