|
9 Mayıs 1971 MEVLÂNA’yım ben! 1 Kaide, dünyayı bile çevresine aldı, buna atmosfer dendi. 2 Aynayı versem, yüzüne tutsam; yüzünden gelen aynaya ne verdi? Var olan görünür, görünmeyen aranır, arandıkça bulunur. Neden dendi ‘Ara, bul.’ Çünkü ALLAH’ım kuluna serdi. Aramaya lüzum görülmese; aradığını bulamazdın, bir adım atamazdın. MEYDAN kulun, kul yolun. MEYDAN’da durmak ne verir? Yolu, arayan görür. Aydın olan gün, kulunu sevindirir. Aydına sevinen, karanlığa niye yerinir? 3 Yer yerindir, su serindir, gönül senindir. Cümlenize. Asmayı budayan, koruğu bekleyenlere. CAN senin, CANAN senin; gönül senin, AŞK senin. Senden gelen benim. Senden ne gelse, benim kabulüm. Adından ne gelir, gelse de ne verir? ALLAH’la dolu olanın, neresinde yer bulur. Beden O'nun, CAN senin. Sen sadece CAN’ının sahibisin. Ona dilediğin yönü verebilirsin. Vermeyi dilediğin yön, senin dünyadaki dileğindir. Gayen, dileğinin eleğidir. Dilersen, ‘ALLAH’ım.’ dersen; elekten geçirir, gayeni ‘Kötü.’ der ayırırsın. 4 Ahiret ne el bağlayanın, ne diz bükenindir. Ahiret gönülden ‘ALLAH’ım.’ diyenindir. El bağlamak, diz bükmek, bedenin selameti; gönlünü ALLAH’ıma açmak, CAN’ının selametidir. Borcunu ödersen, gönlünü açarsan; hem bedenini, hem gönlünü selamete götürmüş olursun. Ağaca niye çıkarsın? Ya budamak için, ya meyve toplamak için. Çıkarken, hem bedenini hem CAN’ını düşünürsün. ‘Düşmeyim.’ diye, sıkı tutunursun. 5 Aşından kesme, düşünden kalma. Asmanın verdiğine söz etme. Sana zararı olsa bile. Eğer sana zarar vermişse, o senin hatandır; o, kaderdir. Verdiğine dedim, üzüm olunca şarap erince içene dedim. Elbet aşırı içersen, zararını görürsün. ‘Yerinde kalsın.’ dersen, kararını bulursun. 6 Ne sana, ne senden gelene, ne O'na, ne O'ndan gelene sözüm haddim değildir. Sizler ALLAH’ımdan gelenlersiniz. Onun için sözüm, ne kuluna, ne yolunadır. Sözüm, sadece yola fenerdir. ALLAH’ım cümleden RAZI olsun. 7 ‘Sevdim, geldim.’ demeyin. Gelişim EMİR’dendir, sevdiğim AŞK’ımdandır. Ne VERDİ ise sevdim, AŞKI ile yandım; volkan oldum aktım, etrafıma dağıldım. Yanan ile bir oldum. Ne dağdan yüceye, ne denizden derine inmeyen, EMİR olanı bilmeyene; yol göstermeye geldim. Yolunu bilenle el-ele verip, ‘Yardımcı olayım.’ dedim. Elbet ALLAH’ımın İZNİ ile. 8 Kul olur ‘ALLAH’ım.’ der, sonra döner dövünür. Başına geleni kulun zararı bilir. ‘ALLAH’ım.’ dediğinde, neden olayın iyisini ALLAH’tan, kötüsünü kuldan bilirsin? Her verilen olay, hayırdır; sana şer gelse bile. Mana; şer olan kulun dilinde, hayır olan ALLAH’ımın elindedir. 9 Yumuşak yol dilediysen, ALLAH’ımdan istediysen; vermez mi sana. ‘Nasibim.’ dersen, dünyayı dilersen; onu da verir. Amma, senin dediğin gibi değil, kendi bildiği gibi. Miyarım, YARATAN’dan. 10 ÖZ’üm ile geldim, sözüm ile dedim, her gün sandık doldurdum. Kapağını kapama, ‘Antika olsun.’ deme. Her şey kullanıldığı devrede güzeldir. Güzellik; niyetin oluşunda değil, olaya uyuluşundadır. Söz ile şaka güzeldir, bedene mal olmadıkça. 11 Men edilen, yumağın cefa görmemesi. Her kulun hayatı kıymetlidir, kıymeti kulun kendindedir. Sen senden sorana eziyet edersen, o senin sorundur elbet. 12 ALLAH’ımın Sözcüsü, zamanı vermiş, “Zamana uyulsun.” demiş. Kulun kaygusu neymiş? Günde devletine uyulur. Kanun emrine, kulun uyması gereklidir. 13 Hummalı olanla, yolunu soran danışır. Yeni gelen, ‘Geç oldu.’ demesin, umudunu kırmasın. Dünya olayı küçük, dönüşe yer vermesin. Danıştığın gibi olsa, YM. Yumurta misali destek ararsın, ‘Desteğim yakınımda olsun.’ dersin. Esas desteğini unutursun. Kula güvenme. ‘Kötü mü?’ deme. Ne var ki, kulun desteği bir rüzgara dayanmaz. ALLAH’ımın DESTEĞİ, bin fırtınadan yıkılmaz. Kuldan değil, ALLAH’ından dile. O'ndan bekle. Sebep halk eder, kul buna ‘Tesadüf.’ der. Şüphesiz beklersen görürsün, fistana yamayı dikersin. Geç değil. Düşünme, olanın tarifini sorma. 14 Yayılan sürü ot diler, yürüyen kul set diler, durup dinlenmeye. Ağaçtan beklenen, verimidir. Meyvesi olmasa da, verdiği gine kulun hayrınadır. Yaprağı, toprağı, gövdesi, kökü her şeyi ile kulun hizmetindedir. Ağacın verişini, kulunun görüşü alamaz. Çünkü verdiği havayı bilemez. Öyle bir ağaç vardır ki, havası kanserin tedavisindedir. Her ağaç havası, bir hastalığın şifasıdır. ALLAH’ımın izin verdiği ağaca, git dur. Verilecek, az kaldı görülecek. (Kanserin ilacı mı?) Evet. Türkiye’de. GARİB’e. İsterse dinlemesin. Günü hazırlanır, planı çizilir, elbet görülür. Meraka yer yok, geç olmaz. Evet. Yurt dışına, yurt içine her yere yayılacak. 15 Bizde gömmek nedendir? Unutmak için. Yemediğin aşı ne yaparsın? Yumuşak yol arandı, yoldan çıkıldı. Çıkış yersiz değildir, şöyle tarlaya girildi. O da gereklidir. Dünya yaşamak için, ölümü düşünmek içindir. Yaşamak için, tarlaya girip, ağacına-çiçeğine göz atmak gerek. Gine yola düzülürsün, yürürsün-yürürsün. 16 Sabahın oluşunu nerden bilirsin? Güneşin doğuşundan. Neden doğduğu rengi battığı renge uymaz? Çünkü doğuş rengi olgunluğun, batış rengi ergiliğin timsalidir. Olgunluğu her kul idrak eder. Erginlik, her kula nasip olmaz. Güneş doğuşta, başlı başına aydınlatır. Batışı dahi, aydınlatıcılara yardımcıdır. 17 Vazifenizi unutmayın. Vermek. MEYDAN kulunu görmek, MEYDAN’ı aydınlatmak için; ne bir, ne bin fener yetmez. Eshot oldum, size vazife verdim. Elbet ben değil, ALLAH’ım verir. 18 Tüyden mahrum olan kuş uçamaz, havalansa kaçamaz. ALLAH’ıma dayanan, ne korkar ne şaşar. ALLAH’a ısmarladık. 19 Kulunu ayırmam, kulu kula kayırmam. Meyvesi eren ağaç, yaprağı bol olsun dersen, bolluğundandır meyvesinin ermesi. Çünkü yaprağıdır, kökünün gübresi. 20 Olmayı dileyen, vermeyi bilendir, verdiği kadar alandır. ‘Verdiğim gider.’ deme, yeri dolar. Veresiye mal satılır, amma gönül alınmaz. Mal sergiye konur, amma gönülü koyamazsın, ‘Gel, sende gör.’ diyemezsin. Gönlünün ölçüsüne, kulu şahit alamazsın. Kulun gönlüne kefil olamazsın. 21 Ne yaşadığın günü say, ne elma diye soy. Yaşadığın günü sayarsan; saydığın kadar harcamış olursun, soyulmuş elma gibi atılırsın. Elma, eğer kabuğu gerekli olmasaydı, kabuksuz yaratılırdı elbet. Soyulduğu an, ya yenmeli ya atılmalı. Elma kabuğu misal değildir, masal. Kabuğundun soyulan elma, TANRI’sından uzak kalan kula benzer. Elbet, börter. 22 LOKMAN geldi, ağaçları dedi, şifasını söyledi. LOKMAN’ın tanışması, ne çay ne kahve iledir; dediği şifa yoluyladır. 23 Mümin olan alır, ULU’su verilir. Duacı olunsun, İBN-İ SİNA’yı bilsin. ALLAH’a ısmarladık.
|