17 Şubat 1971

MEVLÂNA’yım ben!

1 ‘Gelsem mi?’ demedim, gelmeyi gönülle diledim. ‘Sevsem mi?’ demedim; sevdim, sevdim, sevdim. Yumağın düğümünü, sevgimle çözdüm. Selam cümleye.

2 Sözle giriş yaptık. Dama taşı olmadık, ele girmedik; duman almadık, kula vermedik. ‘MEVLÂNA’yım.’ dedim, kendimi takdim ettim. Gönüllerinizi gezdim, bir demet yaptım. Gönüller uymasa, demete girer mi hiç? Diken dalı demet yapılır mı? ALLAH’ımdan gelmek ne mutlu olaydır. Geldiğini bilmek, senin için mutluluktur. Senden gelen yok, geliş yalnız ALLAH’ımdan. Usanmak bedene göredir. Benden gelmez. Manayı seçen, varıp bulan; usanmayı bilmez. Gelişim veriştir, kulunu görüştür. Ne benim niyetime, ne kulun niyazına uymaz. Sadece, ALLAH’ımın EMRİ’dir. Sen ne desen, ben ne dilesem uymaz; emir olmadıysa. Umduğunuz yolunuz çok uzun. Uzun yol, varışın yolu. Mesafe ne kadar uzunsa, kul ol kadar su alır.

3 Dünyaya gelişin sözü edildi, gidişe-dönüşe karar verildi. Giden dönmez, kalan bilmez. Eğer gidiş-dönüş olaydı; artış olmazdı, nüfus aynı kararda kalırdı. Doğum kontrolünü ALLAH’ım ayarlar. Zelzele, yol felaketleri bunun misali. ‘Gelecek.’ dersen, beni gör. Gelseydim, MESNEVİ’mi yazardım. Günde yazarız, geldiğimize sayarız; almayı bileni, etrafımıza toplarız.

4 Yanımıza gelen, MERYEM ahfadı olan. Gönülcüğünü gördüm, elimle değil, NUR’umla okşadım. ‘Ne mutlu.’ dedim, olana canı gönülden katıldım. Müslümanlığı isimde aramayın, gönülde arayın. MERYEM HAZRETLERİ; ALLAH’ını bildi, O'na uydu, kaderine ALLAH’ı ADINA razı oldu. ALLAH’ımın, O'na dönük her kulu sevgilidir. ALLAH’ım kulunu ismiyle değil, gönlüyle çağırır. Müslümanlığın tarifi nedir? Müslümanlığın tarifi; ‘Geldim, gördüm, sevdim. Dönüşe CAN’dan katıldım. Dönüşün SANA varış olduğunu biliş, huzura varıştır.’ ALLAH’a niyaz, çerçeve içine girmez. ‘Bilmem, okuyamam.’ dersen, bildiğince oku. Yeter ki varışım, huzurum; verdiğini bilmek, geldiğime uymak olsun.

5 Yolunu buluşun, ağacın yaprağı gibi olur. Ağacın yaprağı, kökünden kuvvet alır. Suyunu alamayan yaprak dökülür. Sevmek-sevilmek, ALLAH’ımın en sevdiği, NURU’nu verdiği kullara nasiptir. Ne yolunu çevir, ne gönlünü devir.

6 Mani, niyazı ile kalkar. Tedavisi ne sende ne bende, ALLAH’ımda, dilerse. Sen, vasıta. ALLAH’ım sevdiği kulunu, sevdiği kuluna vasıta kılar, her kul bundan huzur duyar.

7 Asmayı budayan da sevinir, üzümü toplayan da. ‘Çözelim.’ dersin, yumağı önümüze atarsın. Yumağa göz atalım, gönlünü yoklayalım. Gönüle yatmayan, doğruluktan uzaktır. Unutma ki nasip olan ayağındadır. Şüphe etme, kendin kararını kendin ver. Ne sağa dön, ne sola bak. Gönüle yatanı seç. Aslında nasip, ne sorulan ne görülendir, ayağa gelendir. Çöz düğümü, ver kararı. 

8 Kararsızlık yok, seçimi zorlar. Olgunluğu üzerine al, ‘Kararımdan dönmem.’ de. Sağlık sana, varlık bana. Müstesna ararsın. Aramakta değil bulmaktadır. Uyduğunu bilemezsin, almadan göremezsin. ALLAH’ıma havale et. Kararını verdin mi, dönme. Her olay hayırdır, şerri kul yaratır.

9 Asmayı ele alsak, dalını budasak kurur mu? Meyvesi bol olur. Almayı bildiğince, verişin de bol olsun. Arı çiçekten alır, ne var ki çiçeğe değil kula verir. Çiçek daima verir. Toprak ALLAH’ımdan, su ALLAH’ımdan. Kul çiçekten alır, arıdan alır, hep alır. Yalnız yerini bilse yeter. Bildiği nedir? GÜL’den kokuyu, sudan yolu. ‘Yol münasip olsan, ‘Aldım.’ dersin.’ diyene de ki: ‘Ben kuldan değil, ALLAH’ımdan bilirim. ALLAH’ımın VERDİĞİ’ne, taş da olsa uyarım. Yolda taş görsem, alır kenara koyarım, atmam. Çünkü kararım, hatadan uzak kalmak. Atmak, belki de kulu hırpalamak olur.’

10 Gidenle dönene, aynı söz denmez. Gidene neden ‘Güle-güle.’ denir? Çünkü gidişte olacağı bilemezsin, bilmediğin düğümü çözemezsin. Dönüşte ‘Hoş gördüm.’ dersin, olayları tabii karşılarsın; çünkü düğümü çözüp gelirsin. Gidişe güle-güle dedik, olayların çözümüne duacı olduk. Kim ne derse desin, karar kendinde kalsın. Sebebi açık; sabır verilen kul, sarf etmeye mezundur. VERDİĞİ’ne şükret ki, sevilen kulsun. Masayı niye açarsın? Daha çok kul alsın diye. Masanın üstü yük alır amma ayakları sağlam olan masa dayanır. Sabrı çok olan kul, münasip yolda yürüme gücü bulur. Şüphesiz böyledir.

11 Cümlenizin bir yolu, hepinizin bir PİR’i vardır. Ne şaşılır, ne kaçılır. Başımız değil, gönlümüz beraber; ağzımız değil, yönümüz beraber. ‘Gel.’ desem gelir misin? El-ele verir misin? Sen senden geçer misin? Sen beni bulur musun? Neden bulmayalım, el ele vermeyelim? ‘Namazla buldum.’ dedin. Neden buldun? Çünkü ALLAH’ımın Müslüman kulu idin. Uzaklık sana huzursuzluk verdi, benliğini buldurdu. ‘Olay bu.’ denmesin. Uzakta olsan, yakına gelsen hepsi boş. Gönülle varılır. Gönül kula doğruyu buldurur, borcunu ödetir. Senin ödediğin borcundur. ‘Olmasa?’ dersiniz. Şu anda, şu cemaat, ibadette değil mi? Kendini ALLAH’ının HUZURU’nda bilmesi, günahtan uzak kalmasıdır. Sohbetimiz ne senin, ne benim, cümlenin. Destisini alan gelir, nasibi kadar doldurur. Ya destisini kıran? Eli boş döner. Desti elinde, çeşme başında doldur. YUNUS’um der ki: “Çeşmeyi bulanla, destiyi alan bir değil. Ne çeşmeden geçtik, ne destiyi kırdık.” OMAR der ki: “Sorulan, adalete sığarsa çözülür.” 

12 Yolu sağda solda değil, gönlünde ara. En doğruyu, gönül bulur çözer. Varacağımızı biliriz amma varmaya hazır olmak gerek. Yola çıkmak için bavul hazırlarsın, boş gitmezsin. Göçe hazırlık da elbet gereklidir. Ne var ki günün korkusu, kulun iman halkası olmuş. Cehennem korkusu. 

13 Dünya sevmek için, bağını koparmaya ne hacet? Gönül, ne elde ne dildedir. Dünya sevildiği müddetçe güzeldir. Bağını kopardın mı karanlık gelir. Denir ki, ‘VELİ’lik erginliktedir, çünkü hamlık gençlik misali.’. Dünyayı silmeden erginliği bulmak, kulun yolu olmaz. Sevmeyi günde bilirsen, gelen günde dileğine uyarsın. ULU’nun yolunu bilirsin. Otuz yıllık taşımaya, postunu aldı. Ne günde şikâyet etti, ne ‘Oluşum?’ dedi, sordu. Bekledi durdu, bilmeden buldu. ULU’sunu bilmek neden İslamiyet’e aykırı gelsin? Yolda ışık olmazsa, ne ile bulursun, yolunu nasıl görürsün? Bilmediğin yolda, rehber aramaz mısın? Sana verilen, rehberindir. ‘ALLAH’ım.’ derim, her zaman söylerim, ‘Kulundan geçmez.’. Her kulun; doğruyu bulmasına yardımcı olmasına, bir ULU gönderir. Kulun gönül yolu ULU’suna uyar. Her kulun vardır, dilediği an elbet var. Bu aleme her kul, Müslüman gelir. Dünyaya gelen, Müslüman doğar. Göçte de öyledir. Dedim, kul kula ölçü veremez. Bilemezsin gönülde taşıdığını. Kul ondan huzur buluyorsa, ALLAH’ım da nasip etmişse; elbet ALLAH’ımın sevgili kuludur. Ölçünün miktarı bilinmez, çünkü kantara vurulmaz. Dünyada dileği, ALLAH’ımın YOLU olan kulun dileği verilir.

14 Hasmını yoklama, hatayı kendinde ara. O zaman hasım bulamazsın. Olgunluk ölçüsünü bildireyim, yolunu adına uydurayım. El elden, çiçek demetten çıkmaz. Demet büyüdü. Sevenle sevinen, sevilen kuldur. Ne mutlu size, ne mutlu bize.

15 ‘Yorgunluk.’ dersiniz, yanılırsınız. Yolu biz açarız, siz vasıta olursunuz. Vasıta olan da yola gelen de, ALLAH’ımın sevgili kullarıdır. Astar değil, fistanın giyilişidir önemli olan. Astarı olmasa da olur, giyene isim verir. Giydiğin huzur fistanını, kusursuz ararsın. Astarı olmasa da seni sıcak tutar, soğuktan korur, gelecekten konur, verileni yumağınca çözdürür, düğüme yol vermez.

16 Asmadan geçme, üzümü alırsın; dilersen sergiye vurursun, dilersen küpe doldurursun. Yolumuzca içeriz, kendimizden geçeriz. Ne yolu şaşırırız, ne kulu aşırırız. Kulla aşımız, kulla başımız amadedir. Gelişim ne masaldır ne teselli, kul ile hasbıhaldir. Sohbet hep gönüllere su katar, nehirden nehire atar, her nehir deryaya akar. Aktığım baktığımdır, kulunu kucakladığımdır. Sevdiğim kadar buldum, öyle mertebemi aldım. Her kul sevdiği nispette yücelir.

17 Kağnıyla değil, kuş misali gezeriz; nerde aranırsak, oraya varırız. Radyoyu açarsın, dilediğin istasyona bağlarsın. Gönül yolu da öyledir. Her ULU’sunu öğrenen, açacağı istasyonu bilir.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH