|
25 Aralık 1970 MEVLÂNA’yım ben! 1 Gelişe değil meclise uyduk. Selam cümleye. Umulduğu
gibi değil, çok üzerinde. Yolumuzun değil, gönlümüzün üzerinde. 2 Suyun gelişinden bildin. Akışını aldın, düşündüğünü açığa verdin. Kim olduğunu bilir, benimle çok görüşür. Yeni değil, aşinalığımız eskidir. Der ki, ‘Gönlüne yük vermedin, yolunu bilerek yürüdün. Sorunun cevabını gününde aldın, vazife yüklendin. Yerinmedin, gönülden gocunmadan yaptın.’ 3 Selam sana, cümleye. Geldiğim anı bildin, sözümü aldın. Dualara yol verilir, yolumuz çizilir. ALLAH’ımdan gelen EMİR ile. Sorular yersiz de olsa, yerli de kalsa; merakın mahsulüdür, elbet cevapsız kalmaz. Almak-vermek, aracı dilemek; kulun ezeli dileği. Aracı dilenmeden istense cevabı ne olur? Denir ki, olgunluğa ermeli. Dileyen bulur, yolunu yürür. Ne var ki, dileğini bilmelisin. Dumansız yol dilenir, şüpheden sıyrılmaya gönül koyulur. Dumanı gönüle koyan kuldur, kulu götüren yoldur. Yolu bulayım, rehber olayım diyen; elbet bulur. 4 Bilineni çözelim, ‘Bilinmeyene el uzatalım.’ demeyin. Dendi ki, ‘Bilinenin çözülecek neyi var?’ Buldum dediğinin doğruluğundan emin misin? Söz cümleye edilir, sahibi olan alınır. Söz, yolumun öyküsü değil, hakiki manasıdır. Ne meraka yer verilsin, ne korku yola düşsün. Merakı dedim, konuşmaya yer verdim. Konuşma tarzımız sohbettir. Saygı, ALLAH’ıma. ‘Sevginin en üstün katını bulalım, hep beraber tadalım.’ dedim, geldim üç yıldır verdim. ‘Çok mu?’ dersen, an gibi gördüm. Anımız yıllarla ölçülse, sevgimiz kainata uzatılsa; yer var mı, sığar mı? Gelenin gönlüne, kulunun yoluna sevgi tohumu ektik; biçmeyi, sevenlere bıraktık. Dumanlar dağılsın, aynanın aydın yüzü çevrilsin. ‘Karanlık.’ denmesin, MEVLÂNA’yım şüphe edilmesin. Her kul aynı AŞK’ı duyar. Özelliğe adım bağlanmasın, günlere AŞK’ımız sağdırılmasın. Sudan gelen, suya gider. Ağacın köküne bak, kuvvetini sudan alır. Aldığını yine kula verir. Ayağın dengi olur, yürüyen sona varır. ‘Son ne zaman bulunur?’ dersen, ölçüyü aşmış olursun. Kendini şüphesiz tevekküle bırakırsan, düğümü çözmüş olursun. Kundak niye sarılır? Sarılmasa ne olur.? Olacak olan, sarılsa da olur sarılmasa da. ALLAH’a havale edilen, en sağlam kökü verir. 5 Geldik mi söze, durduk mu düze. ‘Sözü senden alalım, dileğine uyalım.’ dedik, söz arkadaşımıza sorduk. Alan bildi. Değil dedim, eski söz arkadaşımız. ‘Yeni değil mi?’ deme. Her an dedim, toplantıda emir yok, sohbet var. Sözümü diledin, hangi yönden istedin? Aramızda sorduğun. MEVLÂNA’nın programı yok, dilendiği an yolda. Dediğin doğrudur, uygun yol bulur. Yolumuz öyle çizilirse, meclisin toplantısı meyvesini verir. Meyve çok kimse tarafından tadılır. Ne var ki, toplamasını belleyebilen gerek. Kul var, olmuşunu toplar; kul var, ‘Çoğunu yiyeyim.’ der, hamına taş atar. Beklemek gerek. Meclise dedim. İki alemin kalabalığını söyledim. Bildiğin gibi, bu akşam sözümü bilene ederim. Bilenden söz dilerim. Sen ben yok, biz varız. Yolumuzun çizgisini düşündüm. Uygundur. ALLAH’ımın YOLU, gönülle bulunur; yumak, AŞK ile sarılır. Yolumuza taş çıksa, yumağa düğüm olsa; ‘Dert.’ desen, yanılırsın. Gelen görecek, gülen ağlayacak. Acıkma olmasa, aş yer misin? Doyunca ‘Şükür.’ der misin? Yoluna taş gelse, çeker gider misin? Hummalı olmayı değil, sükunet bulmayı deneyin. Nereden geldik, nereye döneceğimizi düşünün. Denir ki, ‘Öbür alem var mıdır?’ Yok olana neden gönül bağlanır? Çokluk düşünür, azlık eşinir. Düşünen mi bulur, eşinen mi? Elbet düşünen. Eşinen, sadece midesini doldurur. Düşünen; gönülle dolar, doğruya uyar. ‘Her zaman mı?’ derseniz, elbet. Düşünce kulu doğruya götürür. Ani karar yanıltır. Derim, üç düşünün, bir söyleyin. Aydın gönülde ne ararsın, karanlık düşüncede ne bulursun? MEYDAN kula, yol kula. Yürü, buldu isen kapıyı. ‘Günümüz?’ demeyin, kula damga vurmayın. Kulun damgası da ölçüsü de gönlünde. Namazını kıldıysan, orucunu tuttuysan; borcunu ödedin, yükünden kurtuldun. Aradıysan, yolunu buldun. Ne var ki, namazla değil. Gönülle sev kulunu. Sevmese de seni, sevmesini öğretirsin. Sevmeyi öğretirsen, bir kul daha kazandırırsın. Kazanç, kulun değil. Anlaşılmadı. Sevmeyi öğreten, yolunu alır. ‘ALLAH’ımın EMRİ’ne, kulunun dileklerine.’ denmesin. YÜCE’desin, YÜCE’nin yanındasın. Dedim, ben-sen yok, biz varız. Çünkü O'nun NURU’ndanız, hep O'nun HAMURU’ndanız. Onun için sevelim, sevmeyi bilelim. Ağızla değil, elle değil, gönülle sevmeyi öğrenelim. ‘Kuş.’ deriz, sesini dinleriz; ‘Ağaç.’ deriz, meyvesini bekleriz. Kuşta ses, ağaçta meyve olmayınca; sevmekten neden kaçınırız? Sevmek için vermesini beklemek gerekmez. Odunu dahi seviniz. ‘Neden?’ denmesin. Zaten sen istemesen de o sana verir. Hiç vermezse, odanı ısıtır. Yumuşak olalım, öyle düşünelim. Bu anda, dünya gailesinden sıyrılalım, içimizden yükümüzü boşaltalım. Boşa kürek çekmeyelim, olta atıp balık beklemeyelim. Akarsuya balık atarsan, durgun suya gider. Hatasız kul olmaz. Hata işlemeyen ALLAH’ına yönelmez. Yerinmeyin hataya, güvenin YÜCE’ye. Hatayı bilmeden işlemek, affa anında uğrar. Hatayı bilerek üstüne gitmek, kulun görgüsünedir. (Resim
verilir) 6 Olgunluğa eren, adını anasına veren, sözümü eski günlerden kalan. Hediyem değil. Oradan selamıdır. Sorulan, gelenin yavrusunun hediyesidir. Yerini bilirsin, yolunu görürsün, selamını alırsın. Benden alışın hediye değil. Selamına mukabelemdir. ALLAH’a ısmarladık. ‘Benzemez.’ denmesin. Benzeyiş, RUH’un özelliğidir. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|