26 Ekim 1970

MEVLÂNA’yım ben!

1 Günü YUVA’ya bağladık, yumuşak yolu aldık, ne olsa dedik. Düşünce, size. Niyaz edersiniz, ancak günü alırsınız, almayı bilirsiniz. Sorulanı söyleyim, ağaçtan geleni deyim. Ağaçtan ne gelir? Delice olur, ayırırsın, aşılarsın, bir ağaç daha kazanırsın.

2 Ayağına giydiğin, deriden aldığındır; gününe verdiğin, YÜCE’den aldığındır. Andığın gibi olsa, ‘Uygundur.’ dersin; olmayanı, şüpheyle karşılarsın. Şüpheyi sil. Dama oyununu düşün. Taşları koyarsın, karşısına çıkarsın; yenilişe değil, kazanmayı düşünürsün. Önce kendini yenilgiye hazırla ki, kazancını kutlayasın.

3 Asma desem, kütük olur; buğday desem, katık olur; arı desem, bal verir. Memnun etmeyeni var mı, hizmeti olmayan var mı?

4 Asya’nın batısında, Türkiye’nin kapısında, her yuvanın çatısında; olandan olacaktan korkunuz olmasın. Bekle gör. Endişe etmeyin, zaman açar. Güç gelmesin, söze söz katılmasın, sözüm YUVA’da kalsın. Aldığım emri yerine getirdim, dendiği kadar verdim. Az değil. AŞK’ımız gönlümüzde, cümlemiz YUVA’nızda. Günün gecesi dedik, kullarını hazırladık. Kapalı sandık merak edilir, açılır bir kenara itilir. Onun için, sözümü kapalı kutu misali veririm, kulunu düşündürürüm. 

5 Amadeyiz YOLU’na, vazife verdik kuluna. Su başı kalabalık, destisini alan gelir, her kul nasibi kadar alır. Hava karlı ise, kul kürke sarınır. Kürkü olmayan, çulla yetinir. Çul bulamayan da olur, ona da şükredilir. ALLAH’ımın kulu olmanız, büyük nasiptir. Dünyada verilen; kulu eğitir, olgunluğa erdirir. Kuldan bekleyen yanılır. 

6 Ayyaş, söz güzel. Gönül bozmayın, kulun yoluna taş koymayın. İçer, içer de kendinden geçmez, ayılır, güzellikleri görür. Midesi, gözünü örtmez.

7 ‘Budak’ dedin, ağaçtan söz ettin. Nedir bilir misin? Budak değil, ağacın beslenme deposu.

8 Andım, çeşme başına geldim; gördüm, danışanı sordum. Kulun gücü ne kadarsa, testisi de o büyüklükte olur; bakarsın yolda kırılır.

9 Yeşilden geçilmez, maviden seçilmez, kırmızı atılmaz, niyetler satılmaz. ‘Neden?’ derseniz, her güzellik yerincedir. Otlar yeşil, kan kırmızı, derya mavi. Güzelliği derim, renkleri söylerim.

10 İki alem sorulur. Bilir misiniz, her an kucaklaşılır. Deniz-gök misali. Denize varırsın, elini verirsin. Gökyüzüne varamazsın, sonu nerde bilemezsin, amma ‘Görürüm.’ dersin. Gördüğün nedir? Yıldızlara varır mısın, ellerinle derer misin, kul önüne serer misin? VERDİĞİ’ni sever misin, güzeli çirkini ayırır mısın? Yanılırsın. Çirkin yok. Aynadan çek elini. Yüzden ölçüye vurma, güzelliğini ara-bul. Her güzelde, çirkinlik te olur. Dirhemle kul ölçme.

11 Ona de ki; ‘Çoğu nasibin ise, ALLAH’ım sebep yaratır.’ Almayı bilmek, verilene uymak gerek. Uysal tayın yemi bol olur. Aşını başından beklesin, işinden değil. ‘İşimi aşayım, başka duvara kement atayım.’ derse, elindekinden olur. Darlıktan muzdarip ise, ALLAH’ından dilesin, ona kapı açar. Şüphesi olmasın, yolumuz günde uzamasın.

12 Almayı-vermeyi bilen, gönlünü şüphesiz ALLAH’ına açan; yuvanın başına, hayırlı eşine, ‘EYVALLAH.’ diyelim. Geldik, aşına ortak olduk. Aşının tadını, yuvanın tuzunu ALLAH’ım bozmasın. Ocağın tütsün, içeri değil bacadan geçsin, aşın pişsin; kesenden eksilmesin, eksilenin yeri dolsun; yenini, yamaya yer vermiş görmesin; sepetin çöp dolmasın. Sepete çöp atılır, çöp seni rahatsız etmesin. Çöp nedir? Lüzumsuz olandır. Lüzumsuz olana kaygu, sana gelmesin. Arılar yuva yapsın, müstesna yuvanın kapısına gelsin. Dedim, daha önce sözünü ettim. Kendinize karıncayı değil, arıyı misal alın. Karınca kararınca, arı verir doyunca.

13 Gitmek düştü bize. 

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH