25 Temmuz 1971

MEVLÂNA’yım ben!

1 Hatır, yumak için sorulur, ‘Hoş musun?’ denir. Aydın gönül, sohbet ile anılır.

2 Hummalı olmayın, ‘Yeter.’ deyip yerinmeyin.

3 Gölden su alanla, deryaya varmayı dileyenleri ‘YM.’ dedim. Suyun olduğu yer değil, konulduğu yerdir mühim olan. Denizin verdiğini, ağza alamazsın; membaın verdiğini, ‘Batak.’ deyip kurutamazsın. Her verileni, yerince kullanırsın. Gelenin, yol alanın da yolunu çeviremezsin.

4 Aşıyı niye yaparsınız? Meyvesini hatasız alayım diye. Ağacı köklemezsin, ocakta yakayım diye. Ocağa, kuru dal gereklidir. Ağacı kökleyen, elbet ALLAH’ıma isyan edendir; ‘Nafakamı bulayım.’ diyen değil. Ocak hem ısıtır, hem aşını pişirir. Ne var ki ocağa kuru dal gereklidir. Dumanın çokluğu, yaş dalı yakandadır.

5 Resim alırsın, çerçeveye koyarsın, niye? Asmayı budarsın, dibini kazarsın, niye? Mahsul verir elbet, nasibin ise. ‘Geç kalan kulun nasibi kıt olur.’ denir, kul gönlünce karar verilir. Ne geç kalmada, ne erken dönmede, nasibi bulmak. Bulduğunu aramak, yersizdir. Yorgunluk ona olsa, senden önce biz düşünürüz, masayı yerde kurarız. Kaide bozulmaz, mihverinden ayrılmaz. Açayım. ‘MEVLEVİ.’ dersiniz, döneni görürsünüz, dönüşe şaşarsınız. Ne dönen yorulur, ne birbirine sarılır. Her kul ALLAH’ına yakındır, umduğundan çok. 

6 Balık denizi bırakmaz, huzuru dışarda bulamaz; denizde onu yiyen daha büyük balık olduğu halde. Kulun da, olduğu gibi yaşayışını kabul etmesi gerekir. Nereye getireyim, balık olsan oltaya alayım. Oltaya ne hacet, meclisi kurduk, beraber olduk. 

7 Gönülden gönüle, akım vardır. 

8 Yardan sordun, yumağına bağladın. İki yüce dağın arasındaki geçit. Yüce dağın, bir ucundan öbür ucuna seslenirsin. Unutma, iki ayrı yüce dağ gibi görünse de, arada yar olsa da; bir elmanın yarısı kadar yakındır, iki dağ. ‘Geçemem.’ deme. El-ele verilir, ses arada kalır. Sahibi olduğun gönülle, dilediğin yere varılır. Gönülle konuşuruz. Dünyayı sildik, dilediği ile halleşiriz.

9 Halkın halka vereceği nedir? İki halkayı bir etmedir. Atmaca niye savaşır? Bir lokma ekmeğe. Serçe niye dalaşır? O da bir lokma ekmeğe. Öyle ise niye savaşır? Birinin güçlülüğü, onu zorbalığa götürür. Serçe niye sakin dolaşır? Gücüne güvenmez de ondan. Halbuki, ne biri ne öbürü aç kalır. Gel seninle içelim, kendimizden geçelim. Bir lokma aş için, sözümüze gölge düşürmeyelim. Gölge gereksiz mi? Ne var ki dinlenmek için. Bitap düşünceye kadar sohbet sürdürelim, öylece gölgeyi aramaya çıkalım. Gölge öyle olunca, ALLAH’ımdan gelir. Aramak gerekmez, sana sağnağı göstermez. Sohbetin değiştiği değil, kulun değiştiği görülür. Ne bilmece, ne görmece; gönül kapısına bekçi koymaca. Anahtar, kilit için yapılır. Elimde anahtar gezmem. Açık olan için, geçit gerekmez.

10 Çeken sen değilsin, beden; göçen beden değil, sensin. Yetersiz kalan her şey, bedene mal edilmez.

11 Dünyanın dönüşü bahane edilmesin. Dönen, yalnız dünya mı? Geçit dediğimiz, her kulun geçiti değil mi? Neden ‘Sana mı, bana mı?’ diye sorulur, dünya haline yorulur. Ortaya konulan bir tepsi aşa her kol uzanır, midesi aldığı kadar alır. Dileyen alsın, ‘Çok şükür.’ desin.

12 AKŞEMSETTİN der ki: “ULU olduğum dendi, dendiği yerde kaldı. Dediğimi dünya günümde, bir kul aldı, onun da adı kaldı. Neden yalnız o aldı? Ben ortaya sundum. Bir kulda kalsa mıydı? Suyun aktığı yer değil, aktığı yere gelendedir. Arayan bulur.”

13 Üzüntüye yer verme, mide ile gönülü karıştırma.

14 Düşünce ile olsa, gittiğin yolu bulsa; ‘Yetersiz.’ derim, gidişe mendil sallarım. Attığın sende kalsın, bedene gönül yansın. ‘İman.’ dedin düşündün, onu neyle harcadın? Ne ahiret pazarlığa, ne iman hovardalığa girmez. Aç mide, taş ile dolmaz.

15 ‘YA ALLAH, YA MUHAMMED.’ dedik, kainatı YARATAN’a duacı olduk. Her yarattığını ‘Biz.’ dedik, bizi ALLAH’a bağladık. Bizden seni ayırmadık. Duanı aldık, duacı olduk. Duanı alandan, ‘MERYEM.’ deyip gelenden, Şefaat MUHAMMED’den.

16 Gelsen de bir, gelmesen de bedenle; geldiğin görülür, gönül ile. İçsen de bir, içmesen de midenle; aldığın görülür, kalbinle. 

17 Her geleni alandır, kulunu YARATAN’dır, yolunu GÖZETEN’dir. İman; elbet ağlayıp diz bükmek ile değil, AŞKI’na düşmek iledir. HAZRETİ MERYEM, namaz ile mi vardı? HAZRETİ ADEM gözü ile mi gördü? Öğreten mi oldu? Gönül gözü açık olan, aklına koyduğunu silen; ‘Dünya.’ dediğinden çözülür. Diyeceğim şudur. Ne yolun imtihanı kula, ne kulun imtihanı bana düşer. Her kul ‘ALLAH’ım?’ der coşar, coştuğu kadar koşar.

18 Geçtiğin kadar git, geriye dönüş yok. Aldığın kadar iç, ömre ölçü değil. ‘Alsam mı, almasam mı?’ desen boş, ‘Coşsam mı, coşmasam mı?’ de, yeter. 

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH