8 Mart 1971
MEVLÂNA’yım ben!
1 Geldim yoldan, tuttum elden. Anılan, boş sözden. Gün için geldim, geçen gün için değil. Farsçayı geçende
verdim, günde anılan dili söyledim.
2 Ne istersiniz ispat? Varlığım burada. Adım, MEVLÂNA CELALEDDîN-İ RUMİ. Dediğim, sorunun cevabıdır. MEVLÂNA, ALLAH
aşığı demektir. Ne var ki, ben imtihanımı ALLAH’ıma verdim.
3 Kula verilen sözdür, huzura varan ÖZ’dür. Beden gelir, CAN alır; görür,
varır. Nereye? Çağırıldığı yere. Sana benim, ALLAH’ımın
İZNİ ile bir sorum var. Dünya kulu, bir geldi milyarlara yükseldi.
Gidiş-geliş, nerede oldu artış, nasıl yükseldi? Cevabı kulca
yetmez. MEVLÂNA aldı, aldığını bildi. Geçtiğimize değil, geleceğe
bakarız. Hayatın bitimi, kulun elinde midir? Bunca yıl yaşayan,
bitirmiş midir? KUR’AN’da yazar. ALLAH’ım da, KUR’AN’ı ve diğer kitapları
ile; gelişin birliğini, dünyadaki dirliğini bildirir. RUH’un
tekrar-tekrar gelişi ile tekâmüle inanır mısın? KUR’AN’ın yazdığı, kulun
sorgusu yapıldığına inanır mısın? Madem inanıyorsun, kaç vücut için
sorguya cevap verirsin? Tekâmülden sonra sorgu biterse, kul tam tekâmül ederse;
sorguya ne hacet? Dünya giriş ve çıkış kapısı olan bir handır. Dünya
ötesi, göç. Gelişim, tekrar bedenli oldu mu, MEVLÂNA bir daha doğdu
mu? Başka isimle de olsa, MEVLÂNA vücut ederdi, kendini dünyaya duyururdu.
Güneşin varlığı, darlığa kepçe olmasın. Yanılma işte budur.
Demedin, açığa vermedin nüfus artışını? Suyun akışını verdik, tekâmül
için geldik; yeniden doğuş budur, bedenleniş değil.
Kâinatın büyüklüğü malum. Gelen kadar gitse, yine dolmaz.
4 Meclis kuruluşu, boş
söze gelmez; sohbet, imtihana tabi olmaz. Geçeni bildik, edilen söze uyduk; dileyen alır. Yolumuz, emir ile
değildir. ALLAH’ım kuluna, ‘Beni sev.’ diye emretmemiş ki ben o yola
cebir koyayım. Yolumu bildiririm, AŞK’ımla söz ederim, gelen geçene desti
ile su doldururum. Alandan almayandan ALLAH’ım RAZI olsun. ALLAH’ım en
doğru yolu buldursun. Bulanla bulmayan bir yürüsün, birbirini doğru
yola yöneltsin. AMİN.
5 Sayı ile değil, değerimizi
bilenle; beyti ile değil, sohbeti ile tanınır MEVLÂNA. Sen aldığını
dostun ile yaz. Yalnız yazın elden olsun, beyinden değil. Bizim yazımız
eldendir, senin aldığın beyinden. Uyumadan alsana, bir tebliği
versene. Vücut yapısı, ağız kapısıdır. El yapıcı, ayak götürücüdür; beyin,
alıcı. Yalnız alışı ayık verirsen, dediğin sana uyar. Uyur verirsen,
sen ona uyarsın. Burada uyan benim, orada uyan sensin; aradaki fark, budur. Üstünlük söz konusu edilmesin, kula ölçü verilmesin.
6 Kendine
saklama, sakladıklarını
da aç. ‘Açamam, gücüm yetmez.’ deme. Ondan aldığımı dedim, sana
ilettim. Vazife orada başladı senin için. ‘Vergiden değil, aldığım.’
dersin. Gelen, değirmene elbet un getirir. Amma değirmeni yel üfürür.
Değirmen senin, un gelenin. Esirgeme. Her gelenin ununu, eline elenmiş
ver. Alan bilir.
7 Yabanın sözü, çobanın sazına
benzer, hep aynı havayı çalar. Her davarın başında çoban olur. Malumdur,
çoban olmasa da davar ağılı bulur. Ne var ki, yine çoban gereklidir.
8 Verişin akışı,
artışa yol alır. Müsterih olasınız, eskiyi silesiniz. Vurduğumuz
davul değil. Davul da boşa vurulmaz, gaye ile vurulur. Gelişin
gayesi, yersiz değildir. Yorgunluk, bedene tabi olmaz. RUH’un
yorgunluğuna söz etmez. Elbet farkına varmaz. Yapıyı yapan mı yorulur, çizen
mi, yoksa içine oturan mı? Oturan, binayı temiz baksın diye yorulur. ‘Dersimiz
değil, sohbetimizi geçelim.’ der dostumuz. Geçenle beraberiz. Ağaç
kimi dağda olur, kimi bağda, kimi suda. Amma hapsinin değeri
ayrıdır. Biz sudayız, o bağda. Dedim, değer ölçüsü vermeyin,
mertebeyi kayırmayın. Ağaç; nerde olursa olsun, ağaçtır. İster
meyveli, ister meyvesiz. Kiminin meyvesi, kiminin gölgesi, kiminin yuvaya
takılan çatısı ağaçtan olur.
9 Vazife yalnız burada değil,
orada da vardır. Her kul, dünyadaki yapısından değil görgüsünden
sorumludur. Kul vardır gül bahçesine girer, ‘Dikeni.’ der şikâyet eder; kul
vardır dağda gezer,
bir ota iltifat eder. Görgü, budur.
10 MESNEVİ nedir? AŞK’ın
sözcüsüdür. Kulun verdiği nedir? Ne verse ‘ALLAH’ım.’ için der. Demeyin ‘Eski
kul, imanı tam kul idi.’ Günün kulu da arar. ‘ALLAH’ımın VARLIĞI.’ der,
her yerde sorar. Çünkü aydınlanmaya muhtaçtır. Her gelen söze uysa, geleni
duysa; kul şaşkına döner. Onun için bir yol tutar, o yolda gitmeye
çalışır. Ne yoldadır ne kolda, olan gönüldedir. Mümin olmak, ‘Müslüman
doğdum.’ demekle değildir. Hıristiyan olan, ALLAH’ımın kulu
değil midir? Uyarsa, gönlünü duyarsa, ‘Doğru olan budur.’ derse; ona
‘Mümin.’ denir. Müslümanlık gönüldedir.
11 Söz yetti gün de bitti.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE
İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH