7 Şubat 1971
MEVLÂNA’yım ben!
1 ‘Yumuşak.’ dense yeri, sözünü alma
geri. Gelenle, soranla, YUVAMIZ’da olanla beraberiz. Duman dağılsın, geçen
örtülsün, suyun akışına uyulsun. Yumuşak yol bulan, halini
geleceğe bağlasın. Benden alınan sözdür, gönüle gözdür; faniye
bilmece, bilene görmece! Gelen, varan; bilendir.
2 Kamayı saplama, altını kaplama; yuvayı süsle, tatlı sözle besle. Kama;
acı söz. Acı sözle kırma, altını örtme. Gönüllerinizin altın olduğu
bilinir. Yamayı yırtık fistana dikersin, yırtığını örtersin. Ayıp değil.
Yırtık yamanırsa, ayıp da örtülür. Söylenirse günahtır. Yüz yüze baksın,
fikirler uysun. Fistan uymasa da, gönüle bakılsın.
3 Değirmene; umut ettiğin için değil, elinde olanı
götürürsün, alacağını bilirsin. Aldığına sahip olacağın, nasip
işidir. Sakınmakla olmaz, nasipten çıkan durmaz. Almayı dilediğini
almak, ALLAH’ımdan dilemekle olur. ALLAH’ıma varmak, yolu yürümekle olur. Hiçbir kulun,
ALLAH’ımın yolundan yürüyüp de varamadığı görülmemiştir. Demek ki ALLAH’ıma
varmak, kulun isteğiyle olur; kuluna vermek, ALLAH’ımın
DİLEĞİ’yle olur.
4 Kalıpla yapılan bina, kalıptan şekil alır; ne oyulur, ne süslenir.
Hiçbir yöne bakmayan kul, kalıpla yapılmış binaya benzer. ‘Kalıpla
yapılmış bina nedir?’ derseniz, betonla karılmış tuğla derim. Bina
taştan olmalı, kalın sıva vurmalı. Yuvayı, yumağa göre almalı.
5 Yudum-yudum içen, boğulmaktan korkmaz; sığ suya giren,
batmaz. Oymalı mendil ayağa sürülmez, diz vurulsa bağlanmaz, elde
gezer. Sunduğum bilinir, yerli yerine konulur.
6 Asmaya benzemek, üzüme uymak kulun gücü olsa; ayılmak için geceyi
beklemez. Geceyi görüp, gündüze bakmalı. Uyumayı yerinde kullanmalı. Güzeli
görmeye sılaya gidene sor. Görüşü açılır, en güzel yerini bulur. Hep aynı
yeri gören, yılgınlık getirir. ‘Haksız.’ dersen, yanılırsın. Değişene
uymalı, ‘Çok göreyim.’ demeli. Ne var ki, gördüğünü bilmeli,
bildiğini sevmeli. Yemişte ne var? Ne olsun, tat var. Ne üzümün
elmaya, ne portakalın karpuza benzemediği bilinir. Kul da kula benzemez,
benzetmeye çalışılmaz. Onun için, hepsini yerinde bulmalı, olacağa
beraber uymalı. Benden-senden değil, bizden gelmeli; aynayı yüze, beraber
tutmalı.
7 Buluttan güzellik arayan, mutlu kuldur. Çünkü, yerden başını
yukarı kaldırmaya vakti olur. Meyveyi yuyanla ye ki, tadını alabilesin. Sahip
olmak değil. Bağın ortasında buldunuz kendinizi. ‘Hangi salkıma el
atsam?’ dersiniz, şaşkın olursunuz. Açık dense, dediğimiz yerde
kalır. Lütuf, yalnız size değil. Ne var ki suyun başı; destisini alan
gelir, nasibi kadar doldurur. Kimi yolda düşürür, destisini devirir. Dedim,
değirmenden çıkanda, sahip olduğunu sandığın; nasipse elinde
kalır. Ganimet, nasip kadar!
8 Ağacın köküne, yumuşak toprak gereklidir. Büyüyende,
betonlaşsa da zarar vermez. Gıdasını da alır. Betona karşı da. Betondan
kuvvetlidir, çünkü öyle yetişir. Sert toprakta yetişen ağaç,
ince kalır.
9 Manayı açtık, güzeli seçtik, dumandan geçtik. Ne gönül kırdık, ne
kuluna vurduk. VEREN’in VERDİĞİ’ne, ‘Şükür.’ dedik. Halkayı
çevirdik, kapıyı devirdik, yuvaya girdik. Havayı dumanlı görünce, yüzümüze gül
misalini verdik. Gülenle gülünür, kederler unutulur. Ağlayana uyulur,
dünya karanlık görülür. Ağlayana değil, gülene uymaya çalışın, gül
vermeye alışın. Yasemin beyazın, gül pembenin misalidir. Mümin kul bilir, her
çiçeğin rengi karanlığın örtüsüdür. Onun için, çiçeğin siyahı
olmaz. Siyah örtü, hürriyeti kapatır. Duman, siyahın serisi. Güzellik ölçüsü,
dünyada. Yalnız, siyah renk gelmez ahirete. Onun için siyah renk, daima kula
meşum olayları hatırlatır. Dedim size, geceye kapılmayın, olayları
çiçeklerle süsleyin.
10 Yapılan, aynaya bakmak değil, suya adım atmaktır. Su bizim, söz
bizim; yolumuz, cümlenin.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE
İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
meşum:
uğursuz