24 Şubat 1971

MEVLÂNA’yım ben!

1 Olmuşsa yüzünde tebessüm; yorulmazsın, günden soru etmezsin. Günü açarken desen, ‘Gönlüm, SEN’le ben.’ 

2 ALLAH’ımın EMRİ’nde, cümlenin miyarında. Kimseden hak aramam, ‘Kader?’ deyip taramam. Hummalı yol, yumağımın ölçüsüne girmez. 

3 Gönül bahçemize çeşitli çiçek dikeriz, ne ekersek onu biçeriz. Meraka yer yok. Diken de olsa seçeriz, ‘Yeşilliği var.’ deriz. Ne var ki, dilenen diken değil. Kulun kula, yolun yöne faydası elbet olur. Kul seçimi, kulu yanıltır. Seçmeyi ALLAH’a bırakalım. Dileyen kim olursa olsun, ne dilerse dilesin; ister mümin olsun, ister Hıristiyan; gönüller yola açılır. ALLAH’ımın KAPISI, bütün dileyene açıktır. ALLAH’ımın ayırmadığını sen nasıl ayırırsın? Hastalık, kalmayı değil, yolu açmayı gerektirirdi. Dilerim gelsin, geleni alsın. Sevenin sevmeyenin yolunu açmak vazifemiz. Yanan yakılmaz, sönen tutulmaz. ‘Neden?’ dersen, ALLAH’ımdan izin gelmez.

4 Temel atılır, duvar örülür, temelin sağlam olmasına çalışılır. Olayla yıkılmasın, çok tahribat olmasın, yolunu kapamasın. Duvar sağlam olunca, yalnız sıva dökülür, açması kolay olur.

5 Asmayı budayan, üzümü bekleyendir. Üzümü beklemeyen, asmayı budar mı? Vagon dolu, harman yolu, çeşmemiz sulu. Akar durur, dileyen gelir, destiyi doldurur. Aç açanı, sahip çıkanı, ağacımıza
bir yaprak daha eklensin.

6 Merak, beklenirse tatlı gelir, sabır öyle öğrenilir. Kul olanın, merakı olur. Düşmesin kedere. Vazifem bildirmek, yolları dileyene açmak.

7 Dünya malı, dünyanın. Deme ‘Olmasa da.’ Yanılma. Olanı paylaşırsan, huzurun büyük olur. VEREN, nasibini yakınınla paylaş diye verir. Elmanın yarısı sende, yarısı bende diye gözün kalmasın. Yarımı ye. ‘Yarına ne olur?’ denmesin, ‘Yarına tam geldi.’ diye tamaha düşülmesin. Aşmayı değil, geçmeyi öğrendik. Aynanın verdiği, kul yüzünü gördüğü gibidir. ULU’nun adı, SAİME HATUN’dur. Amade yolun yolcusudur. Kaderi, seninki gibidir. Olgunlukla buldu, kendini ALLAH’ına adadı. Çünkü kuldan canı yandı. ‘Yakanı?’ dersin; kötü deme, beddua etme. ALLAH’ım olanı görür, kulunu korur. ALLAH’ıma havale et. Ne aldığı onun, ne verdiği senin. Hepsi ALLAH’ımın. Tamaha o düşmüş, cevabı da onun.

8 Yaprak kurursa dökülür. Dökülmesi, suyu alamamasındandır. Yaprak her ağaçta dökülür; amma olmadan dökülen yaprak, su almayan yapraktır. Su almadan dökülen yaprak, toprağa hizmet etmez. Neden etmez? Çünkü azlık iş görmez de ondan. Misal veririz, masal değil. ALLAH’tan geliriz, O’ndan veririz; gönül doldururuz, sepet değil. Oymalı masa, sadece güzel olur. Masanın etrafını dolduran değerlidir; yontulmamış tahta masa bile olsa. Sizler bizler bir olduk, kulunu ayırmadık.

9 Yeşil yaprak deste ile, güzel şarkı beste ile belli olur. Söyleyen güzel söylerse, ALLAH’ımın VERGİSİ’dir. Dinleyen, saygı ile dinlerse görgüsüdür. Her güzel şey değerini bulur. Maksat, her yaratılanı değerlendirmektir. Testiyi alırsın, ‘Topraktan.’ dersin. Üstüne resim yaparsan, vazoya benzetirsin. 

10 Ölçüyü kuldan alma, olanı dölden bilme. Güğüm için tarlaya, gönül için bahçeye girilir, her dileyene verilir.

11 Sözü defterde bırakmak yersizdir, gönüle kazmak. Yazarsan, gün gelir silinir; kazılan, yaşandıkça görülür.

12 AŞK’a düştük sizler ile, AŞK’ı tattık bizler ile. Siz bizle, biz siz ile. Ne kayanın yüceliği, ne denizin derinliği hayrete düşürmedi. ‘VERDİĞİN, YÜCELİĞİN’in delilidir.’ denildi.

13 Gizlenecek yok. ALLAH’ım yarattığını gizlememiş ki sen gizleyesin. Yamayı, çirkinlik olmasın diye vurursun, örtmek için değil.

14 Zaman, kulun ölçüsü olmalı, cümleye uymalı, söz edeni duymamalı. Eden, desin. YARATAN’a dayananı, ALLAH’ım yalancı çıkarmaz; AŞK ile söz edeni, yolundan çevirmez.

15 (Tebliğ alınmadan önce boksör Muhammed Ali Clay ile Joe Frazier arasındaki, dünya ağır siklet boks karşılaşması hakkında konuşma olmuştur.) Duacı olalım, yardımcı gidelim. Yanılmayın, ya karşısındaki de ALLAH’ından dilerse. Kula ölçü verilmesin. Oynamakta, her iki olaya hazır olmak gereklidir. Galibiyete sevindiğin gibi, mağlubiyete de münasip yol ile bakmalı; galip olana sevinç payı vermeli.

16 Denizin yolunu gemiye verin, havanın yolunu uçaktan alın; ayrısı yok. Aştığın yol geçtiğin kadardır. Her aşan varmaz, adamına göredir. Meyveyi her yiyen aynı tadı almaz, sevgisine göredir. Sığdıramadığını bir kenara bırakma. Kenarda kalan, atılandan sayılır. Verirsen elinle, tatlı dilinle; hem alanın işini görür, hem senin gönlüne su verir. Duacı olmasa da senin ölçün verilir. Varlığı darlığa sokma, darlığı madde ile ölçme. VEREN’in VERDİĞİ, manadan olsun; madde kula el açtırmasın, kul kuldan beklemesin. Kul kula ne verir ki? Sadece sebep oldurur. Ne kul kulun ömrünü kısaltır, ne ölümüne sebep olur; eceli gelen ölür. Denmesin ‘Dert ettim, ölümüne yol açtım.’. Elinde mi ki senin ömrünü kısaltsın? Yazın yazılmış, planın ölçülmüş, ömrün verilmiş. Yumağın kopması da, ALLAH’ımın EMRİ’dir, kulun hayrıdır. (Çocuk doğuyor, kısa bir ömür sürdükten sonra ölüyor. Mademki dünyaya gelmesinde bir sebep var, neden çok küçük devrede ölüyor?) Olay şudur. Gelen, ölçüsünü alır. Yavru değil, onu kaybeden.

17 Alçıyı kullanırsınız, kırığı tamir edersiniz. Kemiktir, tamir edilen. EDEN, ALLAH’tır. Sen destek koyarsın, koymasan da olur. Kul iş başına gelir, yaptığını zanneder.

18 Yazıyı yazanla, gönüle kazan bir midir? Sahifeyi dolduralım, gönüllere kazdıralım. ‘Desem mi, demesem mi?’ düşünelim. Yüz yıl sonra söylerim. Bekleyin görelim. Söylemeden gitmeyim. Gününüzü müjdeleyelim, kazıya başlayalım. Gönüllere kazarız, hitabeler yazarız, yolumuzu açarız. 

19 Sabırla her yol açılır. Verilen hepinizi sevindirir. ‘Alınan mantıksız.’ demeyin, bekleyin. Sabır; koruğu oldurur, üzümü erdirir, şarap olur içirir, bekleyen görür.

20 Ağrıyı ne ilaç keser, ne güllaç. Sadece ALLAH’ım dindirir.

21 Sözün sazını verdik, hep bir olduk, sepet ördük, sepette olanları yolda boşalttık.

22 Gülenin gelenden söz aldığı belli. Ne kulun yüzü benli, ne göğün yüzü senli. Senle ben buradayız, benle o gökteyiz. Yapısını buldunuz, kapısını açtınız. Kapıya ne hacet izinsiz girdim.

(Tebliğin sonu bulunamamıştır.)