9 Kasım 1970

MEVLÂNA’yım ben!

1 Hoş gördüm gelenler, sevenler, selamlayanlar. Selamınızı aldım.

2 ‘Olmuşa yol soralım.’ derseniz, yolumuzun olduğunu bilirsiniz. Yumaklar sarıldıkça, kulun günü doldukça; ne soru biter, ne kaygı yeter. Yanılmak, cümleye. Yanılmak kula, ayılmak yine kula. Olmak, dilemekle olur. Dilemek yetmez, yürümek gerek.

3 Yayılsın sözümüz, anılsın adımız diye demeyiz. Kula yardıma gelirim. Dünya adı geçici, kul dünyada göçücü. Olgunluktur, beraber seninle gelici. Damardan kan dolaşır. Nereye gider? Temiz-pis aynı yerde döner durur, havadan temizlenir. Aldığın senin, verdiğim benim. Vermek sevindirirse, ölçünü kararlayabilirsin.

4 Soruları sorun dedim. Kuyudan suyu çakersen içebilirsin, tadı nedir bilebilirsin. Tarlayı sulasın. ‘Su kuyuda kalsın.’ derseniz, tadını bilemezsiniz. Huzur, aradığı yerdedir, ayağına gelmez. (Öte alemdeki birisi sorulur) Gideni düşünme. Günün gecesi düşünülmez, gönül karartılmaz. Geceden düşün sabahı, gündeyken geceyi düşünme. Her kul, içinde bulunduğu geceyi ‘Büyük.’ der. Kul karanlık görmek istemezse; ibadet eder, ALLAH’ını anar, geceyi unutur, sabahı tez bulur.

5 Tedavi açıklamak LOKMAN’dan. Ben diyeyim duacı olayım. Yalnız söyleyim; ALLAH’ına duacı olduğun an, ALLAH’ım sana yolu buldurur.

6 ‘Tesadüf.’ dediniz. Açılan yola gider. ALLAH’ım hep hayır olanı verir. Ne var ki kul yanılır; ‘Dert.’ der, gönlünü karartır. Saman çöp müdür? Çöp denir. Ne çok iş görür, kendi gücüne.

7 Sevinç, umulmadıkta olur. Günü bilmek, sevinci örter. Aldığına sevindiysen, yumuşak yol yürürsün. 

8 Yol, yürümekle; kul, sormakla; ahiret, sevmekle bulunur.

9 ‘ALLAH’ımı severim.’ diyen, gönlünü yoklasın. Yarattığını seviyorsa, sevgisi hilafsızdır. Dünya matahına gönül kaptırıp, kula güceniyorsa; acele içinden atsın, beklemesin duman tütsün. Yolum kulundur, sözüm yolundur. ALLAH’ımın verişinden ümit kesilmez. Huzur sana gelmez, sen onu ara. Hayır dile, ayağına gelir. Dönüp dolaşır, aynı dertle halleşir kullar.

10 Aramada olmak, olayları hayıra yormaktır. Ölüm yok; dönüş, göç vardır. (Bedenli varlıklar tekrar bedenlenir mi?) Asla. ALLAH’ım dilediğini dilediği gibi yapar, ona öyle söyletir. Gelemez, bedenlenemez.

11 Sözümüz güzel, sohbetimiz değerli; dünya müşahedesi, yeterli midir? Elbet. KUR’AN dahi, tam çözümünü bulamamıştır. Her çözen, kendi düşüncesine göre çözer. Kasıt yok. Olgunluk, imtihanla öğrenilmez. Aramada oldukta bulduk. ALLAH’ıma vardık. ‘Ne sabır.’ dendi. Cümle diler ULU’sunu. Danışmak gerek, konuşmak gerek. Yumuşak olmak, daha yumuşak olmak gerek. Suyunu aldığın, yardıma çağırdığın her ULU gelir. Ne var ki, sen birinin adını dilersin. Her ULU, herkesin. Yol müsait. Satın mı alacaksın, para mı vereceksin? Öğrenince yolundan mı gideceksin? Gel öyleyse. (Celsedeki canlar, ‘DEDE’yi kızdıracağız.’ diye söyleşirler.) Kızmayı dünyada denemedim. Denemeyi düşünmedim. Yol müsait dedim. Hayır olmayan yoktur. Her şey hayırdır, niyete uymasa da.

12 Almayı dileyen, sözümden alsın. Bedene olanı değil, RUH’una olanı sor. Gönülle konuş, ben seni duyarım. Aradığın an gelirim. Medyumun elinde değil, gönlündedir aldığı. Akımını dersin. Akım, ikimiz arasındadır, dışarı verilmez. ‘Yumuşaklıktan kastın nedir? Elinde mi, yolunda mı, gönlünde mi çözelim.’ dersin. Ne elde, ne yolda, ille gönülde. (İnşallah netice alırım) Neticeden maksadın nedir? İlmi mi, tıbbi mi, şahsi mi, umumi mi? Niyete göredir. Ne var ki, sabır gereklidir.

13 (Fincanla RUH çağırdık, fazla temas kuramadık) Deneme! Fincana ULU girmez, her gelen sana vermez. Kendini oldur, bekle gör. Ben size verdim, siz bana verdiniz; denizle ufuk olduk, hep beraber kucaklaştık. Bilir misiniz? Hepinizin ULU’suyla beraberiz. Olmuşsam, bilenin gönlündeyim, sevenin dilindeyim. Gönülle olmayan, dile gelmez.

14 Seven sevilir. Sev seni seveni, sev adını diyeni, sev kötü söyleyeni, sev ekmek vereni, sev taş atanı. Neden sevmeyeyim, kul olduğunu bilmeyim? ‘Yanılmak madem kula, o da yanılmış ola.’ derim. Ben ona sarılırım, sevgimle yolumu veririm. Sevdiğime sevinirim. Sevmekten bıkmadım, ALLAH’ımın YOLU’ndan çıkmadım, sebep sorup şaşmadım. Madem ki yarattı, bana verdiği de haktır. Ettiğimi bulurum, ektiğimi alırım. Değirmene un verdim; unu verilir mi, buğday verdim, un aldım. Unu değirmenciye verdim. Elbet hakkını ayırdım. ‘Yaramaz.’ demeyin. Çürük yaprak dahi yararlıdır. Dedim ya, damarda kan dolaşır. Değişen yok. Kendini kendi yerinde temizler. 

15 Dumansız gönül, yolun yolcusudur. (Celsedekiler Sabahat hanımın elinin ağrıdığını söylediler.) Yorgunluğu dedim. Elinden tutanı var, yolunu vereni var. Aradı, buldu, oldu, gördü.  Arayan bulur. Ara, bul.

16 Ağacı yok deyim, meyvesini vereyim. Ölçüyü veren YÜCE, layık gören YÜCE. Her kul, kendini layık görür. Layık görmek değil, kendini mal etmemektir. İsteyen değil, arayan bulur. Suyu herkes diler, ama çeşmeye giderse alır. Alemden uzaklaşmak, oldurmak nimetleri.

17 Sev-sev-sev. Yediğini, gördüğünü, düşman değdiğini sev. (Nasıl yapılır? Çok ağır ve zor.) Ağırlık değil. Ne deniz ufuktan şikayetçi, ne ufuk denizden. Denizdir, dalgalanır durulur. Diyetinizi siz ölçmeyin. Karşındakinin salahiyeti kimden. Ölçü ALLAH’ımdan. Ne sende, ne bende. Gönüllerinizi yoklayın, NUR’landığını görün. ALLAH’ımın EMRİ’dir, kulun dengidir. Layık olmayan gelmez. Gelenleri düşünün. Sen değil, ALLAH’ım layık gördü. Ev sahibinin, sevabıdır. ALLAH’ım ona layık gördü. Cümlenize duacıyız. Sevininiz, layık görüldünüz. ALLAH’ımın kulu olmak, mutlu olmaya yetmez mi? VARLIĞI’nı bilmek, duman dağıtmaya yetmez mi? Aşağı değil, yukarı çıkılır. Gönülden hep böyle dilenilir. Dilekleriniz o, bizce de. Duacı olunur. Her çıkan kula seviniriz; dönen kulla göcünürüz. Olmuşun muradı, hep beraber olmaktır. (n. babasının gelmesini ister) Neden görmesin? Fani mi görür, yolunu bilir. Denmesin ‘Olaylara üzülür mü?’ Asla. Vardı, basmadı, aldı. Danıştım, sözünü sana vereyim. ‘Demesin, üzülmesin, olmayana can koymasın. Olsa-olmasa dert etmesin. ‘Olan da, gelen de ALLAH’ımdan.’ desin.’

18 Söze taş koyulmasın. Senin muradın, her kulun dileğidir, olacağın dünya meleğidir. Yumuşak olmak, seni de onu da sevindirir. Bu alemdekileri, yalnız dünyadaki dönüklük üzer. ‘Öyle olmuş, böyle gelmiş.’ dersin, dert edersin. Yolunu görür, üzüntünü yersiz bulur. Bitti, bitmedi. Gidenin gittiği yer, cümlenizce bilinir. Mertebesi sorulursa, iznimizce söylenir. Elbet ölçü, kul ile ALLAH’ım arasındadır. Yalnız şunu diyeyim, sorduğun buradadır, senin sorduğun da huzurda deyim.

(Resim verilir)

19 Resim YUVA’nın. Oturan, ‘Elim uyuştu.’ diyenin ULU’su. Ondan eli uyuştu. Verişini ona bildirdi. Korku koyma, sevin. Suyunu alasın, beni bilesin. Yüzünü bilesin. AYET EL KÜRSİ oku. Okumak, dileğince olmak. Çerçeveye konmalı. İnanlı oku. ULU’n el verdi, şifanı söyledi. Şüpheni sildim. ‘ALLAH’ım.’ dedim. İyi olacağına inandı mı?

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

hilaf: aykırı, karşıt, ters. yalan
göcünmek:
dayanamamak, katlanamamak.