20 Haziran 1971
MEVLÂNA’yım ben!
1 Hummalı olunan günde, duman kesif gelir. Aymayı bilmeyen, olaya ‘Hayırsız.’
der. Yumuşak yol bilinmeyen her olay.
2 Ot bürümüşse tarlayı, verimi kıt mı olur? Söz etmeye değmez
ki. Otu temizleyeceğini bilirsin, kolunu sıvarsın. ‘Vah, ot bürümüş.’
deyip kolunu bağlarsan, ‘Verimsizlik.’ deyip ağlarsan;
ağlayış ta, bağlayış ta yersiz olur. Her olay böyledir.
3 Söylenilenden ötesini düşünmeyin, sağını-solunu aramayın. Çünkü
söz, mayalı hamura benzer; ne tarafa çekersen, öyle şekil alır.
4 Aydın olsun gönlünüz, ferah bulsun gününüz. O suyun akışı gür,
öbür suyun akışı suyun seviyesinde ise, değersizliğinden
değil. Su vardır yüksekten akar, gürler de gelir; su vardır yerden kaynar.
Değer ölçüsünü almayı bilsen, ikisinin aynı olduğunu görürsün. Asalet,
bedende değil gönüldedir. Ayağını yere basanla, yere halı serenin
gönül farkı ölçülmez. Bedenin rahatlığı, cenneti buldurmaz. Yanılmayın.
Dediğim, rahat yaşayan cennete gidemez değildir. Seyahate giden,
akçesine göre gider; ahirete, gönül paklığına göre gidilir. Teferruat kulu
yanıltır.
5 ‘Güne uymak’ demek, yaşadığın güne uymaktır. Elbet cemiyetin
kınadığı, senin yanlış hareketindir. Yanlışlık yok. Sakın gönülü
üzme, ‘Halim ne olur?’ deme. Sen bu halinle, olmadan ermiş kulu göründün.
Fistanına ölçü almadın. Suyun aktığı yerde, suç olmaz; kulun gönlü suça yer
vermez. El ile olanla, gülü koparan bir olmaz. El dileyene, kolunu ver. Kolun
senden gitmez. Yola gidene kötülük gelmez. ALLAH’ımın EMANETİ’ndedir.
6 Yumak, mümin olanla, oyma ile işlenir. Gümüş, YUYAN’a,
dünyanın mülkü. Az da olsa, çok ta gelse; emanetçi olduğunu bilir,
gayesini altın yoldan çevirmez. ‘Gelen gelsin, hep benim olsun.’ diyen yanılır.
Ne dünyada huzur bulur, ne ahirete hazırlanmaya vakit kalır.
7 Soyunmayı; yerden değil, yönden arayın. YUŞA’yı düşünün.
Ne yerden, ne şerden korkmadı. Doğrusu yazıldı, ALLAH’ımı bildi, O'na
sığındı. Düşündü, AŞK’ına dünya dar geldi.
(Resim
verilir: Bir kuğu resmi)
8 Yazıyı kestik, okumaya yer verdik. Olacağı ALLAH’ım hazırlar,
kulunun önüne serer. Onun için kul üzüntü etmesin, ‘Ne olacak?’ demesin.
9 Başın saç ile örtülüdür. Saçı kesersen garip gelir. Göz görür. Gören
göz, duyan kulak ile değer kazanır. Kulak duymaz ise, olay kendi
zaviyesine göre yorulur.
10 Resim, günde gönüllerinizin paklığını gösterir. Yüzünüze ayna
tuttum.
11 Gümüş ne ile alınır, altın ne ile verilir?
12 Medine, gitmeyi dilediğiniz. Doğuşu-oluşu-göçü
umduğumuza erdirse ALLAH’ım, elbet seviniriz. Ne var ki, dilersek, gönülle
de varırız. ALLAH’ım gönülle varışı nasip etsin, kulunu layık görsün.
Mertebe; gitme ile değil, varma ile alınır. Çiçek dahi layık olduğu
yerdedir. Her çiçek, ALLAH’ımın ELİ’nde aynı değerdedir. Ne var ki,
kulun elinde yeri ayrıdır. Unutulmasın, hiç biri sebepsiz verilmedi, hepsi kulun
hizmetine serildi.
ALLAH’a ısmarladık.