|
16 Aralık 1970 MEVLÂNA’yım ben! 1 Elden-ele, dilden-gönüle. ‘Neden odun?’ dersin, kendini derde atarsın. Dumanını atman, ALLAH’ımın lütfu değil mi? Layık olmayan o lütfa erer mi? Olmayacağı görür mü? Kendini harcama ÇAKIR’ım. Şu demektir; almakla, ermiş olunmaz. Görmek de kulun ölçüsünü verir. Eğer ki kendini gördüğün gibi olsaydın; sen de yavrunun babası gibi, kendini de yavruyu da aklınca harcardın. Halbuki sen, güzelliği karşısındakinde görüyorsun. Karşılıklı NUR’larınızın parladığını bilmiyorsun. Her olay açık denmez, kula söylenmez. ‘Aynı ayar mı?’ dedin, sordun. Aramızdasın. Ancak izin bu kadar. Çünkü sen de vazifelisin. Vazifeni şikayetsiz yapman, imtihan kapını açmanı sağladı. Her kul, bir yönden imtihan verir. Senin kazanç yolun; Tanrı misafiri sevmen, kendinden öne koyman, ALLAH’ına tevekkülle boyun eğmen. ‘Eksik taraf?’ dersin. Dilersen, orayı da doldurursun. Ne mi olur? SAMANYOLU sana da görünür. ALLAH’ım öyle olsun diler. Ne var ki kul, yolunu gönlüne çevirmeli. Sonsuz sevgiye sahipsin. Uymasan. ‘Uyduğum ne?’ dersin. Yanlış akım. Anlatayım. Her kulun sevgi derecesinde akımı olur. Bu akıma ara istasyon karıştı mı, parazit olur. Bilirsin, biz GARİB’i bu parazitten koruruz. 2 YUNUS’um niye gelir? Sana niye el verir? Yalnız ‘Ben’ demekten sakın. ‘Ben kuvvetliyim.’ deme. Ağızla değil, gönülle. ‘Ağız yolu ile kula kuvvet; benden değil, ULU’mdan.’ dersen; şaşar, şaşkın bakar. Bırak kul seni kuvvetli bilsin. Sen gönlünle ‘YUNUS’um. ALLAH’ımın İZNİ ile, kuvvetimi senden alırım.’ de. Kuvvet derken, her türlü kuvvet. (Bu günkü kayıtlara göre bu tebliğin sonu bulunamamıştır.)
|