12 Şubat 1971

MEVLÂNA’yım ben!

1 Hoş gördüm gelenleri, YUVA’da olanları, kapıları açanları, duacı olanları. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun.

2 Nazım olan değil, vakıadır lütuf. Açık dedim, hayalde değil. Olan bir vakıa var önümüzde; GARİB’in verişi, elinden alışı, dilimden deyişi. Manadan çok madde ile manaya renk verir. Nazım olan, sadece hayalde kalandır. Halbuki sizin önünüzde, olağanüstü bir vaka var. Elbet ALLAH’ımın LÜTFU. Yalnız bu lütuf; bir, üç, beş kul için değil. Deryaya atılan bir taş, nasıl ki halkalar çizer, gittikçe genişler; olan vaka da budur. Ne mutlu o halkaya girebilene. Elbet giren ALLAH’ımın LÜTFU’na erendir. Sorulan gümüş yol değil elde görülendir. Olaya nazım gözü ile bakılmasın, kötülük umulmasın. Ne var ki, devama değil, sabra yer verilsin. Çünkü MEVLÂNA’nın olduğu yerde cürüm olmaz, kötülük gelemez. Geldi ise, MEVLÂNA bulunmadığı için gelir.

3 Kolun uyuştu mu oku; PEYGAMBERİMİZ’e ve cümle ümmetinin RUH’una. Dua dileyen, gelip gönül kapısı açık olana işaret verir. Kolun uyuşması, başın ağrıması, kulak çınlaması; hep bunların işaretidir. Göz seğirmesi. İşaretini alan okusun, ‘ALLAH’ımın cümle kullarına.’ desin. Dünyasını ve ahiretini aydınlatır. Dünya kulu kadar, ahirette olanları da düşünürsen; iki âlemin bayrağına bürünürsün, PEYGAMBER’inin Ümmet’ine sığınırsın.

4 ‘YA ALLAH.’ dedik SANA sığındık. Sığındığımız YÜCE VARLIK’a güvendik. Neden korkalım, kimden kaçalım? Dönüş, gönül görüşündür, AŞK’a düşüşündür. Ben neyim? Ben yerdeyim, ben buradayım, sevenlerin gönlündeyim. Ne mutlu bana ki, ALLAH’ım bütün altın gönülleri bana açmış. Benim gönlümün altın olması, gönüllerinizin açık olması değildir. Gönlü altın olanın, kapısı açık olur.

5 Yer yerinde, MEVLÂNA gönlünde. Beraber gittik, beraber geldik. Yol alan bilir, adımı okur, dileyen bulur. Açtığın çukura, ne fidan dikersen onu beklersin. Elma dikersen, erik beklemezsin. ALLAH’ımın ADINA çağırdığın ULU, seni bırakmaz.

6 Muganni olan, yolunu sorar, kuldan kula külfet yükler. ALLAH’ıma havale edilen olaya, şahit istenmez. GÖRÜCÜ olduğundan şüphen mi var? Kimseye değil, kitabımıza. Okuyun, alının. Dumana değil, imana sarının; geçmişi değil, günü yaşayın. Günü yaşarken, yarına bakmayın.

7 Özleyiş AŞK’tan meşkten değil; günün hoş geçmesi, kulun aşına tuz atmasındandır, huzuru yuvasına katmasındandır. Güzellik; görüştedir, verişte değil. Verdiğimizi; kul vardır, ‘Boş söz.’ der yazımızı kınar; kul vardır, içer kanar, kandım demez yanar, yandım demez güzelliği görür, gördükçe genişler. Dediğim gibi güzellik görüşte, bilsin bilmesin sevişte. Görüp de sevmek kolay. Görmeden bilmek, yüceliğe varmaktır asıl olan. Yarattığını seversen; bilensin, VERİŞİ’ni görensin. ‘Mest oldum.’ dedin, bedenle uydun. Yaprak sallanır. Rengine bakarsan, gâh açılır gâh koyulanır. Renk neden değişir?

8 Namaz, kulun beden borcu. 

9 Ustanın yapışı, yamağın yapışına uyar mı? Yanılmayın, eğer yamak ehil olmayı dilemişse, ustasından öğrendiği elinin mahareti ile onun önüne geçer. Ne var ki, öğretenin önüne geçmeye değil geride durmaya çalışır. Çünkü öğreten, daima önde olur. Yolda olmasa bile. Sen yolda olmasan, ‘Ben öğrendim, öne geçeyim.’ dersin. Yoldasın ki geride gidersin. Yolunu açanla, YUVA’dan geçen; senden duasını alır, VEREN’e duacı olur. 

10 Hasıra yüz çeviren, ‘Halı serilse.’ diyen, hasırı da bulamaz. Başına fes de giysen, serpuş da sarsan, taç da oturtsan; gönlüne fayda vermez, gönül yolunu açmaz. Dünya yolu açılır, kul önünde eğilir. Ama eğilmesi, ne sevgidendir ne saygıdandır; sana değil, tacına eğilir. Gönül yolu altın olan; kula elini vermez, eteğini öptürmez. Elini uzatır, omuzuna koyar. Zeytin dalı eğilmez, ne kadar yüklü olsa yere sarkmaz, neden? Yükünden, yükünün kıymetinden. Mayanızdan gönlünüze bol su gelmiş, gönül tarlanız sulanmış. Elbet yeşerir, bol meyve verir.

11 Mümin olan bilir. ‘Severse beni, ben de severim onu.’ dersen, güzel söylersin. Amma, ‘Sevse de sevmese de, verse de vermese de ALLAH’ımın kuludur, hata olan affolunur.’ dersen; çok güzeldir, müstesna olaydır. Müstesna olaya kulluk etmek istenmez mi? Her verilen sevilmez mi? Ne beklersin, kulun takdirini mi? Kul mu sana mertebe verir, kul mu seni yüceltir? O seni sevse de sevmese de, kendi boşluğunu doldurur. Ancak senin sevgin seni bir basamak daha yüceltir. Sevenle sevmeyen bir olmaz, seven duman görmez, sevmeyen huzur bulmaz, sevilen unutulmaz. Düşünün, sevdiğim varlık kadar güne gelinceye kadar anıldım sevildim. Mümin olan bilir, ‘Sevildim.’ diye sevinir. Neden sevinmesin? Sevilmek de ALLAH’ımın LÜTFU’dur.

12 Yüksekten bakan, yumuşak yol düşünür; yükseğe bakan, niyetini kötüye kullanır. Yüksekten kim bakar değil mi? Mana âleminden dedim, yorumunu uygun gördüm. Evet yükseğe, her türlü dünya yükünden arınmış kul çıkar. Elbet yumuşak yol düşünür. Yükseğe bakan, yumuşak yol düşünen kulunu saflıkla itham eder, alaya alır. Gülen düşünmez ki ağlanacak haldedir. Kulun kula eğlence olması ALLAH’ımdan değil, kulun aczindendir. Kuluna gülmedim hatası için, yoluna düşmese gönlünü bozmasa hataya düşmezdi. Onun için duacı olurdum, yoluna yardımcı giderdim, dilese dilemese. 

13 Altın paslanmaz çamurda bile. Suya tutarsın, elle ovarsın arınır. Altın altınlığından kaybetmez. Kul hata ettim diye yerinmesin. Elbet ALLAH’ımdan af dileyenin affına EMİR olunur, NURU’yla paklanılır. Kulun gönlü hoş olsun, af dilediğini bir daha yapmasın. Dedim NUR’lanır, niye nuruna gölge düşürsün?

14 Yürüyen yol alır, duran kalır, dönen yanılır. Şafak, karanlığın örtüsüdür. Asla karanlık, aydınlığı örtemez. Karanlık, dünyanın bir yönüne kulun muvazene ölçüsü olarak verilir. Öyleyse karanlık nerede? ‘Uyuyana.’ dersen, o da bedende, RUH yine aydınlıkta. Mavi inandırır, yeşil kandırır. Gönülden doymak; ahiret sevgisini yeşilde bulmak. Mavi inandırır neden? Çünkü iki âlemi bağlar. Pembe dinlendirir, GÜLÜ’ne vardırır, MUHAMMED Ümmeti olduğunu bildirir. Mor, yükseği gösterir. Var olan, uzakta görünen, yürüyende varılandır. Nasıl ki yüce dağı, uzaktan mor görürsün, varamam sanırsın. Turuncu, erişilmez ulaşılmaz sanılır, gönül açılanda ona da varılır, güneşin doğuşu gibi.  ALLAH’ımın kulu için yarattığı, kulun varılmaz diye baktığı varlıktır, neden varılmasın? Senin için yaratmadı mı? Yuvanın içine atmadı mı? Başının üstüne koymadı mı? Kırmızı, AŞK’a; AŞK ateşe götürür. Ne yandırır, ne soldurur, ne yerindirir; sadece AŞKI ile mest edilir. Renklerin güzeli ayrısı yoktur. Sarıyı aldık altına verdik, gönüle koyduk. Ne kararır, ne paslanır. Güneşe bulutun örtü vermesi, aslında güneşe değmez, kulla araya girer. Gelen rüzgâr onu sürer, yağmuru serer, toprağı sular. Hata, affında olur atâ. Suyun akışını düzene koyarsan, ne su basar ne kuraklık. Maniyi kaldırırsan, yumağına uymayana yol vermiş olursun.

15 Yoluma geldiniz, bilmeden sevdiniz, bildiniz özlediniz. YUVA’yı açtınız, meclisi kurdunuz. ALLAH’ım, dileyen kuluna verir. SEVGİSİ’ni zorla kabul ettirmez, ettirene yol vermez. Sevgi zorla olmaz, ALLAH’ım zor kullanmaz. ‘Ceza?’ derseniz, kula eziyet etmeyen kuluna dokunmaz. Her verilen bir cürmün eşitidir.

16 Yumağımız, şükür ALLAH’ım SANA, kulluk etmekle geçti, gelenlerle yol seçti. Dimağını yokla orada bulacaksın, verileni göreceksin. Hasmını yumağınla ölçme, olgunluğu kendin ara. O zaman, arasan da hasım bulamazsın.

17 Cümlemiz ihya olduk! Vermek de ihya eder almak gibi. Vermeyi nasib eden RABB’ime, şükürler olsun. Dileyen bulsun, arayan görsün. RABB’im kapalı olan gözleri açsın. Yardım dileyen-dilemeyen kulunun, her yolda YARDIMCI’sı olsun. AŞKI’na düşürsün, ateşini yaktırsın. ‘ALLAH’ım SEN’den geldim, SANA varayım.’ dedirtsin.
AMİN!

18 Müsaade alalım selama varalım, ‘EYVALLAH.’ diyelim, ULU’sunu verelim. SÜMBÜL EFENDİ.  

19 Meclisimizi kurmak, ne senden ne benden; YÜCE’den! Sözümüzü de, ALLAH’ımın İZNİ ile bitiririz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH