9 Mart 1971

MEVLÂNA’yım ben!

1 GÜLÜ’nden güne, selam getirdim cümlenize. Selamı anında aldım ilettim. Size getirdiğim selamın yüceliğinden, hoş oldum, sevindim kuşlar misali.

2 Suyumuzun verdiği, gönüllerde kaynadığı görülür. Suyumuz kaynak değil, şelale gibi akar. Sultanın verdiği emirle değil, sevgi ile olursa; kulu eğitir, değirmende öğütür.

3 Hancıya soralım, ‘Dileğin nedir?’ Der ki, yolcudur. Yolcunun dileği; yol almak, yorulduğu an handa kalmak. Ne var ki, her yolcuda güğüm olmaz, her  güğüm dolmaz. Güzelliğin ölçüsünü güzelle verebilir misin? Denenle söylenen, güne göre, gelene göre olursa; ne NUR’dan nasip kalır, söylenen doğru olur. Gaye nedir? Yol için kul gerekli. Dediğin, asfalt yolda lüks araba sürmeye benzer. Öyle yazı verilse, kulun sadece defterini süsler. Defter de, ne gönülü besler, ne yolu açar. Gündeki gaye, yol içindir. Dün söylenen beyitle, bu gün yazılan ağıt bir midir? Dünküne gülüp geçen, günde gürültü seçen; dün yazılana bakar mı? Bakana yazmaya ne hacet.

4 RUH’un varlığı, bilmez darlığı. Ona de ki, ‘Kitap yazmakla, sohbet etmek nedir?’ Sohbet; gelenle kalanın, gönülden alanın-verenin, sözle anlaşması. Kitap; AŞK’ın en üstüne çıkıp, feryat etmesi. Sohbet, feryatla edilmez. Yerini ayırmalı. Daha önce dedim, sedef kakmalı rahle, baş odaya. Bilensiniz. Yerli yerine konan söz, kulu eğitir. Sahip olduğun gönül suyun, sanma ki kitaptandır. Yol yürürken, güneş görürken ne dilersin. ‘Ağaç bulsam, gölgesine girsem.’ Der misin ‘Kitap olsa okusam.’ Sudan gelen, su diler. Dediğin; yol yürümüş, yolun sonuna varmış. Elbet ele kitap almış, gölgede kalmış okumuş. Gördüğü için, okuduğunu bilmiş. Ne sözüm olsun ona?

5 Selam verdim kuluna. Ana dilinin ötesine bakmasın, kandili dumansız yaksın. Ne çobanın sazı, ne yoldaki sözü davara yol açar. Davar, gidişi kendi bulur. Danışılan yol, yolumdur. MEVLÂM, verdiğine der ki, “KULUMDUR.” 

6 Sev sevdiğince. Kundak ile değil. Kundak bebeğini her kul sever, ne zararı var diye. Sevdiğini, zararı olduğunu bile-bile seversen; yol, odur. Ona de ki, ‘Ayırmasın kulları, kayırmasın yolları.’ Her yolun gidişi, varışadır; her varış, deryayadır.

7 Müsterih olasın, gönülde yananla sevinesin. ‘Yalnızlık yok.’ deriz, ALLAH’ımın BİRLİĞİ’nden söz ederiz. Bilenle bilmeyenle beraberiz. Gayretin ötesi yok. Sahip olunanı elinde tut ki, ‘Gayretim boş değil.’ diyesin. Ona dediğim şu; ne dense, gönlüne duman koyma.

8 Efsane demeye değil, yolun ışığını tutmaya gelirim. Bilen, bilgisini sergiye koysun; gelen alsın, gidene versin, kendine saklamasın. Bilgimizi göstermeye değil, gönüllere, gönül bağlarına su vermeye geliriz. Bağın asması olsun, üzüm versin; şarap olsun, sarhoş etsin. Sergi neden kurulur, kitap neden yazılır? Raf süslesin diye değil.

9 Tarlaya pamuk ekilir, buğday da. ‘Hangisi daha verimli?’ dersen, yanılmış olursun. İklime değil nasibe.

10 Gönülden açılanla, kumundan seçilen bir midir? Her kul, ALLAH’ımın YARATTIĞI’dır.

11 Yasemin dala dolmuş, kul gelmiş dalı yolmuş. Yasemin de mahzun, kul da mahzun. Niye yolsun? Baksın, dalda görsün. Sana ne verir? Yolmak, kulun gayesini neticeye mi bağlar? Çölün kumuna gitsen, yürüyüp de yol alsan; bıraktığını ararsın, arkanı dönersin boştur. Çünkü gidiş, hep ileridir. Dama taşı geri gelmez, hep ileri çıkar.

12 ‘Gönülü olan güne çıksa.’ diyene de ki, ‘Ne verir?’ Günün vergisi kulun görgüsü. Asmadan alsan yetmez mi? Değirmen misali, buğday unu, çavdar unu bir midir? Ama hapsi undur, aynı taşta öğütülür. Vergisi de bir değildir. Kul da öyledir. Aynı değirmende öğütülse de, netice bir olmaz. AŞK’ımız sönmez. 

13 Manayı bulan, maddeyi seçer. Dayanan, bulur. NURU’nu alan, müsterih olsun.

14 Işık deriz, söz ederiz. Işığın da çeşidi olur, bünyesine göre verir. Mum ışığı başka, lamba başka, elektrik başka.

15 Neden doğanla ölene kırk gün hesap verilir, neden türbeye gidilir mum yakılır? İnandığın bir şeyi yapmak, neden günah olsun? Sayılan gün, gelenlerle beraber olunan gündür. ALLAH’ımın NURU değil midir verdiği yavru? NURU’nun bekçisi değil. Emaneti hatasız almak için beklenir. ‘Hata nerde?’ dersen, önce ana korunur, sahip olduğunu sandığı yavru adına. Gayesiz dolaşan meşgalesiz gezinen RUHLAR’dan. NUR olan, alımı tez olur. Onun için korunur. ‘Kim korur?’ dersin. Elbet ALLAH’ımın MELEKLERİ. Meşale yakmayan RUHLAR. Dedim, karanlıkta kalan RUHLAR. Göçün neticesi de aynıdır. RUH’un bedenden irtibatı kesildiği için, etrafı kalabalık olur. Nasıl ki bir gemi, limana yanaştığı zaman meraklı çok olur, nasıl ki meydanda sis her tarafı sarar. Kulun da RUH’u öyledir, şekil nerede ise öyle. Sonunuzun hoşluğu, kâinatın boşluğuna eşittir. RUH mu imal edeceksiniz? Beden, dünya malıdır; RUH, ALLAH’ımdandır, onun için tarifi yapılamaz. Yalnız, ne hücre ne kan, ayrı değil hep beraber. RUH, her yeri kaplar. Ölüm, RUH’un bedenden ayrılmasıyla. ‘Ölüm.’ dersiniz, sözü kapatırsınız. Ölüm yok derim size. Sözün münakaşası olursa, neticeye varılır. Üzüntü edilmesin, ‘Sıkarsın.’ denilmesin. RUH’un ağırlığı mevcuttur. Yalnız bu ağırlık, enine mi boyuna mı olduğu, kulun ölçüsüne göredir. Manevi değer o değil midir? Kulun merakı yerindedir, ÖZ’ünü sorar. RUH döner mi? Hapisten çıkan bir daha girer mi? Ne var ki düşündüğümüz manada hapis değil. Ölümün yerinde, göçün olduğu bilinir.

16 Kalkış mucize değildir. Olay, kuyudan suyun çekilmediğini gösterir. Şehit, HAK YOLU’nda şehit olur, gerisi şahit olur. Dinini, namusunu, yurdunu, yuvasını korumayı vazife bilen, vazifesinde ölene şehit denir. Yurdunun namusu, senin namusun değil mi? Gelene durursan, vurana vurursan; vazifeni yapmış olursun, çünkü orada kanun yoktur. Kanunun olmadığı yerde, cürüme yer verilmez. Harp kanun dinlemez. Harp; eğer vatan müdafaası ise, koruyucusu şehit olur. Saldıran, şehit olmaz. ‘Benim.’ dedi, benliği onu yıktı. Kuvvet, ALLAH’ımda.

17 ‘YA ALLAH.’ YARATAN, ‘LÂİLÂHE İLLALLAH’, ‘SEN’inleyim.’ demektir. Dediğim odur. ALLAH’ımın İSMİ CELİLİ’nin üçüdür.

18 Okumanın ne ölçüsü ne çerçevesi olur. Yardımı ALLAH’ım verir, sebebi halk edilir. 

19 Doktora deriz. Gözün nurunu bilirsin, gözde ne görürsün? Beyni düşün. Onu derim doktora anlatırım. ‘Ona sözüm var.’ demiştim. Beyni düşündün mü, yapısına göz attın mı? Ne gördün, neden yumuşaktır? Sert akım alır da ondan. Gözde sert kas gördün mü? Göze hükmeden nedir? Yolun yolcusu, gözün elçisi. Sarayı kuran, en değerli ne olduğunu bilmez. Değeri, NUR oluşundandır. Beyine ileten de gözdür. ‘Körde nasıl?’ dersen; körün görme hassasını, ALLAH’ım başka yerine verir. Elden ziyade kulağa. Sesi şekillendirir.

20 Huzur, arandığı yerdedir. Kul vardır, dumanı içinde görür; kul vardır, üstüne çıkar ‘Ayağımın altında.’ der, üzerinde gezer. Bulut hiçbir zaman güneşi örtmez. Kulla arasına girer. Ne mutlu bulutun üstüne çıkana. Benden değil ALLAH’ımdan dile. Benden müjdesi.

21 Beklemek zor gelir, sevinci büyük olur. Yaşın taşı olmaz. Nasip ölçüye vurulmaz. Asma ile pamuk misali. Biri koruk iken tad alır, biri çiçek iken. Pamuğun ermişi ne olur, kula ne verir. Elbet yatak ta olur yorgan da, kulu rahat ettirir.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH