|
22 Ocak 1971 MEVLÂNA’yım! 2 Yolumuzu verdikçe, sözümüzü dürdükçe; ayrı sözü demeyiz, kulu üzgün
komayız. Denmesin, ‘Teselli olmayanı cemaate almayız.’ Yanılmayın, sözümüzün
manası kul değil. Huzur vermeyecek söz, bizden çıkmaz; teselli, olmayacak
yolda edilmez. Nameyi bilen, yolunu bulsun, ‘Sebebi ALLAH’ım verir.’ desin. Yeşil
rengin dengine, çiçeğin ahengine; yolumuzca dalarız, yumağımızca
çağlarız. Sevginin sonu yoktur, şefkat ise mahduttur. Olmuştan,
niyaz edilmişten söz açtık. Yamayı dikmeye, açığı örtmeye niyet
kurduk. Sözü devirdik, yüzü çevirdik; almayı diledik, kumunu eledik. 3 ‘Kulun kaderi yazılı mıdır?’ denir, bizden sorulur. Planı çizilir, aradaki boşluğu kul doldurur. ALLAH’ım dünyayı yarattı, toprağı suyu verdi, yağmuru yağdırdı, rüzgârı sürdürdü. Bunlar plana dahil olaylar. Ne toprak bakılmazsa dilenen vergi olur, ne bağ budanmazsa istenen sergi olur. Kul toprağa bakar, geleceği toplar. Toprağın-suyunun verilişi, planın oluşudur. Bakımı, kulun bilişidir. Beden de öyle; ALLAH’ım bedeni bir plan dahilinde yaratır. Aradaki boşluğu kul, mantığı ile kapatır. ‘Kaderin değişmesi mümkün mü?’ dersiniz. Bir başkasının planını bozacak kader değişmez. Nasıl ki toprağın planını genişletmeğe çalışırsan; bir başkasının toprağına girmiş, hakkını yemiş olursun. 4 Yavrunuzun önce gayesini öğrenin. Kapalı hevesini bulunuz. Hata baştan, en baştan, kuruluştan. Nasibini aramaya geç kalır, döner devlet kapısına dayanır. Neden? Okuma hevesinden, çocuğunun. Hayır, ananın babanın! Çocuk; ne okudu diye akıllıdır, ne okumadı diye aptaldır. Cemiyete namuslu vatandaş yetiştirilsin, diplomalı değil. Çocuğun içine işlemiş, ‘Okumayan adam olmaz.’ denmiş. Senin deyişin değil, cemiyetin. Sen desen, geri alsan; cemiyet, yavruyu da seni de suçlar. Uymuş gidiyor, iyiyi arıyor. Gelecekte bulur. İnşallah iyi olur. Mümkün olanı bulamaz, cemiyetten huzuru alamaz. Kendine döner, yazdıkça yazar. 5 Her şey yerli yerinde. Sedef kakmalı rahle baş odada, hamam tokmağı hamamda. Ne onu buraya, ne bunu oraya koyamazsın. Her kul da yerini öyle alır. En baştan bozuk alınmış. KUR’AN’ı sopa ile öğreten hocayı yere yatırmalı. Önce kulu ona sevdirmeli, sevmeyi öğretmeli. Öğreneceğini; kulu sevenden öğren ki, doğruyu bulasın. Günde de öyle. ‘Öğretmen.’ denir, asık suratlı görülür. Öğretmen; önce kendi sevmeyi bilmeli, sonra öğretici olmalı. Sevilen çocuk tez öğrenir. Çocuğun oyunu, çocuğa yaraşır. Dedim ya, cemiyet yozdurur. Mesuliyet alan yok, ‘Ben öncü olayım.’ diyen yok. ALLAH’ıma güveni olsa, çıkıp ortaya dursa; yol münasip olur, cemiyet küften kurtulur. Lider; talebe lideri olmalı, devletten gelmeli. Çocuğa hak tanımalı ki; çocukluğu hoş geçen, gençliğe dinç girer. Çocukluğunu bilmeyenin hezeyanıdır günde görülen. Bıraksan serbest olsun, usanır; sıktıkça, hızlanır. Olay budur. Ne birinde, ne öbüründe kasıt. Üç-beş şaşkını silin. Ortaya biri çıksa, ‘Komşu yan baktı.’ dese; hepsi bir olur, dünyaya meydan okur. Ayrılmaz, ayrılamaz. Müsterih olasınız, gençleri sevesiniz. Sevgi gösteresiniz ki, yozluktan sıyrılsın. Onlar sizin kanınız, onlar sizin canınız, Seviniz! Gün gelende sipere koşanınız, canını vatana vereninizin hatalı olanı da var. Ne var ki, korkulduğu kadar değil. Bazı olaya dürbünün büyüten gözüyle bakılır, bazen uzatan yüzüyle. Buraya da öyle bakılır, sevgiden uzak tutulur. Bu günün çocukları, yarın onların yerini alır, tutar. Günahı, onlara korku aşılayanda, sevgiyi unutturanda. ‘Yumuşak öğretmen, gevşektir.’ denir. Ne yanlış! Yumuşaklıktan maksat sevgidir, sevendir. Sevenin dersi çabuk okunur. Yumuşak yol bulur, zannedilir ki gevşek tutulur. Mümin olan bilir; ‘Yasak!’ denilince, merak uyanır. (Bu günkü kayıtlara göre, bu tebliğin devamı bulunamamıştır)
|