14 Nisan 1971

MEVLÂNA’yım ben! 

1 Hoş gördüm. Gönül yoluyla geldik, rüzgardan-yelden değil; ahiret suyu aldık, yağmurdan-selden değil.

2 Güzellik nerdedir bilir misiniz? Yaratılmışı sevmekte, hatasını örtmekte. Hata olmasa idi; güzellik bulunmazdı, doğrusu çözülmezdi. Atmayla değil, tutma iledir. Gerektiği günde affa gitmektir. Hatalı bildiğini unutmaya çalış ki, senin de hatana söz düşmesin.

3 Seherde kuş sesi güzel gelir, gün uzayanda etrafın sesi güzelliği örter. Halbuki, dünya aynı dünya, gün aynı gündür. Onun için, olayı basitleştirip ayağa düşürmeyin. Asmanın verdiğini bilmedin mi, koruğunu sabır ile beklemedin mi. Erdi, üzüm oldu. Şarabı bekleyemezsin, sabıra yer veremezsin. Aynayı güneşe tutma, oynamaya yer verme. Aldığını verir. Güler yüzle bakarsan, o da sana güler. Yolunun ötesini şüphe ile bekleme. ‘ALLAH’ım en güzelini verir.’ de. Şüphe; kulunu yanıltır, yolunu şaşırtır. Şüpheni silersen, ‘ALLAH’ım.’ der dayanırsan; aydın güne çıkarsın, hayır yola bakarsın. Uymayış, verileni duymayıştır. Görülen, güne değil yarına aydın pencere açar. Günde gelen olaydan, canınızı üzmeyin; ‘Dünya.’ deyip bezmeyin, gayesiz gezmeyin, gönülde kuruntuya yer vermeyin. ‘Oldu olacak, verdi gidecek.’ demeyin, ALLAH’ıma havale edin. Geçici olayın yoluna baş koymayın. Geminin gidişini düşünün. Limandan kalkar, denize açılır, ALLAH vergisi fırtınaya tutulur. Sallanır-sallanır. Ne var ki, gemi batıcı değil. Sarsıntı ile birkaç parça eşya kırılıp dökülürse, o da dert midir? Yeni limana gelende, tazelenir.

4 Yumuşak olmayı dilersin, ‘ALLAH’ım.’ der, dua edersin. ALLAH’ıma havale ettin, şüpheni silesin. Şüphe eden kulunu, ALLAH’ım şüphesinde yanıltmaz.

5 LOKMAN der ki: “Hastalığı dahi hayra yorun. Eğer hayır kapısı olmasa, ALLAH’ım vermez. ‘Ölüme de kapı.’ dersiniz. Ölümü neden kötü görürsünüz. Ölecekten değil, söz misali verdim. Hastalığın şifası, telkin vermeyi bilendedir.”

6 Yumağına takılan, ne senden ne ondan; kendi mantığını kullanmadığından. Kaderi ALLAH’ım çizer, amma mantık sende.

7 ‘İçinden çıkamazsam, yükünü tutamazsam, ağır gelir kaldıramazsam.’ deme, ALLAH’ıma dayan. YARDIMCI’n seni bırakmaz, ve yuvanın yolunu taş ile çevirmez. Yola giden ile yoldan gelen bir olmaz. ‘Ne denizin dalgası, ne yüce dağın havası vermedi bana.’ der, derdine dert ekler. Müstesna yol alacak, ‘Oğul.’ dediğin bulacak, MEYDAN kula yol verecek. Bahçeye girersin, çeşit-çeşit çiçek derersin. Hangisini seversin? Elbet hepsini.

(Resim verildi: MUSA ALEYHİSSELAM’ın anası HAZRETİ FATMA.)

8 Amade kulu, aydın yolu, ‘Oğul.’ dediğinin ULU’su. Görülen MUSA’nın anası. FATMA. Yardıma çağırdığın an gelir. ULU’sunu verdim, yolunu aydın gördüm. Şüpheden uzak kalsın, içindekilerini atsın, gönül bahçesine yeniden çiçek diksin. Yanlış anlaşılmasın, çiçekten maksat yozluktur. Açayım. Gönül bahçesi açık. Ne var ki gelişi güzel çiçek yeşermiş. Yeniden çiçek diksin, dediğim odur. Diktiğini bilsin, dermeye değsin. Gönül bahçesini çok açık gördüm, ‘ALLAH’ıma emanet olsun.’ dedim.

9 ‘Kötü.’ deyip beddua edilmesin, ALLAH’ıma güç gelir. ALLAH’ım her olayı görür.

10 Uymayı bilirsen, duymayı öğrenirsin. ALLAH’ıma havale edilen her olay, dileğince olacak. Şüphesiz dile. Diledikten sonra ‘Olur mu?’ deyip şüpheye düşme. Vurduğunu değil, ezdiğini düşün. Vurmak, bedene değil. Gönülden ezdiği, verilene söz ettiği. ‘Sahip olduğum.’ deme, ‘Emanet aldığım.’ de.

11 Aydın yolu açmak için, önce yıkıklığı kaldırmak gerek. Yolunu temizler, aydın yola hazırlar; o zaman yürüyüşün, senin istediğin gibi olur. Bırak yolunca gitsin, temizliği güzel yapsın. Taş kalsa, yürüyüşe mani olur, belki ayak takılır. Tuttuğun yol güzeldir, vergiden uzak kalmasın, ‘Kendime mal olsun.’ demesin. Ayağına vurur, yoldaki taş misali. Dikkat etsin, açık bırakmasın. 

12 DEDE yolda yolcu, kullarına hancı, yollarına fenerci; ışığım yettiğince. Dileyene vermek, vazifem. Her yolun yolcusu, her yolcunun elçisi olur. 

13 ‘Hayır olaya bağlasak.’ denir. Gelecek, perdenin altında gizlidir. Ne var ki, perdeden aydın ışık gelir. Kuruntu silinsin. Gördüğün gibidir, dediğimizden dışarı değil. Olduğu gibi görünür, göründüğü gibi olur.

14 Yemiş ağacı, yalnız ekşi erik demek değildir elbet. Yemiş ağacı dedim, meyve demedim. Meyvenin tatlısını da ekşisini de seven olur. Sana tatlıyı ekşi demedik. Bildiğin gibi bulursun. Asmayı kütük bilen, şarabın nerden geldiğini sorar. Açayım. O kadar taze ki, kütük ile şarabı ayıramaz. Bilse ki aldığı şarap, beklenilen günün meyvesidir, günde onun hevesidir. Ne var ki, eline hazır sunulur.

15 ALLAH’ım ayağını atmasını bilmeyene YARDIMCI gönderir. Bilip te doğru atmayana, YARDIMCI ne yapsın. Duaların kabulü, yürekten edilişindendir. Çerçeveye konmuş gibi okur asarsan, duan duvarda kalır. ALLAH’ım! Yürekten duacı kullarına uydur bizleri, HUZURUN’da vursun dizleri. ALLAH’ıma giden kulun sözleri; kabul edilip te gelsin, duvarda asılı kalmasın. Duanı yaptıktan sonra, şüphen olmasın. 

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık. 

16 Gücünün üstünde olsa bile, YARDIMCI’ndır. Duanı ver, yardımına çağır; kapalı kapılar açılır, yükün ağılığı hafif olur.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH.