13 Şubat 1971

MEVLÂNA’yım ben! 

1 Hoşnut olandan duanızı alın, YUVA’nıza verilen nimeti bilin, şikayetten uzak durun. Onlar senin istediğin gibi değiller ise, sen onların istediği gibi ol. ALLAH’ıma havale edilen yolun doğrusu, yanlışsız bulunur, şüphen olmasın. 

2 HAZRETİ HÜSEYİN, şehitlerin PİR’i. Geçit aramadı, kadere boyun eğdi. HÜSEYİN, yumağına edilen ezadan; HASAN, düşürüldüğü kazadan şehit oldu.

3 Duman dağılsın, hayır olacak bilinsin. ALLAH’ımdan diledim, ‘Aklıma koysun.’ dedim. ‘Aklımda olan cümle yaban otların samanını üflesin. Aklıma gönlüme en hayır olanını koysun. YARDIMCIM’ı göndersin. Diledim ALLAH’ım. AFFIN’a sığındım ALLAH’ım. AFFIN’ın büyüklüğünden şüphem yok. SANA sığındım ALLAH’ım.’ de, sabah akşam oku. Yüzbir BESMELE-İ ŞERİF oku, yat. Suyunu içtiğinden, şüphen olmasın. Yeniyi-eskiyi ayırma, aslını bulanı kayırma. Zaman senin için yürür.

4 YUSUF ALEYHİSSELAM der ki: “Güzellik benim değil, ALLAH’ımın NURU’nun. Çirkinlik senin değil, görenin körlüğünün. Eğer ALLAH’ımın NURU, kulda gizli kalmışsa; sen onu ara, ara ona da bildir. Gizli kalanı, o da görmemiştir.” 

5 Suyun aktığı yerde, toprak çamur olur. Çamur olması; suyun mu, toprağın mı hatasıdır. Ne  suyun, ne toprağın; yerini düzeltmeyenindir. Sözümüz, verimimizdir. Ben suyu, sen toprağı. Aldık, ‘Bizde kalsın.’ demedik, dileyenin tarlasına akıttık. Alanın tarlası yeşerdi. Çünkü kuru toprağı değil, sonsuz yeşilliği gördük.

6 Olmasını dilediğin gibi göreceksin. Önce yurdun, sonra yuvan. Yurdunun selameti, yuvanın selametine eşittir.

7 Asmayı duvara yanaştırırsan; komşuya meyve verir, sende kökü kalır. Yavru gönlü alalım ki, o gönüllerde anda güller yeşerir. Taze toprakta, yaban ot yetişmez. Olmasını dilediğin, olur elbet. ‘ALLAH’ım.’ de, her gün duacı ol. ‘ALLAH’ım. BİRLİĞİN gönlümde, gönlüm kainatta. Ne gönlüm küçük, ne niyazım. Çünkü BİRLİĞİN’e bütün kalbimle inandım.’

8 Gemi denize limana varmak için açılır. Ne var ki, niyete uymayabilir. Onun için, üzüntü yersiz. Bilinsin ki limana varacak, sahili geç te olsa bulacak. ‘Olmuyor.’ diyene, gönüle korku koyana. ‘Olmuyor.’ deme olacak. Gelen olduracak, bulan bildirecek, kaleye bayrak asılacak.

9 “Oynamayı bıraksın, kalemi ele alsın, yüzünü güldürsün.” dedi, ŞEMS HAZRETLERİ geldi:

10 “Ne sahibisin, ne SAHİBİ’nden çok seversin. O'nun VERDİĞİ’nden, niye üzüntü edersin. YARATAN’ın kuluna VERDİĞİ; sana şer gibi gelse de, unutma ki en hayırdır.”

11 Yavrunun adına, gönülcüğü de eşit. Amade olduğu doğuştandır. Semiz yumak, etten; temiz gönül, sudan olur. 

12 KUR’AN’ı sen, yuvanda öğrenirsin. Asmayı dikenden, dalını budayandan görmek, en doğrusudur.

13 Duasını vereyim yavruya. ‘ALLAH’ım SEN’inleyim. ALLAH’ım dayandığımsın ve yuvama verdiğin, YM dediğin nimetlerine şükür.’ 

14 GANİ HAZRETLERİ, nasibin dağıtıcısı. Eli-kolu dolu, yuvanıza geldi. Yavrunun ağzından gelişi bildirildi. Suyun akışına; EBUBEKİR kab koydu, OSMAN dağıttı, ALİ eğitti. Aynayı ele alan, hakikati gördü. Sunulan benden değil, bulduğum kaynaktan.

ALLAH ısmarladık. 

15 Sorduğun, suyun verileceğini bildirir, taşı yola atan kaldırır. Olmuşun katiyetini değil, hayrını düşün. Sepete su koyamazsın, destiye karpuzu sığdıramazsın. Karpuz kol altına, destiyi eline alırsın. Gönüle korku, endişe koyma.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

eza: üzüntü, eziyet