5 Temmuz 1971
MEVLÂNA’yım ben!
1 Yavru konuşsa, yumuşak dese, söz gerekmez. Sohbet olan yerde,
her kulun konuşma hakkı olur. ‘Daha küçük, dil çözülmeden ‘Almıyor.’
demeyin ‘Sohbetten nasip.’ MEYDAN’ın kulları, HAK YOLU’n olur dölleri.
2 Zulmü kula reva görmeyin, layık olsa bile. Kulun cezasına ölçü
vurmayın. Yolun dikeni kulu şaşırtmaz. Müsterih olunuz, sebepsiz
gelmez. Geceyi bitiren, gündüz sormaz. Her verilen haktır, HAK’tan gelmedir. Uyku
uyumazsan, günü görmezsin, günün hayrını bulmazsın. Geceyi bilmeli, gündüze uymalı,
her sözü duymalı. Ne var ki, her sözün üstüne taş koymalı. Gözün gördükçe,
kulağın aldıkça. Elbet, komşu duvarına kulak dayanmaz. Asmayı, üzüm
verir diye; fistanı, bedeni örter diye alırsın.
3 (n rüyasını sorar)
Hür olmayı, bağımsız kalmayı der sana. Yanlış anlaşılmasın; hür
olmak, dünya yükünden sıyrılmaktır. Yoksa yakınlarından ayrı kalmak değil.
Gönüller yaklaşınca, hep aynı yolda olunca; mesafenin sözü edilmez. Kötü
olan yok ki. Her olay güzeldir, düşen yaprak gazeldir. ‘Olsun.’ dediğin,
suyundan aldığın; geçmeye köprü kurulur. Oymaya yumuşak tahta
gerekir, aynı kul gibi. Sert olan tahta, kırılır, kırılmasa da çatlar. Müsterih
olasınız, mesafe ölçüsü kula uygulanmaz, ‘Kul geç kaldı, varamaz.’ denmez. Çünkü
gidiş belli olmaz. Elbet göçün ölçüyle ilgisi yok. Merdane söz alanı, sertlikle
dağıtmayın. Mertlik dedim. Oymayı yapmaya ağaç dilersin, ‘Gereklidir,
ver bana.’ dersin. Sert karşılanırsan ne dersin? Yolunu başka yöne
çevirirsin. Suyun akışı bir yerden olmaz, destini başka yerden doldurursun.
Yersiz kul olmaz. Yurtsuz olana ‘Hemşerim.’ denmez. Sen bana, ben sana,
el-ele olursak, yüz yüze bakarsak, her kula gülersek, VEREN’den şüpheye
düşmezsek, yanılana hudut gösterirsek; hem o kazanır, hem sen. ‘Asayiş
düzgün olsun, her kul huzuru bulsun.’ demek için, senin de katkıda bulunman
gereklidir. ‘Şaşırmış.’ dediğin kulun elinden tutman gereklidir.
‘Neme lazım.’ diyen, kendi de eğridedir. Ne var ki, el verirken ağaca
yapılan oyma misali. Akımın yükü her kulda ayrı tezahür gösterir. Müsavi olmak
değil.
4 Senin kendi bedeninde ağır akım var. (y’ye.) Yüklü. Sizin bileceğiniz manada. Cereyan.
Sende cereyan nispeti yüklü. Güzellik, nasibin olanı almadadır.
5 Günümüz hoş geçti, yolumuz açık. Her dileyene, ‘Bekleriz.’ diyene
gideriz. Gözümüz gördüğü için ‘Şükür.’ deriz, sesini aldığı için
‘Şükür.’ deriz, elime verdiği için ‘Şükür.’ deriz, ağıza
aldığı için ‘Şükür.’ deriz. Günahın olduğu yerde sohbet olmaz. Sohbetin
manası, AŞK’tır mayası. Oturduk başına, yoğurur dururuz. Sert gelse
hamur, suyunu katarız. AŞK’ın mayası, bedenle ölçü almaz. Bedenin hatası,
gönüle gölge sermez. ‘Sigara alsam, içsem.’ dediniz. Onu dedim. Suyun aktığı
yerde, çamur da olur. Ne suyun hatasıdır, ne kumun. Çamur oldu diye, suya mı
hata bulalım? Çeken topraktan değil, suyun çok geldiğinden.
6 Asmayı budayan, elbet üzümü bekler. Güçlük yenildikten sonra tadına
doyulmaz. Suyun akımı, dağdan mı, bayırdan mıdır? Saha geniş oldu mu,
‘Alacağım çok.’ deme. Alacağın, nasibin kadardır. Gümüşü severiz,
‘Çok olsa.’ deriz. Çok olsa, çok mu yeriz? Ne var ki, yiyeceğin çeşit
çok olur. Karnın doyanda, miden dolanda; baklava yiyen de bir, peynir ekmek yiyen
de bir. Müsterih olalım, ‘Şükür.’ diyelim. Aynayı elden bırakmayalım. Sözümüzü
verdik. İzin benden değil. ALLAH’ım İZİN verdiği gün
veririz. ALLAH’ımın İZİN vaktinde. OSMAN geldi, cümlesi geldi, sofranıza
duacı oldu. Oyun, yumağa zarar vermez.
ALLAH’a ısmarladık.
7 Sahibi olduğum CAN’ım, ALLAH’ım SEN’inledir. SEN’den ayrı olamam,
SEN olmadığın gün, ben yaşayamam. Yanlış anlaşımasın, ALLAH’ımın
olmadığı gün, elbet yoktur. Dediğim şu. Sen anmadığın gün,
senin için yaşamadığın gündür. Davul ses verir, ne var ki sopa ona
vurur.
ALLAH’ıma emanet olunuz.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH
müsavi:
eşit