17 Ocak 1971

MEVLÂNA’yım!

1 Hususi sohbet oldu. Aile bir eksiğe toplandı. Aramızda olmasa da gönlümüzde. Oğul.

2 Sunduğum yolların, verdiğim kulların, yolcusu oldunuz. 

3 Ayran yoğurttan olur, cümleye dağıtılır. Yoğurt, yuvamızda mayalanır. Suyumuz, yaşayanlara, göçenlere değil. Mayayı mümin kul bilir.

4 Almayı dilediğin, dileğince olur. ç’ye. Aradığın uzakta değil. Ele gelir. Sefere gidenin suyunu alması, gittiği yere uymasına bağlıdır. Uymazsa almaz, her söze uymaz. Aşanın-koşanın; ayağı çözülür, koştukça hız alır. Yazımızı, çalışanın işine yazdık. İşini aştın, koştun, dizini çözdün. Dedim sana daha önce de; şikayetçi olma, yolundan dönme. Gönlün öyle bir oyma ki; ne elden, ne dilden, ALLAH’ımdan. İğne oyası misali.

5 Gelene selam. Yolumuz kulu, yolcu. Yumuşak yollu. Dumanlar dağılsın, selamlar verilsin. Cümleden cümleye selam.

6 Zulme selam veren, zulmüne hüküm görendir, kendi cezasını imzalayandır. Olaylardan şüphen mi var? Senin duan değil. Dedim, zulme selam veren, kendi zulmünü imzalar. Olay kuldan değil, ALLAH’ımın görgüsüdür. Zalim mi kim? Bilmez misin? Almak elinde olsa, almaz mıydı? Tutmak gücünde olsa, tutmaz mıydı? Bekle de gör. 

7 Çocuğun gücünü, gününde görmeli. Ne var ki, söz yuvadan çıkmamalı. Olması beklenen uzak değil. Bildiğin, akıla getirdiğindir. ç. Gün dahi çizilir. Güneşli hava çamuru kurutur. Anda çamur, oraya buraya sıvanır. Meraka yer yok, bir fırçaya bakar. Yazı odandaki sohbeti kısaya bağla. Ve olayı dert etme. İyiye gider. Üzüntü ettiğin, gönüle dert kattığın. y’ninki. Dert değil. Dert etme. Anman, YM, güneşe bakar. Münasip yol açar.

8 Yavrunun sorusunu diyelim. Yumuşak yol müjdeleyelim. SAMANYOLU’nu müjdeledik. Anasının yerini söyledik.

9 Aymayı bilemeden yaymaya çalışanlar; yaygıyla düşerler, dertop olurlar. Değil. Hep beraber yumağı dürerler. Geç olanı, bekle geleni. Hesap bileni, geçmişi sileni. Yumuşak diyeni vurana, vurmak gerek. Ne var ki; sevene vurursan, olacağı düşündün mü? Başta olana dedim. Vurana dahi vurmamanın seçilmesi gerekirken, sevene vurursa, olanı düşün. 

10 ‘Üstünüm yok.’ der ALLAH’ıma şirk koşar. Suçlu suçuna tutuklanmasa bile, tutuklanmasını ALLAH’ım sebep yaratır, ayağına dolaştırır. Yapmaya değil, yapmamaya çalıştılar. Yapılan yok. Daha sonra, güneşin doğuşunda. Şu anda kesif bulut var. İzin yok. Bulutun dağılacağı, boğuntuya kalmayacağı. Güneş, kurtuluşun işaretidir. Cümlenin. Güneş tepeden görünecek. Sağa sola değil.

11 Kendinizi bulmaya bakın. YUNUS’um geldi, selam getirdi. Sizleri selamladı. ‘Amman.’ denmesin, duacı olunsun. Cumaya beklensin. Sabra yer bırakılsın. Sırrımız, sırrınızdır. Umulmadık kapı, yuvayı örter. Umulmadık kul, ayağı dürter, öne geçer.

12 OMAR der ki: “Ummakla değil, güvenmekle olur. Güveni sonsuz olan, kuvveti bulur. Korkak kul, ALLAH’ımın VERGİSİ’ni görmeyendir.”

13 Şeftali yiyen tadını alır, arıyı besleyen balını alır. Arı iğneler diye korkan, balından mahrum kalır. 

14 Semer hayvan içindir. ‘Kuğuya mı?’ dersen, değil. Kuğu dereyi süsler, hayvan sahibini besler. Sırtına semer koyarsan, onu korumuş olursun. Almayı beklediğine itina edersen; hem veriminden, hem sevgisinden kazanırsın. Sevgi, dünyayı ayağa serer. Sevgi olmayan yerde, dünya zulümdür.

15 ‘Müsterih olsunlar.’ der kuluna. ‘Mümin olduktan, AŞK’a vurduktan sonra; dünya tasası, seni üzmesin.’ der. Masayı yuvarlak görür. Bekle gör. Baş yok. Ne var ki görünen öyle. Görünmeden baş olanı bildireyim. İmzanın sahibi ALİ. HAZRETİ ALİ. Bu dünyanın idaresinin kimde olduğunu sandınız. ALLAH’ım, dünya kuluna bıraksa. Hem de vahşice. ‘Baştayım.’ diyen, benden bilecek, yani kendinden. Dedim, sözüm YUVA’nın sırrıdır. ALİ gelecek, güneş doğacak. ALİ, “Müsterih olsunlar.” der. ALİ, HAZRETİ ALİ. OMAR der ki: “Ağza tat, cümlenize gönüllerimizden hat.”

16 Telaşa yer yok. ALLAH’a emanet olasınız. Günde sözü geçmeyelim, toplantıyı dağıtmayalım.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

17 Yapmayı diledik, izin istedik, yavruyu hoşnut edelim.

(Resim verilir)

18 “PİR SULTAN ABDAL derler adıma. Verenin vergisidir, tadanın görgüsü. Görenin saygısıdır, uyduğu sevgisi. Arı balda, kuş dalda. Kendim. Çadır dersen kapısı, ABDAL da eşiğidir. Eşikte durdu, dumanı arkaya aldı. Dumansız köye baktı. Neler gördü neler. Ağaçtaki meyveler, çiçekteki hayvanlar, hep neyi tekrarlar. ‘Aşığım sana, seni VEREN’e.’ derler, döner dururlar.”